16 Şubat 2010 Salı

"anlamam küsürattan düşelim mi bunu da aşktan?"


Bir yerlerde büyük bir yanlış var, ama kendisi neden orada anlamıyorum...

İnsanın en yakınları, en emek verilesi, anlayış gösterilesi olanlar değilmiş gibi, biz genelde hep en yakınlarımızı üzüyor, en yakınlarımızın canını yakıyoruz.Ne fena bir çelişki bu, farkında mısın muhterem okur?

Çok tanımadığımız insanlara "ayıp olmasın" başlığı altında kibar davranırken, en yakınlarımız zaten maskenin ardındaki yüzü gördükleri için tüm kaprislerimizi kendilerine yansıtıyoruz.

Yuvarlak dünyanın eğiminin pik yaptığı noktalardan biri bence bu nokta bence. Ne acıdır ki, 3. kuşak akrabamı iki kere gördüm diye kendisine sevgi olmasa da saygı çerçevesinde yaklaşıyorum ama annemi annem olduğu için fırçalamaktan utanmıyorum. (mevzu bahis olarak verdim bu örneği, yoksa anneye fırça atan taş olur)

Bence biz yakın olmakla, haddini aşmak noktasındaki sınırı göz ardı ediyoruz. Nasıl olsa beni tanıyor, beni anlıyor diye yapılan huysuzluğun da şımarıklığın da bir çizgisi olmalı bence.

Sahip olmanın olası laneti gibi bir şey bu. Kaybetmem ki rahatlığının getirdiği arsızlıkla hareket etmek ne fena bir şuursuzluk.

Ama hayır ben bundan sonra bu yoldan dönüyorum sayın okur, illa hayır denilecekse, illa birileri kırılacaksa, illa birileri şirret yüzümü görecekse benim bundan sonraki hedefim 3. kuşak ve sonrasındakiler...

Eğer bu yolda vicdanım daha hafiflerse ne ala, yok bu da ağırlık yaparsa bir de kimseyi umursamama modunu dener, sonra da kısmetse insanlıktan çıkarım.

meraklısına not: kimsecikleri kırdığım, kimsecikler tarafından kırıldığım için yazmıyorum bu yazıyı; ama kırdığım vakit ben bir eşşeklik yaptım, Allah beni davul etsin ama aklım başıma geldi artık hissiyatlarımla yazıya temcit pilavı muamelesi yapar, tekrar yayınlarım şimdiden haberiniz olsun.

ps. başlık şarkısı Gülşen- Ezberbozan

12 yorum:

kusburnu dedi ki...

ya inanmayacaksın ama daha dün bu konuyu başka bir olay üzerinden düşündüm. bi arkadaş akşam okul çıkışı kendisini alması için babasını arıyor. diyalog aynen şöyle: "alo, akşam unutma beni ha! 21.45te. tamam." Tavır da kibar bir tavır değil emredici bir tavırdı. Lan dedim, adam seni almak zorunda mı, ne biçim davranıyorsun, unutma falan, rica edeceğine. sonra tabii kendimi düşündüm, kendi eziyetlerimi. insan kör oluyor işte yakınlarına karşı. onlara kötü davranmak en doğal hakkıymış gibi. oysa hoşlandığı biri olsa mesela kırım kırım kırılır beni 21.45te al demek için. sonra o kişi kocası olunca aynı muameleyi ona da yapar :)
anamızın, babamızın, sevgilimizin, kocamızın, karımızın kıymetini bilelim. sözkonusu üçüncü şahıslarsa önce yakınlarımızı kollayalım derim ben de..riskli de olsa böylesi daha doğru..

malumafatrus dedi ki...

genelde zaten bu işin mağdurları başta aile ( özellikle anne), sonra en yakın arkadaş, sonra da sevgili oluyor. Sevgiliyle ilişkinin süresine göre en yakın arkadaştan da daha fazla kapris ve dırdır çekebiliyor.
Hadi sevgilik müessesinde ilk başlarda bir maskecilik var, bir çekinme var; ama anne baba da bu iş hiç yok. Doğuştan itibaren her şey hakkımızmış gibi davranıp, elde kalan toleransı da yanlış noktalarda harcıyoruz.

aykut dedi ki...

