20 Ocak 2010 Çarşamba

"gözü yaşlı bir hatıra geçer bir gün hayatı anlayınca"


Kopyacılıkta son hızda devam ediyorum. Anlayacağınız ben yazmadım, O yazdı. Farklı bir şey söylemiyor, sadece arada hatırlatmak gerektiği için kopyalıyorum.


"... Buna bazı Buda sever ya da benzeri insanlar “Sen değişirsen her şey değişir ve eğer mutlu değilsen her şeyi değiştirmek için sen değiş” deyip duruyor. Mesela pedagoglara koşturan anne babalar ama daha çok da müşkülpesent, ilgi bekleyen anneler, aklı başında pedagoglardan ‘Siz değişin, çocuğun değişmesi çok kısa sürede olur’ cevabını kovalıyor. Bir süreliğine ‘Anaa, demek mutlu olmak için hâlâ bir umut var’ diyerek iki günlüğüne şevk doluyor fakat değişim emek istiyor, kendin üzerinde çalışma gerektiriyor, korktuğun, içinin sıkıldığı zamanların üstünü örtmemek gerekiyor ama suçlu arama ve sorumluluktan kaçma refleksleri bu değişimi hep bir başka zamana erteliyor.

Oysa mutlu olmadığını anlamak için doğanın ilgini çekmemesi, kendin dışında başka şeylere bakmadığını fark etmek yeterli oluyor. Dışarıyı görmüyorsan hastasın. Hem de ölümcül. Sonunda kendini kanser etmeye kadar varıyor işin sonu. Her şeyin başı yaşama sevinci. Yaşama sevincini, dolayısıyla umudunu kaybettiysen, Tarkan’ın kıvrak deyimiyle ‘hayat çekilmez bir hal alıyor’, ne güneşin doğuşu batışı, ne kuşların uçuşu, ne vapurda kış günü dışarıda durmak, ceketinin yakaları kalkık, Cezmi Ersöz gibi gözlerini kısarak uzaklara bakmak anlamlı oluyor.

İstanbul’da oturup bir gün bile vapura binmemek, bindiğinde de kan uyuşukluğundan güvertede on saniye bile durmaya tahammül edememek, gelecek korkusunun dondurucu soğuğundan süreli uyumak üzere gibi gezmek, bütün hayatını geçtim 1600 motor araba alma uğruna heba etmeyi, Akbil’imi acaba doldurabilecek miyim diyerek geçirmek, onun o ‘dıt’ diyen dillerini güzel bir müzik gibi dinleyememe, kendini cezalandırmanın daniskası.

Son zamanlarda herkesin ne kadar da önemli olduğuna dikkat ettim değerli okur. Bu değer aslında herkesin değerli oluşundan ziyade, ‘en değerli benim’ kontamporari artı gibi garip bir bohem hal aldı.Yani doksanlı yılların sonlarına doğru trend olan görev icabı mütevazı olma halleri, kendini beğenmişliğin moda olmaktan çıkması, rol kesmelerin filan fazla aleni kaçması, ki Holivud bile artık kahramanlarını en kahramanlıktan zopa yiyen sıradan insanlar haline çevirmişken, 2000’lerin sonuna doğru, son 10 yıllık muhasebelere bakıldı ki, bu mütevazı olma durumu pek de karlı değil. Muhasebe ve pazarlığın içsel enerjiyi mahvettiğini anlamadıkça, kesin kararlar alıp hayatını pazarlık konusu yapmaktan çıkarmadıkça mutluluk yok kardeşim.

Değerlerini, ilkelerini belirlemek, bunun için tabii iç sesini duyarak yaşamak, kendine biçtiğin mutluluk değerini de beraberinde getiriyor. Kendine uygun bulduğun hayatı kendin seçiyorsun. Ya mutlu olacaksın ya da kurban rolünde sürekli ezileceksin. Sen kararlıysan, hayatının sorumluluğu ellerindeyse, kimse sana etki edemez, ne yapacağına kimse karışamaz.En büyük sorumluluğun olan özgürlük ve öz saygını kendi çabanla elde et. Bunu ben demiyorum, bin yıllardır koca koca insanlar çır çır çığırıyor.

Mutluluk ertelenmiyor. Tesadüfen bir manzaranın gelip seni bulmasını, zorla gözünün içine girmesini beklemek de aynı yaşama enerjini düşüren pazarlığın bir parçası. "

Kullanacaksın kardeşim. Doğal kaynaklarını kullanacaksın. Kullanmıyorsan da bedelini kendi mutluluğunla ödeyeceksin.


Mutlu ol yeter (Nihavent şeysi)- AYÇA ŞEN


ps.1. bu yazıyı okuyan bu yazıları da okumak isteyebilir.

ps.2. Başlık şarkısı Aramıza Hoşgeldin- 110

ps.3. resim ise Haluk Akakçe'nin.

3 yorum:

varol döken dedi ki...

bütün bunları gerçekleştirsen bile sonunda seni mutluluk beklemiyor... mutluluk, denizin dalgaları gibi çünkü, batar çıkar, mutluluk bir tahtaravelli iner kalkar, mutluluk ufuk çizgisi yaklaştıkça kaybolan...

nazım demiş en güzelini belki de:

mutluluk nerdedir? herhalde ilerdedir...

Fery... dedi ki...

14 Ocak'ta yayınladığı yazısı...

Sürekli bir mutluluk ütopyanın ta kendisi; sebeplere bağlı çünkü mutluluklar ve her zaman sebep bulmak... Zor çok zor..

Keşkeler iyikiler birbirine karışıp ortaya bir şey çıkıyor işte şanslıysan mutlusun o da anlık...

Aslı dedi ki...

Son cümle var ya "budur işte!"