31 Aralık 2009 Perşembe

"düşünüyorum ne kadar yer etmiş olabilir"


2009’daki edebiyat ve müzik karnem;

Bir Orhan Pamuk kitabını yıllar sonra ansiklopedi gibi olmasına rağmen başladım ve bitirebildim, (itiraf ediyorum sevdim de)

Hamdi Koç ile gecikmeli bir tanışma yaşadım, arayı kapatmak için hızlandırılmış bir program aldım,
Hakan Günday ön yargımı yıkmak için Ziyan’ı okudum, pek bahtiyar oldum, sonra eskilerden ortaya bir karışık yaptım sanırım bu sebeple de kendisine dair karışık hissiyatlar edindim.


Tatilde şuursuzlukla aldığım hissiyatlı kız romanlarından birini okudum ve çok da sevdim, ama sonra yazarın romantik kategoride satılan kitaplarının önünden geçip almaktan hep son anda caydım.

Aşk’ı okumasam da tasavvuflu kitaplardan bir kuple çaldım ( Ahmet Ümit; Bab-ı Esrar; İhsan Oktay Anar Suskunlar) ama devamını getiremedim.

Ayça Şen’in kitabını da hevesle aldım ama Saatçi Bayrı’nın onda birini bile maalesef bulamadım.

New York Times’da bir numara diye pazarlanan kitapları da okudum , çok şükür hiçbirinden de pişman olmadım.

Sıfır diye 11 Eylül’den bahseden bir kitap aldım. İnatla bitirmiş olmama rağmen yılın en manasız kitabı olarak kendisini aday gösterebilirim.

Kürk Mantolu Madonna’yı da utanıyorum ama daha bu sene okudum, çok etkilendim mi utanmadan söylüyorum hayır etkilenmedim.

Harlan Coben’i bolca okusam da eski dost wilbur smith’i de bir türlü ( iğrenç kitap kapaklarından ) okuyamadım.

Yiğit Okur ve Marc Levy’yi de bolca okudum ama en en güzel kitaplarını daha önceden okuduğum için bu seneye damgamı vuran kitapları olmadı.

Kenanımın Bora Uzer etkili albümü çıktı, en sevdiğmi şarkı Etme ve Aşkolik oldu, çok dinledim, Etme’yi bugün olsa yine dinlerdim.

Yılın en güzel iki keşfi Jehan Barbur ve Jülide Özçelik oldu, seneye de dinlenilir kendileri gibi geldi bana.

Koca yıl bir sürü Sakin konserine gitmeye niyet ettim, gerçekleştirebilme yüzdem ne yazık ki yüzde sıfırda kaldı.

Sanırım yaz konseri olarak sadece bir konsere gittim.

Travis tekrar gelip konser versin diye bekledim gelmediler, albüm çıkarsalar da olurdu onu da yapmadılar.

Ayça’nın albümü de bu sene çıktı, (onun da konserine gittim hakkım yenmesin) Kalpsizsini başta olmak üzere de birçok şarkıyı bağrıma bastım.

Chris Martin Fix You’yu Gwenth Paltrow’a babasını kaybettiği vakit yazmış, bunu öğrenince şarkıyı daha da hissiyatlı dinledim. ( son durumda Chris abimin başkaları ile öpüşme hadisesi ne oldu, boşanacaklar mı, boşanmasınlar)

Şevval Sam Güldünya şarkılarında Kibritçi Kız’ı söyledi, ona da kendi güzelliğine de öldüm bittim.





