5 Ocak 2010 Salı

"bildik bir ses olmuş dünya sonunda "


İnsanlar genelde kötü haber verenleri sevmezler, dinlemek istemezler. Nedense, hele de yılbaşında! Sanki, özellikle de, yılbaşında ‘Yine de, yeni yılın barış, huzur, vs. getireceğine inanalım, güvenelim!’ diye başlayan veya biten boş laflara umut bağlamayı tercih ederler.

Doğrusu, gelecekten, insanlıktan umudu yitirmek bir tür intihardır, hayattan umudu kesmektir. Bu bireysel olarak da, siyasal olarak da böyledir. Böylesi bir umutsuzluk, kötü dediğimiz şeylerle mücadele inancını, gücünü yitirmek, onlara teslim olmak ve hatta nihayetinde onların çarkının dönmesine hizmet etmek demektir. Böylesi bir kötümserliğe, umutsuzluğa teslim olmayı reddetmek zorundayız. Ama, bunun karşıtı, kör bir iyimserliğe tutunmaya çalışmak olmamalı.
Bu da, başka bir hayattan kaçma, hayatı reddetme yoludur. Durduk yerde işlerin düzeleceğini ümit etmek de bir teslimiyet biçimidir. Mevcut Türkiye ve dünya tablosu oldukça karanlık ve gelecek yılın bir öncekinden daha iyi olacağını ümit etmemiz için, şimdilik hiçbir neden yok. Sadece takvimlerde bir sayı değişiyor diye, hiçbir şeyin değişmeyeceğini hepimiz biliyoruz.
NURAY MERT
...
Politik arenada okuduğum - bazı fikriyatlarını tasvip etmesem de- sevdiğim ve fevkalade karizmatik bulduğum Nuray Mert'in yeni yıl yazısının bir kuplesini gecikmeli de olsa kopyalıyorum. Uzun zamandır kopyacılık yapmıyordum, eksik kalmayın istedim. Ve farkındaysanız Ayça Şen'den Nuray Mert'e geçiş yaparak, epey de bir lig atladım:))
ps. Başlık şarkısı Sakin- Bu Defa

8 yorum:

varol döken dedi ki...

gerçekçilik ile iyimserliğin en çok birbirine karıştığı topraklar burası... bilgimiz o kadar kısıtlı ki, bildik bir şeyin yerine yenisinin söylenmesini duymazdan geliyoruz üstelik tam aksini iddia ederken... karamsar olarak mimlenmekten de ölesiye korkuyoruz çünkü karamsarlığın sonu yalnızlık... oysa zaten herkes yalnız, domuzuna yalnız hem de... ve topyekün iyiye gitmek, sürekli mutlu olmak, her günün neşe içinde geçmesi de insan doğasına yekten aykırı, saçmasapan, şımarıkça ve külliyen yalan istekler...

matrix'te ne güzel örneklemişti bunu, morpheus a işkence ederken ajan:

"önce mükemmel bir dünya yarattık size, sınırların ve savaşların olmadığı, herkesin mutlu ve huzurlu olduğu ama vücudunuz kabul etmedi bunu, piliniz azaldı ve biz de bunun yerine kaosu verdik size"

2010'da kaos olsun, 2012de dünya toptan batsın... benim gayrisamimi isteğim budur:)

malumafatrus dedi ki...

Kaos insanın beyninde zaten. Yani benim "vay anasını ne şahane dünya" dediğime, bir adım arkamda yürüyen" ne berbat bir hal bu, ne olacak bu kaosun sonu" diyebilir. Yani dilediğin an kaos içinde oluşabilir, bu anlamda derdin olmasın:)

ama peki 2012'yle alıp veremediğin nedir varol?

Kaç yıldır 30 yaşıma yaklaştım, 30 olucam depresyonlarını yaşıyorum ben, yani dünyanın sonu beni 30 yaşımda mı bulacak? Bari yuvarlak bir rakam olarak 2020'de gelsin dünyanın sonu, o zamana kadar zaten kim öle kim kala.

varol döken dedi ki...

filmini izledim, mayalara inandım, sana inandım, sana güvendim, senin kehanetinle sonuna geldim:) ne bileyim ben ya, zaten batmaz dünya, ben bu ağustos 30 olunca batmadığına göre sen 30 olunca da batmaz:)

ne şahane bir dünya demekte de batsın bu dünya demekte de bir beis yok, sadece insanın ikisinin de sürekli olamayacağını bilmesi lazım... ayşe özyılmazel'in de bilmesi lazım...

ayrıca ayşe'nin şunu da bilmesi lazım, o kadar istiyorsan ben severim seni ama ben geldim ve gitmeyeceğim dediğimde kimsin sen be çekil dersen ağzını burnunu kırmak zorunda kalabilirim sevdiceğim (bknz. şamdan röportajı:)

malumafatrus dedi ki...

Ayşe Özyılmazel'in büyük bir sevgi açlığı var, bir de tabi az biraz olgun erkeğe meyilli kendisi. Bir aslan burcu olarak kendimden daha çok onu düşünür, çok severim diye bir iddian varsa ( ki Aslan diyoruz yani)"sen çekil" diyeceğini sanmam.

Asıl her gün gazete yazısı yazan ve bu yazılarda ilişkininize dair mesajları satır altı olarak veren bir sevgiliye ne kadar tahammül edebilirsin , asıl oradaki burun kırma riskini sorgulamanı öneririm:)

varol döken dedi ki...

ilk kısımdan tamamen sınıfta kaldım, hem olgunluk hem de düşünme açısından... aslında onu kendimden daha çok düşünürüm, kendisinin düşünmesine gerek kalmayacak kadar ama bu ne kadar sürer bilmiyorum:)

ikinci kısımdan ise yine manşetlerde olmayı seven aslan burcu olarak tam not alırım sanıyorum hatta yetmez yanına bir köşe de ben açarım, elimiz kalem, hafızamız ilişki kaydı tutuyor çok şükür:)

şimdi bir tek bu satırları ayşe özyılmazel'e ulaştırması kaldı... orada da sana ve bir üst postta laf soktuğum twitlerine ihtiyacım var...

malumafatrus hanım, benim için ayşe özyılmazel'i takip edip, @ayşe ne güzel yazıyorsun ben de blogumda hep işliyorum senin konularını yazar mısınız:)

malumafatrus dedi ki...

abarttığını düşünsem de bu konuda hakkını vermeliyim, Ayşe Arman sevgilisini ( kocası değil asla) her daim güzel şeylerle anlatır. Yani aslında o da pekala kavga eder,uyuz olur ama bize hep kocası ile ilişkisini güzel kısmı ile yansıtır. Hatta bazıları ise bu gerçeği göz ardı edip, vay anasını ne harika hayatı varmış hatunun diye de düşünür.

Ama Ayşe Özyılmazel İclal Aydın tarzında olduğundan daha çok negatif kısımlarından yazı konusu yapacağı için aslan gururunu bozabilir bu hadiseler. Sen reklamın iyisi kötüsü olmaz diyorsan, orasını bilemem tabi.

Bu arada şizofrenim tamamen ortaya çıkacak ama itiraf ediyorum benim iki adet twitter accountum var:)) biri aynı bu nickle olan biri de, normal halimle olan. Ve ben bu nick altında kendisine ilişkin çok söz ettiğim ( az biraz da karaktersiz olduğum) için orjinal halimle takipçisiyim kendisinin.

Tamamen kendime yabancılaşarak, bir blogda rastladım sizi "ne olursan ol gel, bulaşığının kadını ol gel" diye bekleyen bir hayranınız var diyebilirim. Gel gör ki, benim yazdığım yorumlardan ötürü nefret edip, senin yorumlarına hiç bakmayabilir, bu tehlikeyi de hatırlatmak isterim.

varol döken dedi ki...

bir iki ufak konuyu açıklığa kavuşturması açısından madde madde yazacağım, mazur görünüz:

1- son yorumu ayşe arman bile yazsa gocunmam diye bitirecektim, sonra ayşe arman da okuyor bööö artık bir tane yorumunu okumam dersin diye vazgeçtim:) aslına bakarsan ayşe özyılmazel okumuyorum, ayşe arman'ı ise daha kimse bilmezken en başından beri takip ederim, ta ki Halis Toprak röportajında objektife çingene palamudu yutmuş gibi gülerek poz verinceye kadar... hayatının anlattığı kadar harika olmadığını tahmin edebiliyorum ama birçoklarının düşündüğü gibi ya o kadar anlatıyor ama çok mutsuz bu kadın ya da değil yani:)

2- ben biraz modifiye edilmiş aslanım:) reklamın iyisi kötüsü olmaz lafını sana bırakıyorum, mesleki sakıncası var benim için okuyan falan olur bir gün:) sadece gerçekleri yazdığı sürece hiçbir şekilde bozulmayacağıma, ilişki bittikten sonra bile çirkinleşip karşı saldırıya geçmeyeceğime, şu iki günlük dünyada boş gururla onu üzmeyeceğime bu blog huzurunda söz veriyorum:)

3- twitter'ı tam anlayabilmiş değilim, tam anlayamadığım için de dahil değilim, o yüzden neden bahsettiğini tam olarak anlamadım:) ama sen yapıyorsan doğrudur diyip bu konuda topu yine sana bırakıyorum...

4- hayran sanırım konuyu net açıklamıyor... ayşe özyılmazel hayranı değilim hatta bu dünyada gerçekten hayranı olduğum tek kişi michael jackson'dır... ancak kendisini gerçekten göstermeye çalıştığından daha akıllı, biçare şarkısını söylemesini ise müthiş buluyorum... hep onu sevecek bir erkek bekleme çabasını da samimi sayıyor ve bu çağrısına burdan yanıt veriyorum... şamdanı okudum, bulaşıklarımı öne sürüyorum ayşe, rest:)))

not: o kadarcık tehlikeyi göze alamayacaksam ne işim olur ayşe özyılmazel ile:)

varol döken dedi ki...

bu arada senin şu 2010 yılında yapılması gerekenler postuna birkaç öneri attım, bakarsan sevinirim:) 10 gün buralarda olmadığım için ancak takip edebildim postları...