merhaba

KİTAP OKUYOR MUSUN?
Amerika da Afrika kökenli KÖLELERİN okuma yazma öğrenmeye cesaret ettiklerinde nasıl acımasızca cezalandırılıyorlardı.
Komünist manifesto
Karl marx : ücret, emek ve sermaye
(not: internette Marksist archive’de Türkçe bölümünden bulunabilir)

FRİEDRİCH ENGELS DİYOR Kİ:
Materyalist anlayışa göre, tarihte, egemen etken, sonunda, maddi yaşamın üretimi ve yeniden –üretimidir. Ama bu üretim, ikili bir özlüğe sahiptir. Bir yandan, yaşam araçlarının, beslenmeye, giyinmeye, barınmaya yarayan nesnelerin ve bunların gerektirdiği aletlerin üretimi; öbür yandan bizzat türün üremesi.

H. LEFEBVRE DİYOR Kİ:
Bütün sıradanlığı içinde gündelik hayat, tekrarlardan oluşur; İşteki ve iş dışındaki tavırlar, mekanik hareketler (ellerin ve vücudun hareketleri, aynı zamanda parçaların ve tertibatların hareketleri, rotasyon veya gidiş-gelişler), saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar, çizgiler tekrarlar ve döngüsel tekrarlar, doğal zaman ve akılcı zaman, vs.


KAPİTALİZM İNSANI, BİLİNCİNİ, DUYULARINI MANİPLE EDER, BAZEN DE FELCE UĞRATIR.
Olaylar, olgular arasındaki bağıntıyı yok eder. Bireyin gündelik etkinliğinin toplumsal / sınıfsal ilişkilerden ayrı düşünülemeyeceği göz önüne alınarak insan pratiğinin değerlendirilmesi daha nesnel çözümlemeleri sağlayacaktır.

İşçi sadece emek ürününe yabancılaşmaz; üretim sürecine, üretim araçlarına ve kendi eylemine de yabancılaşır.

GÜNDELİK HAYATI ANLAMAK, ONU DEĞİŞTİRMEK İÇİN ZORUNLUDUR.

Antropolog Asch da Birleşik Amerika’nın güneyinde yaşayan bir kabilenin, HOPİLER kabilesinin görenek ve sistemlerini incelemiştir.
Bu kabilede, bizim toplumumuzun aksine bireysel rekabet ahlaki açıdan kınanmaktadır.
HOPİ ÇOCUKLARI oyun oynadıkları veya spor yaptıkları zaman hiç puan saymamakta ve kimin kazandığını belirlememektedir.

malumafatrus dedi ki...

peki aykut sen bu blogu otomatik bir yorum yazılacak mecra görmek dışında okuyor musun?

kusburnu dedi ki...

bence bu gerçek bir insan değil, bir makine.. boşuna yanıt yazma :)

varol döken dedi ki...

selam aykut sen onlara bakma, hopi çocuğusun sen, blog yazarıyla rekabete girmezsin...

bakıyorum 3. kişilere çemkirmekte hiç geri durmuyor blog!

varol döken dedi ki...

valla çok açık söyleyeyim benim bu konudaki görüşüm budur, "yeri geldiğinde ağzına sıçamayacaksam ben ona yakın arkadaş mı derim!"

20 yıllık arkadaşımı evden kovarken de bunu düşünüyordum...

varol döken dedi ki...

ama o da benim yüzüme tükürmüştü, evlerinde 3 muz yedim diye zamanında...

varol döken dedi ki...

oğlum rıza burayı okuyorsan senin ağzına s...

malumafatrus dedi ki...

20 yıllık arkadaşını neden evden kovdun peki, bunu blog magazine açıklayacak mısın?

varol döken dedi ki...

hadi evde 2 kadeh atalım dedikten sonra eve girer girmez ben bira içeceğim dediği için...

s... git yandaki birahaneye bu evde benim dediğim olur dedim...

bilmem son cümlenin 2. yarısı sana tanıdık geldi mi:)

Fery... dedi ki...

ben geldim :) bak yaşıyorum çok şükür :))

kaybetme korkusu özeni arttırır, çantada keklik ilişkiler, garanti sevgiler çaba gerektirmez üstüne hırpalanabilir fikri doğurur ki samimiyet öyle her şeyi de kaldırmaz en sevdiğin dayanır dayanır en sonunda eeehhh der çeker gider öylece bakarsın sen de... sen ne yaparsan yap çekip gitmeyecek iki insan da annenle babandır onun dışındaki herkes de yalandır... bilesin...