Son vakitte Candan Erçetin albümü çıktı, ilk dinlenildiğinde “bu ne ya” dense de, sonradan sevildi, Özür dilerim’i de kendim dışımda herkesi bıktıracak kadar çok dinlenildi.


ps. Başlık şarkısı Şebnem Ferah- İstiklal Caddesi Kadar

30 Aralık 2009 Çarşamba

"aklın başına çıkıp geldiğinde ağlayacaksın ağla bensizliğine"


30 Aralık itibariyle kafa ve ruh bilançom;


2009'dan ne öğrendim;
  • Yolların gitmekle tükenmediğini;
  • O yollarda mışıl mışıl uyumanın da güzel bir şey olduğunu;
  • Yapmam etmem denilenleri pekala da yapmak zorunda kalındığını;
  • Alışkanlığın hayatı katlanılabilir kıldığını,
  • Patlıcanı bu kadar zaman yemeyerek eşeklik ettiğimi;
  • Ön yargıların yavaş yavaş yıkıldığını ama yerine yenilerinin inşa edildiğini;
  • Restasis'in kuru göz derdine devam olabileceğini;
  • Kedilere de sempati duyabileceğimi;

2009'da beceremeyip 2010'da alttan almaya karar verdiklerim;
  • Sabırlı olmak;
  • Paranın kıymetini bilmek;
  • Az uyku ile hayatı idame ettirebilmek;
  • Sağlıklı beslenmek;
Tam olarak çözümleyemediğim konular;
  • Spora salonuna gitmeye nasıl karar verdiğim;
  • 1 yıl anlatılan twitter'ı iplemeyip, sonra birden twit-addict haline gelişim;
  • Trafiğe daha ne kadar dayanabileceğim.
ps. Başlık şarkısı Kolpa- Sayende

"tek odalı kağıttan şatomda uyanırım belki"



  • Koca bir yılın yükü ve yorgunluğu üzerime çöktü sanki. Nasıl yorgun ve nasıl mutsuzum anlatamam. Bünyem 2009 ile farketmediğim bir bağ kurdu ve bitiyor diye mi bu depresyon bilemiyorum. Ama depresyonun bir bulaşıcılığı varsa asıl sorumluyu çok iyi biliyorum. Geleneksel tavrımı korursam; Pazartesi günü gözlerim iyi artık dedikten sonra hemen nükseden acılarım gibi hafta sonu yazdığım yazıda uzun zamandır isyan etmiyorum deyip, hop diye down olmam da rahmetli Murphy sebeplidir.


  • Sinan Tuzcu'cuğum da nihayet twitter alemine geldi. Bu vesileyle kendisinin de Atatürk rolüne büründüğünü öğrendim ama ne yazık ki sevinemedim. Halit Ergenç'in de Sinan Tuzcu'nun da çok yakın zamanlarda böyle filmlerde oynamaları kötü bir tesadüf olmuş bence. Daha da vahimi Halit Ergenç'in makyajı çok kötü olmuş. Sinan Tuzcu kötü de olsa filmine gitme gayesinde olduğumdan şimdilik susma hakkımı kullanıyorum.

  • Sinema demişken 2010'a Avatar'ı izleyemeden giriyorum ve kahrolası medya yüzünden bunu da bir eksiklik olarak görüyorum.


  • Hava bu kadar güzelken ne 31 Aralık'ta olduğumuzu düşünüyorum, ne de çalışmak istiyorum.


  • Bundan sonraki kariyer hedefimi, sürekli hediye gelen bir pozisyon olarak tasarlıyorum. Ve evet bu hissiyatımın da nedeni olarak pis kıskançlığımı sorumlu tutuyorum.


  • Cc'de olduğum ve amacına uygun olarak sadece bilgi maksadıyla bana gönderilen maillerin pinpon topu gibi gidip gelmesinden nefret ediyor, " ve lütfen bana son maili fw edin" demek istiyorum.


  • Bu senenin en sevdiğim albümü hangisiydi diye kendime sordum, Sakin'in albümü herhalde diye düşündüm ama bu albümün 2009'da çıkmadığını idrak ettim. (elimde kesinleşmiş/araştırılmış veri yok, düşünüp 2008'dir herhalde, ama işte "daha dün gibi görüyor musun" dedim kendi kendime)


  • Müzik aleminin durgunluğundan ötürü bu yılın en güzel şarkısını hop diye seçemedim. Daha önceki yıllarda daha sağlam adaylarım olurdu, bu sene o kadar iddialı olmasa da Erdem Yener ve Belki'yi yılın en güzel şarkısı seçerim gibi geldi bana. Yabancı müzik olarak en çok dinlediğim albüm Coldplay'in konser albümü olduğu için Fix You, Viva La Vida, The Hardest Part ömür boyu dinlenesi şarkılar ödülümü aldılar.


  • Şu dakikaya kadar bir milli piyango bileti bile almadığım için yeni senede parayı bulmuş ve bambaşka biri olarak çıkamayacağım karşınıza. Oysa ki para beni çok güzel bozardı, siz de blog vasıtasıyla buna tanık olurdunuz ama işte darısı bir sonraki veya başka şans oyunlarının başına diyelim.

ve hayaller, yalanlar, umutlar gerçekler karması ile yola devam edelim.


ps. Başlık şarkısı Erdem Yener- Belki

29 Aralık 2009 Salı

konuşanlar mükemmel mi, onlar masum mu?"


Değerli Güzin;

Bunca zaman kendi kendime acaba mı sorusunu bile sormadığım bir konuyu bugün senin vasıtanla dünya aleme itiraf etmek istiyorum.

Bendeniz galiba sanırsam hayat kıskancıyım be Güzinim.

Yani yakınımda uzağımda olsun istemezdim ama fakat ve lakin kıskançlık gibi nahoş bir hissiyatı büründürüyorum bünyemde. Takdir edersin ki bu durumdan da hiç hoşnut değilim

Bu sebeple de bana bir ablalık yapıp, ruhumu kendisinden nasıl arındıracağımı söylersen berhudar olur, elcağızlarından da öperim.

rumuz; tahterevalli

ps. başlık şarkısı candan erçetin- kimin doğrusu

"öldürdün beni sezar yaşatmadın, nefes almadım"


Haliyet-i ruhumun hesap cetveli;


Uykusuzluk %44;


Yorgunluk % 64


Bezginlik % %87


Yılbaşı alışveriş hali % 0 ( devamının da böyle gelmesini umut ediyoruz)


Açlık hali %60


Mutluluk verici yemeğe hasret yüzdesi % 87


Asabiyet hali % 72 (red line)


Kafein beni kendime getirir inancı %83


Bitse de gitsek hali % 91


Mutsuzluk seviyesi; ortanın hayli üstünde


Herkes salak bir ben akıllıyım herhalde hissiyatı %53


Ertuğrul Özkök’ün gidişine şaşırma seviyem %24


Niye Enis Berberoğlu’nu seçtiler ki sorusunun cevabı yok


31 Aralık yarım gün tatil olsun ısrarım maksimum ...


ps. Başlık şarkısı Sentetik Sezar- Sakin

27 Aralık 2009 Pazar

"gönül gözüm kapalı bilerek sana yazılıyorum"

Eğer o elinde içtiği şey; güzel insan Kelly Rutherford'un 20 yaşındaki çekiciliğini korumakla kalmayıp, 40 yaşında bambaşka bir büyüleyicilikte karşımıza çıkmasına etkense; çim suyu falan anlamam hiç çekinmeden ben o sıvıdan içerim söyleyeyim.(gerekirse bunun için Ender Saraç'ın tariflerine bile tahammül edebilirim). Yok bu genetik falan derseniz, hayallere karşı gösterdiğiniz acımasız realistlikten ötürü de, sizi yılın "Erol Taş'tan kalp" ödülüne layık görürüm.





Hayat Ağacını ve çocukluğumu hatırlattığı için tuhaf bir sempati duyduğum eskinin Sam'i, bugünün Lily'sinin neden çocuğu gibi gözüken bu adamla evlendiğini anlayamamakla beraber, son dedikodular boşandığını veyahut boşanacağını söylediği için de sizin bu manasızlığa prim vermeyip, kendisinin güzelliğinin keyfini sürmenizi öneririm.

ps. Bir sonraki güzel insan köşemizin konusunun da Natalia İmbruglia olacağını gururla sunarım.

ps.2 Başlık şarkısı Sİbel Tüzün- Kaçın Kurası

ps.3. Bu yazının çanta reklamı yapmak gibi de bir amacı yoktur, fotoğraflardan öyle bir imaj oluşabilir diye !! belirtmek isterim.

"cümleler kaçtı dağıldı dört bir tarafa"



Hafta sonu gazetelerinden aklımda kalanlar;

Pelin Karahan röportajının sadece spotunu görerek söyleyebilirim ki, bu kıza duyduğum antipatiden de öte hissiyatlar beslemeye başlamam artık farz oldu. Kendisine çok başarılı kariyerine rağmen!! en yakın zamanda evinin kadını olması, kendisi gibi şahane çocuklar doğurması ve medya aleminden de uzak durması yönünde sonsuz bir destek sağlayacağımı da belirtmek isterim. Bu internet oylamaların ne kadar yalan olduğunu bilsem de yine de kendisini yılın dizi oyuncusu seçen tüm ergenlere de buradan sevgi ve saygılarımı sunarım.

Eski Nişantaşı'lı yeni Moda'lı Mehmet Tez Suyun Öte Yanı yazısında çok doğru noktalara değinmekle beraber iki tarafın da kalbini kırmamaya çalıştığından yazının sonucunda neresini daha çok seviyor pek karar veremedim. Bence artık Avrupa-Anadolu kıyaslamasını geride bırakıp Anadolu ve Avrupa'yı da kendi içinde kıyaslamaya başlamalıyız. Misal Anadolu Yakası'nı sadece Kadıköy- Bostancı hattı sananlara Üsküdar- Beykoz sahil şeridinin de gizli güzellikleri anlatılmalı. Veyahut Bakırköy Ataköy tayfası ile Beşiktaş- Sarıyer hattında yaşayanların hayat algılarındaki farklılıklar kıyaslanmalı. Belki o zaman 5 yıl Anadolu yakası, 4 yıl Avrupa yakasında yaşayan bünyemin, ileride de Anadoluhisarı'nda yaşama hevesi mantıklı bir şekilde açıklanabilir.

Ayşe Arman'ın bacak gösterisinin olduğu Onur Baştürk röportajına ise diyecek bir lafım yok. Asıl Yiğit Karaahmet'in 2010 planlarının bir an evvel gerçek olursa, olası bir Yiğit Karaahmet- Ayşe Arman röportajın nasıl olacağını hayal ediyor ve kendi kendime eğleniyorum. Bununla birlikte kendisinin yeni yıl hallerine ilişkin "Artık gelecek için umut besleyen, her yeni yılı bir başlangıç olarak gören oryantal bakış açısından vazgeçilecek. Hayatımızda aslında hiçbir şey daha iyiye gitmeyecek. Tüm bunlar bir başlangıç. Sadece biraz daha eğlenmeye çalışılacak. Bir de zengin olmaya. Herkese iyi yıllar. Çünkü bu yıl bu iyi dileklere ihtiyacınız olacak!" notunu da 31 Aralık'a kadar beynimin ilk hatırlanması gerekenler kısmına yazıyorum.



Ayşe Arman- Tuğçe Tatari arasındaki pişmaniye tartışmasında ise takdir edileceği üzere Tuğçe Tatari'yi haklı buluyorum. Bir insan hem bu kadar şeffaf olup hem de yaşam tarzı yüzünden eleştirilmemeyi nasıl bekleyebiliyor onu da anlayamıyorum. Bence Ayşe Arman Dubai'deki sade hayatından ötürü, üşenmeden kendisini eleştiren herkese oturup cevap vererek, o large kadın halinin ( belki eskiden gerçek olsa da) artık sadece bir imaj çalışması olduğunu da herkese gösteriyor.

Bu arada kendisinin Ayşe Aydın ile yaptığı röportaja da bu ne perhiz bu ne lahana turşusundan öteye diyecek bir söz bulamıyorum.

İclal Aydın röportajı ise kendisi hala Tuna Kiremitçi ile evliliği, terk edilişi, acıdan yepyeni bir insan olarak doğuşu üzerine konuştuğundan bize pek de farklı bir şey vadetmiyor.

Kanat Atkaya'nın Cumartesi günkü yazısı Mansur Forutan yazılarına olan hasretimi bir nebze de olsa kurtardığı; Ezgi Başaran ise bu sene yapmadım seneye de yapmam yazısıyla , bilumum "2010'da yapılacaklar yazıları arasında farkını konuşturduğu için hafta sonu iyi ki okudum dediğim köşeler oldu. Ve yazının en acı kısmı ne yazık ki bir hafta sonu da koca bir yıl da göz açıp kapanıncaya kadar bitti.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Msn vasıtasıyla düğün yapan çift haberini ise yılın manasızlığı konusunda tek geçerim. Bir genç kızın gelinlik hayali okyanusları da zaman farkına da aşıyormuş, hem bunu hem de "evlenmek için evlenmenin" ne demek olduğunu da çok şükür bu haber sayesinde öğrenmiş oldum.
ps. Başlık şarkısı Şebnem Ferah- İstiklal Caddesi Kadar

26 Aralık 2009 Cumartesi

"hani geçmeyecek gibi gelir günler"


Alıntının alıntısının alıntısı; Efendim aşağıdaki yazı ilk olarak Aralık 2005'de ustat'da yer aldı. O zamanda yazının yazılma sebebi Nur Çintay'ın "Huzur Bulmanın ve Ruhunuzu Doyurmanın 100 Yolu" adlı kitaptan alıntı yaptığı bir köşe yazısıydı.

Bugünse 5 yıl sonra utanmadan aynı yazıyı kopyalamış denmesin diye; yazının kitaptan alıntı maddelerini aynen kopyalıyor ama eski yazıdan farklı olarak bu sefer maddeleri birilerine ithaf etmeden, kendi açılımımı yapıyorum. Ve mümkünse, bu yazıdan yola çıkarak sizin de "olsa güzel olur sanki" maddelerinizi vizyonumu genişletme amacıyla benimle paylaşmanızı rica ediyorum.

....

Korktuğunuz şeyleri yapın

(Aklıma hiçbir korkum gelmedi ki, şunu yapayım, bunu yapayım diyebileyim. Ben yıl bitmeden önce korkularımı bulup, sonra da aralarından yapılsa tehlike yaratmayacak!! 3 madde bulayım, belki yeni yılda da kendilerini gerçekleştiririm)

Bilme ihtiyacınızı azaltın

( Kusura bakma blogcuğum, bunu şimdilik yapmaya niyetim yok. Aksine 2010'da öğrenmem gereken çok ama çok şey var. Merak etmeyin dil bilgisi de önceliklerim arasında)

Sahip olduğunuz şeylere olan bağınızdan kurtulun

( Prensiben kısa süreli bağımlılıklar yaşayıp, sonra sıkılma taraftarıyım zaten, bu sebeple ek bir geliştirme yapmasan kabul görür mü acaba?)

Sabırlı olun

( Bunu yapabilmeyi o kadar çok istiyorum ki blogcuğum, sabırlı ol diyeceğine nasıl sabırlı olunur onu anlatsan daha bahtiyar olurum.)

Başkılarını yargılamaktan vazgeçin

(Bambaşka biri ol diyorsun yani? sanki biraz zor be blog)

Hayatınızdaki problemleri bir armağan olarak görün

( Bu problemler kısa süreli olacaksa itirazım yok ama uzun süreli problem de armağan da istemem haberin olsun.

Tek başınıza olmaktan keyif almayı öğrenin

( Her zaman sevdim, benim bu maddenin aksine yeni yılda insanlarla zaman geçirmekten keyif almayı öğrenmem gerek sanırım)

Deliler gibi yazın

( sence ben şuan ne yapıyorum?)

Sizi desteklemeyen ilişkileri gözden geçirin

(gözden geçiriyorum, bak beni destekleyin diye göz dağı da veriyorum ama ne yazık ki pek işe yaramıyor)

İhtiyaç duyarsınız yardım isteyin

(kaplumbağa hızında da olsam, deniyorum inan bana)

Başkalarının size neler öğretebileceğini öğrenmeye çalışın

( çalışmaya çalışırım desem:( )

Şükran duyun

( uzun süredir büyük bir isyanım olmadığını göz önünde bulundurursak bu maddede gelecek vaedettiğimi düşünüyorum. Asıl bana etrafımda şükran duygusundan yoksun olanlara nasıl yardımcı olabileceğimi öğretirsen pek makbule geçer, haberin olsun)

Sadelik yaratın , yoksunluk değil

( geçen 5 yılda fazlasıyla sadeleştim inan bana; artık sadelikle de yoksunlukla da işim olmaz sanki)

Yaratıcılığınızla bağ kurun

( olsa hemen o bağı kurardım da, daha bünyemde kendisine dair bir ipucu bulamadım)

Çocukluk inançlarınızı gözden geçirin

(süper kahraman olmak gibi mi mesela?)

Hayır demenin bedelini inceleyin

( hayır demeyi öğrenmenin de yolu buradan geçiyorsa, ben sınava bu sorudan başlamalıyım)

Çok sevin

pek tabi ki layık olanları, yoksa herkes iyi insan türünden İclal Aydınlığın ( o da artık çekti kılıçları ya neyse) lüzumu yok.

Hayatınızın sorumluluğunu üstlenin

(herkes üstlenirse, benim omuzlarımda bir hafifleme de olur belki)

Hayatınızı basitleştirin

( Basit ama çok planlı olsa; bir itirazın olur muydu acaba?)


Aslında bakmayın bu kadar yeni yıl geyiği yaptığıma, çok büyük bir beklentim yok 2010'dan ve sonrasında geleceklerden de. İnsani bir refleksle bazı kararlar için nasıl Pazartesi bekleniyorsa, bazı yenilikler için de yeni yıl bekleniyor işte.. Dediğim gibi aslında herkes kendi miladını, yeni yılını yaratsın ona göre de planlarını gerçekleştirmeye koyulsun.

Tabi hayatı da bir proje gibi görmek konusunda da abartıya kaçmayıp, bazı kaçış vakitlerinde "su yolunu bulur herhalde" diyerek plan programı rafa kaldırıp, sahip olduklarının ve anın keyfine varsın.

ps. Başlık şarkısı Candan Erçetin- Unutursun

ps.2. Resim adresimiz ise ülke sınırlarından.

ps.3. O zaman söylememişim ama Ruhu Doyurmanın 100 Yolu diye kitap adı olur mu yahu?

"ipleri dolaşmış uçurtmalar misali"


Bilindiği (veya bu yazıyla öğrenildiği) üzere şu yaşıma kadar Elif Şafak'ın hiçbir kitabını okumamış bir insanım. Bunun bir kısmı kişisel geç kalmışlık, bir kısmı da güzel ön yargılarımdan mütevellittir. İleride okuduğumda keşke daha önce okusaydım diyebilir miyim,- kendimi tanıyorsam- muhtemelen derim ama müsadenizle bugün muhalefetsel ruhumla ben, Elif Şafak ve yazarlık kariyeri hakkında iki kuple laf edeceğiz.

Öncelikle şunun da altını çizmekte fayda görüyorum; bir kitabını bile okumadığım yazarın hakkında atıp tutmayı abesle iştigal buluyorum. Ama işte bir yazar marketing kanallarının çoğunu kullanıp kitabı dışında da hayatımıza girerse, ben de hakkında konuşma hadsizliğini kendimde pekala buluyorum.
Gazetecilerin köşe yazılarını toplayıp kitap yapmalarını bile daha sindirememiş bünyem; kitaptan kitap yapmayı takdir edersiniz ki hiç anlayamadı. Yani Elif Şafak'ın amacı benim gibi kitaplarını okumamış olanlara kitapları hakkında önbilgi verip, ona göre istediğimiz kitabı almamızı sağlamaksa, kendisinin çok fena günahını alıyorum özür diliyorum. Hayır amacı Aşk'ın getirdiği popüleriteyi yitirmeden paradan para kazanmaksa ben kendisi ile buluşmamı biraz daha ötelemeyi tercih ediyorum.
Gerçi bir yazar Teoman'a şarkı sözü (ki sevdim şarkıyı itiraf edeyim) yazar, Nil Karaibrahimgil'in klibinde oynar, Sinan Çetin'le aile dostu olursa hangi ara gündemden düşer, bunu da merak ediyorum.
Anlayacağınız benim daha okumam gereken çok kitap var ve bir süre daha bu kitapların arasına Elif Şafak serisini eklemeyeceğim.

Ne diyelim ön yargının gözü kör olsun.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Ön yargı da ayrı yazılıyormuş, bugünün karı da bunu öğrenmem oldu.
  • Şekilci haliyet-i ruhumdan ötürü Elif Şafak'ı en çok da yüzünün önüne önüne gelen o uzun saçlarından ötürü antipatik buluyorum.
  • Bu yazının çıkış noktası da Elif Şafak'ın son kitabı Kağıt Helva'dır.
ps. Başlık şarkısı Teoman- Uçurtmalar ve evet sözlerini yazan da Elif Şafak.

25 Aralık 2009 Cuma

"belli etmeyiz ama iki korkağız, biz aslında"


Sorumluluk;
Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet.

Efendim bugün dertsiz başımıza dert edilenelim köşesinin konuğu sorumluluk.

Bugün (yazı geç yayınladığından aslında dün) yine enayi gibi işim olmayan sayısız konuyu sırtıma kambur olarak yüklediğimden, bu gereksiz özelliğimin kaynağına inmek, mümkünse de çözüm üretip, kendisinden kurtulmak benim için en büyük gaye oldu.

Kendimi irdeleme faslına geçmeden önce müsadenizle çuvaldızı başkasına batırmak ve işini sahiplenmeyen, sorumluluğun bilincine varmayan/ varamayanları da dövmek ve dövmek istiyorum.

Sonrasında da güzel dayak yeme faslı bana geliyor. Herkesin derdini dert edinerek bu hayat geçmez ben kendime de söyleyeyim.

Bu aşırı sorumluluk hadisesi sanki genetikle ilgili değildir diye düşünmekteyim. Yani bir ailenin iki çocuğu da farklı farklı oluyorsa yetiştirme tarzıyla da pek alakalı olmadığından, hepsinden birazcık çalarak insan karakteriyle etkileşiyor olması gerektir diye bilimsel olmayan bir tez üretiyorum. Ama ben çocuğum olsa ona sorumluluk dersi nasıl verilir bilmem misal. Annemle babam bana ne yaptılar da bu gereksiz sorumluluğu edindim onu da hatırlayamıyorum.

Ama insanların işini kendime dert edip çözmeye kalkmayı, bunun için de başka işinin sorumluluğunu idrak edememişlerin peşinden koşmayı, tepesinde boza pişirmeyi hiç ama hiç sevmiyorum. Kısacası dürterek çalışan insanlardan gerçekten nefret ediyorum. Zaman yönetimi ve önceliklendirme yetenekleri olmayanları da takdir edersiniz ki anlayabilmem pek mümkün olamıyor.

