15 Aralık 2009 Salı

"sen elimin içinde ölümlü sözcüklere dönüştün"


Ne aşağıda yer alan yazı, ne de devamında olanlar hoş şeyler değiller. Ben ki Ahmet Hakansevmez bir insanım, yine de söz konusu yazının üslubundan ötürü hem yazarın hem de yayınlanan gazetenin utanması gerektiğini düşünmekteyim.

Ama bu yazıyı Ersin Tokgöz kötü yazar demek için değil, Radikal nasıl bir gazete onu anlayabilmek için yazıyorum. Son tahlilde dedikodular doğruysa ve İsmet Berkan kendisinin işine son verdiyse, devamında kendi istifa mektubunu da vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Basın yayınla pek alakam yok ama bir Genel yayın yönetmeni yazarların yazılarını benden önce görmüyorsa ismet berkan'ın benden farkı nedir acaba gerçekten merak ediyorum. Sırf gazete başlığını belirlemek bir insanı genel yayın yönetmeni yapıyorsa, gazetelerin genel yayın yönetmenleri 2 yılda bir değişmeli diye düşünüyorum.?Kaldı ki ben İsmet Berkan'ın yerinde olsam ve yazıyı görmesem bile yazıyı gördüm thiç asvip etmedim ama yazarıma da müdahele etmek istemedim dese daha şık daha karakterli durmaz mı?

Bu konuda da Oray Eğin'le aynı fikirdeyim ne yazık ki, İsmet Berkan hep aynı savunma üslubu ile olayın içinden sıyrılmaya çalışıyor.( bknz. Mine Kırıkkanat hadisesi) ki bence bu bir Genel Yayın Yönetmeni için en utanalası durumdur bu.

Yok Ersin Tokgöz kovulmadıysa da umut edelim ki kendisi bu yazıya gelen tepkilerden ders çıkarsın ve az biraz uslup öğrensin. Yanlış anlaşılmasın yazıda bahsi geçen bazı fikirere katılıyorum ama anlatış tarzı o kadar yanlış ki, ortada haklılık falan kalmıyor.

Ben Ahmet Hakan'la ilgli yazı yazacak olsaydım, kendisinin haliyet-i ruhunu daha basit bir şekilde anlamaya çalışırdım ( ki benim kendisine dair fikriyatımın oluşmasındaki en önemli etkendir bu yaşananlar)

Meşhur bir sevgiliniz var, kendisi gece sizin evinizde kalıyor ve sabahında bir şekilde camdan bakarken, Nişantaşı'ndan komşunuz gazeteci arkadaşınızla göz göze geliyorsunuz ve o gazeteci arkadaşınız bundan güzel ve eğlenceli bir yazı çıkartıyor. Bu yazıyı da size anlatıp, onayınızla yayınlıyor.

Bir erkek kendi ilişkisine dair bir yazıyı neden gazete köşesinde görmek ister?

  • Nişantaşı ahalisinden olduğu cümle aleme duyurulsun diye mi?
  • Ünlü ve düzene tepkisini belli eden ( terk ettiğiniz kesimden olmayan) biriyle beraber olduğunuzu herkes duysun diye mi?
  • Konunun nasıl bir polemik yaratacağını düşünüp gündem yaratmak için mi?


