7 Ocak 2010 Perşembe

"senden önce de güzeller oldu, özeller oldu, üzenler oldu"


Blog Ayşe Özyılmazel blogu gibi olacak ama kendime iğneyi batırmak için bu yazıyı da kopyalamam gerekiyordu kusura bakmayın.

"Ayşe’yi ya da Cem’i ya da filancayı savunmak bana düşmez. Her birinin kendi başarısı, kendi tepkisi yeterlidir. Kimse yanlış anlamasın; amacım da işim de bu değil zaten. Benim itirazım büyük laflar edenlerin kendilerine dönüp bakmamalarına...Ayşe’ye laf atanların bir dönüp “ben ne başardım da bunları söyleme hakkı buluyorum kendimde” diye sormaları gerekmez mi sizce de?

“Kendi bahçesinde dal olmayan biri

Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor” demiş şair Özdemir Asaf.

Kim bilir hangi meslektaşının ettiğidir bu dizelerin sebebi..."
...

Hiçbir şey başarmamış bünyemle sahne sanatlarında (veya işte popüler kültür faaliyetlerinde) kendini ortaya atanların eleştirilmesine bir şeyi başarmış olma kriterinin getirilmesine de takdir edersiniz ki karşıyım.

Yani iki normal insan olarak, birbirimizi eleştirirken tabi önce durup bir kendimize bakmalıyız. ( bakamasak da denemeliyiz) Ama yani herkesin ortasına balıklama atlayan beğenilmek, izlenilmek, sevilmek istenenlere ( bir de bu işler sayesinde hatırı sayılır para kazananlara) burun kıvırmak için de önce dört dörtlük bir cv'yi cebime koymama gerek olmadığını düşünüyorum.

Bazı noktada ( hatta her zaman) binbir emekle yapılan işlere ön yargılı veya ön yargısız olarak ( bazen de haksızca) " ayy ne biçim" denmesi o işin sahibini eminim çok üzer, kırar.( ya da anlaşılamıyorum türünden umutsuzluğa kapılmasına sebep olur) Ama işte ben bu işte varım demenin de böyle bir bedeli bence olmalı.


Yani ileride bu işlere kıyısından köşesinden girersem, tabi ki eleştiriye açık olmayıp, ne anlar ki onlar bundan demeyi düşünüyorum, ama o zamana kadar fikriyatım böyle kayıtlara düşülmesini isterim:)
Kıssadan hisse; koşulsuz beğeni, koşulsuz takdir, koşulsuz mutluluk falan yok, boşuna arayıp da asabiyetinizi bozmayın.

ps. bir süre Ayşe Özyılmazel dietine giriyorum, kendime başka bir gündem maddesi bulacağım, bunun da sözünü veriyorum.
ps.2. Resmimizin konuyla pek tabi alakası yok, sadece Meral Erdoğan'la uzun bir aradan sonra nostalji yapmak istedim.
Ps.3. Başlık şarkısı Kaçak- Koymaz

5 yorum:

varol döken dedi ki...

önyargı birleşik, tdk akıllı olsun!

varol döken dedi ki...

kırılan tek şey içki bardakları müsterih ol sen...

kimsenin kırılıp üzüldüğü falan yok, bu da başka bir pazarlama metodu...

bilmiyor mu herkes aslında ne halt olduğunu... cem yılmaz bilmiyor mu şimdi, gora'ya newyork festivali ön jürisinde bu bir komedi filmi değil çünkü bu film değil dendiğini?

yılmaz erdoğan ne kadar okusa etse de, çabalasa da hala sinemanın en temel şartını daha yerine getiremediğini, hala dramaturjisi zayıf senaryolar veya skeçler toplamı yazdığını (filmin bütününe hizmet etmeyen sahneler, kötü senarist sahneleridir, bunlara skeç veya gag denir, yılmaz erdoğan ne yazık ki ince ince yasemince den aslında bir adım öteye gidememiştir)

iclal aydın bilmiyor mu yazdıklarının tek bir satırının bile bir kişinin 5 sene hatrına gelmeyeceğini...

kişi kendini bilirse bu eleştirilere gerek kalmaz zaten...

varol döken dedi ki...

tüketim ürünü olarak üretilen her şey tüketilir, öyle ya da böyle...

ayşe sen de gel tükenmeden şu bulaşıkları yıka!

malumafatrus dedi ki...

valla kendisine, dün twitter'da yazının linkini vererek sizi bu yazının yorumlarında bekleyen biri var dedim ben.

yazıyı okumuş olma olasılığı ile bir pazar günü bulaşık yıkama olasılığınızı da sen hesapla artık.

varol döken dedi ki...

olasılığımız?

bulaşıkları o yıkayacak, ben orada durup sonsuza kadar izleyeceğim...

ayşe okuyorsan anlaşmamız budur... bonus olarak da bulaşık şarkısını yazarız birlikte...