Peki sonrasında ne mi oluyor? gereksiz üzüntü, gereksiz yorgunluk, gereksiz asabiyet. Ne için sorusunun ise cevabı pekala yok.

Şimdi yazarken idrak ettim; annem "önce yapılacakları bitir sonra keyif sürersin" derdi hep bana. İşte hep bu ince işlemelerle yaktı benim başımı. Şimdi aşırı sorumluluk halininin oluşturduğu herkesin işini yapmak gayretiyle sonsuz!! kariyer yeteneklerimi ve gençliğimi tüketiyorum. Gün itibariyle de bu irdelemeyi yapıp, içimi döktüğümden iki kuplelik tatilime resmen giriyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Hafta içi 6'da kalkan kaç şuursuz Cumartesi sabahları 8.00'de kendiliğinden uyandığı için mutlu olur ki?
  • Değerli Boyner; gecenin 4.00'ünde msj gönderdiğin için uzunca bir süre seni boykot edip alışveriş etmeyeceğim, neden gelmiyor bu kız diye düşünme, suçu kendinde ara.
  • Ve Boyner'in aristokrat abisi Beymen; senden alışveriş yapmadım, yapmak gayesinde de değilim, sırf bir vakit advantage kart aldım diye bana zırt pırt msj gönderme; o kadar para kazanıyorsun doğru düzgün bir CRM çalışması yaptır.
ps. başlık şarkısı Candan Erçetin- Nedense Sustum
Ps.2 Konuyla alakasız resmimizin adresi.

24 Aralık 2009 Perşembe

"takılır mıyız yolunda, şekli gizli taşlara?"


Başka Dilde Aşk'a neden gitmeliyim ki diyen okura cevabımdır;
  • Filmde her gördüğümde "Nasıl Evde Kaldım"ı hatırlatan ve yüzümde tatlı bir tebessüm oluşturan Lale Mansur oynuyor ki, bu başlı başına bir neden olabilir de ondan;
  • Film çok mesaj kaygılı da değil, köpük gibi de değil, tam kıvamında da ondan;
  • Konu münasebetiyle, kendinize "sen olsan ne yapardın?" sorusunu soruyor, bir iç hesaplaşma yapıyorsunuz da ondan;
  • Kamuran ultra karizmatik bir karakter de ondan;
  • Call center insanlarına karşı daha bir anlayışlı olmanız gerektiğini idrak ediyorsunuz da ondan;
  • Saadet Aksoy oyunculuğu sanki Nurgül Yeşilçay etkisinde gibi geldi bana, haklı mıyım haksız mıyım bunu netleştirmemiz gerek de ondan;
  • İsteseler gayet arabeskleştirilecek bir konuda gayet kıvamı tutturmuşlar ve damar yapmamışlar da ondan; (bir ara olayı güvercine bağlayacaklar diyeçok korktum)
  • Vizyonda gönül hadisesi filmi bu aralar pek yok da ondan;
  • -Bu mazeretler aklınıza yatmadıysa- Saadet Işıl Aksoy güzel, Mert Fırat da yakışıklı bir çocuk da ondan.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Nasıl Evde Kaldım için özel bir nostalji yazısı yazmalıyım.
  • Şimdi desem ki, siz Zeynep'in yerinde olsaydınız ne yapardınız, yok ben yapamazdım, aşk bu hiç belli olmaz şeklinde cevaplar vereceksiniz. Ama bu hadiseler başa gelmeden belli olmaz, ondan bu ankete şimdilik girmiyorum.
  • Ve filmden bir kupleyi utanmadan copy pasteliyorum. ( buyurun türkçe katliamını buradan yakınız)
"sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
el kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları
ölmek daha kolaydır sevmekten
bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
sevgilim..."

Louis Aragon

ps. Başlık şarkısı Ayıp Olmaz mı- Mor ve Ötesi