Ergenlik ve ilk gençlik dönemlerinde karşı cinsle temas kuramamış, tek cinsel deneyimi mastürbasyon olan biri ilerleyen yaşlarda istediği kadar parlak ilişkiler yaşasın, skor üstüne skor yapsın fark etmez. Doğasını baskılarken bilinçaltında biriktirdikleri, fark etsin ya da etmesin, yetişkinlik dönemindeki davranışlarının belirleyicisi olur. Ertelenmiş cinselliğin, doğayı baskılamanın elbette bir bedeli olacak. O artık iflah olmaz bir abazandır.
Bu girizgâh şunun için...
Beğenenin de nefret edenin de yadsıyamadığı bir vaka var: Ahmet Hakan. Her yazdığı tartışılan, her attığı adımda bir anlam aranan medyanın adı tek geçen polemik figürü. Türkiye’nin bir numaralı gazetesinin en çok okunan, yazıları internet siteleri tarafından en çok alıntılanan, üzerine tartışmalar yapılan bir isim Ahmet Hakan.
Bu kadar da değil. Bir de prestijli bir kanalda tartıma programları yapıyor. Yazılarının dışında ekranda da görünüyor yani. Üstelik başarılı.
Övünç verici bir mesleki parlaklık... Eh, bir gazeteci için böylesi bir etki yetmeli diyorsunuz değil mi? Bu kadar görünmek kesmeli aslında bir faniyi...
Ama kesmiyor. Ne televizyondaki konuşmaları, ne her gün yüz binlerin okuduğu gazete yazıları...
Bir de gün boyu Twitter’da ona buna laf yetiştirmeler, masaları dikizleyip canlı yayın yapmalar.
Diyebilirsiniz ki işte iletişim sevdası, işte kafasına göre takılan özgür ruh.
Ama değil.
Ahmet Hakan’ınki ne bir iletişim sevdası, ne kafasına göre takılma hali. Mastürbasyon döneminden sonra ne yaşarsa yaşasın kaçıp kaçıp o ana dönen tatminsiz ergenin “geç” halinden başka bir şey değil. Kendi kendini tatmin etmeye çalışırken ikiye, üçe ayrılan bilinç ve bu ayrılmalardan payına düşen tatminsizlik.
Kolay mı?
Kanınızın en deli aktığı dönemde her türlü nefsi kısıtlamanın görece kutsal olduğu bir iklimde seyredeceksiniz. Şöhretin tadını şöyle kenarından tadacaksınız ama ait olduğunuz cemaat nedeniyle isteklerinize hep ket vuracaksınız. Günlerden bir gün, o cemaati terk edip o yasakları yıkmanın hazzını yüksek sesle haykırarak, kayıp yıllarınızın hıncını çıkaracaksınız. Gidemediğiniz tüm ortamlara akacak, kaybı telafiye konsantre bir adanmışlıkla yeni dostluklarınızı da, nefretlerinizi de, öfkelerinizi de hep ama hep tezahürat eşliğinde yaşayacaksınız.
Ya arkadaşlarınızla, ya düşmanlarınızla, olmazsa kendi kendinizle... Dalaşacaksınız. Ama hep tezahürat eşliğinde...

O Düğüm...
Ahmet Hakan Kanal 7 anchormani, ben henüz üniversitede öğrenciyken bir panelde tam da bugünkü açmazını izlemiştim gözlerinden. Muhafazakâr jön Hakan’ı hayranlıkla izleyen türbanlı öğrenciler ile Hakan arasındaki flört- ama sadece orada kalan, bir adım sonrasına gidemeyen flört- acıklı bir enstantaneydi. Panel bitti, Hakan hayran bakışlar arasında, muhtemelen boğazındaki o kocaman düğümle salondan ayrılıverdi. Geriye kalan, sadece yutkunmasıydı.
İşte şimdi Hakan’ın tüm uğraşı o düğümü çözmek için.
Ama kötü bir haberim var. Ne yeni mahallesinin en gözde ismi olması, ne en çok okunan yazar... Ne Hürriyet, ne CNN Turk, ne Twitter... Ne dostlarının ne de düşmanlarının köşelerinde yer bulması...
Artık hiçbir şey Ahmet Hakan’ı tatmin edemez. Çünkü o düğüm hep orada, duruyor. Onca vedaya rağmen Twitter’dan da bu yüzden çıkamıyor, magazin ya da geyik ortamları da onca eleştirisine rağmen onsuz olmuyor, Avşargillere de bu yüzden önce “çakıp” sonra onlarla “çıkıyor.”
Dedim ya; kahrolası o düğüm.

ps. Başlık şarkısı Mor ve Ötesi-Özgürlük

Hiç yorum yok: