8 Aralık 2009 Salı

"öldürüp de ardından ağlayan katilim ben"


İş dünyasının şekil ve şartlarından ötürü bazı kelimeler haliyle bambaşka anlamlarla kullanılmaya başlıyor. Tabi bu kelimeler faaliyet gösterdiğiniz sektöre, çalıştığınız departmana göre de değişiyor, teknik terim misali. Mesela bazı kelimeler var, siz annenizin karnından o kelime ile doğduğunuzu düşünüyor ve karşınızdaki alakalı alakasız herkesin de aynı kelimelerini bileceğini sanıyorsunuz falan filan.

Hep söylemişimdir işletme mezunu olan insan her şey de olabilir hiçbir şey de. O yüzden de spesifik bir dilleri - dış ticaretçiler hariç- yoktur işletme mezunlarının. Olsa olsa en alakasızları virman ( misal ben virmanı ilk duyduğumda almanca bir kelime herhalde diye düşünmüştüm ciddi ciddi), tahakkuk ve KKEG'dır.

Üniversite'de "ohne beleg keine buchung " mottosunu öğrenmemiş insanlara haliyle tahakkuğu da KKEG'yi de anlatamazsınız, genelde anlatmanız da gerekmez. Yazının buraya kadar olan kısmı " gelinim sana söylüyorum kızım sen anla" amacıyla yazıldı. Çünkü bendeniz, bazen satışçıları ve ürüncüleri anlayamadığım da onlar da bunları anlayamıyor nasıl olsa diye kendime telkinlerde bulunuyorum. Bu telkinler sayesinde aslında hiç dinlemek istemediğim konuları, anlıyor ve hak veriyormuşçasına da bir imaj takınıyorum. İşte bu yazının yazılma konusu da o anlama ve konuyu bir an evvel bitirme isteğinde sarıldığım en favori edatım olan "peki"'nin bendeki derin manalarını açığa çıkarmaktır.

Şunu itiraf edebilirim ki, iş anlamında ağzımdan çıkan "peki"'nin %20'si ancak gerçek anlamındadır. Diğerleri içinse şöyle bir aranjman sunabilirim size.

2 saat süren ve bitsin diye saate baktığım toplantının sonunda gelen, zamanın varsa bir de şu konuyu konuşalım mı?

peki ( meali; toplantıda gereksizce konuşmasaydın, 2 saate dünya barışına bile çözüm bulurduk. Senin zaman yönetimin zayıf diye, ben neden tükeniyorum?)

Onun altına böyle giyseydin, daha güzel olurdu.

Peki (meali; zevklerimizin ne kadar zıt olduğu ortadayken, bu öneriyi kaele almamı bekliyor musun gerçekten?)

Öğlen beraber yemek yiyelim.

peki ( insan yöneticileri ile beraber yemek yemekten memnun olmaz, ama yemek davetine de hayır diyemez, bilmem eskiyi düşünür bunu hatırlar mısınız?)

Siz bir düşünün sonra beraber oturur konuşuruz.

peki (bu işi senden iyi bildiğimizin farkındasın ama işte sorumluluk sende olduğu için beyin fırtınası adı altında konu hakkında da bilgi sahibi olmak istiyorsun)

Bence o öyle değil bu şekilde yapılmalı.

Peki ( meali; çok biliyorsan istediğini seve seve yapabilirsin.)

Bu formatta sunulması gerek kurula.

Peki (meali; hala derdimizin bambaşka olduğunu anlamıyor, format da format diyorsan sana daha fazla laf anlatmakla uğraşamam)

Muhalefet etmek için konuşuyorsun.

Peki (meali; bir an için zeka seviyelerimizin ne kadar farklı olduğunu unuttuğumdan konuşuyordum, gerçeği yüzüme vurduğundan susuyorum)

O konuyu dediğim gibi halledelim mi?

peki ( beynimde 40 tilki, halim ve takatim kalmadığı için sana dert anlatamayacağımdan nasıl dersen öyle olsun)

Bu şekilde listeyi uzatabilirim ama yorgun, mutsuz ve sanırım iki kuple de hastayım. Bir sonraki iş lisanı tercümemde bitmek bilmeyen konuşmaları dinliyor gibi göstermek için sık sık sarıldığım ve özünde nefret ettiğim "hı hı" kalıbını ele alacağız, inşallah.

O zamana kadar size daha gerçek, kasıntıdan uzak iş alemleri diliyorum.

Trafik cinnetimi ise kendimi tekrar olmaması adına başka bir yazıya saklıyorum.

ps. resmin konumuz ile hiç alakası yok ama zaten benim de alaka arayacak takatim yok.

ps.2. Başlık şarkısı Kırkaltı- Cümle Alem

7 yorum:

Fery... dedi ki...

süper tespitler ya bayıldım :) bence 10 tane "peki" nin 9 buçuğu üff uğraşamayacağım sana ne inanıyor ne de katılıyorum ama uğraşamayacağım anlamındadır :))

Nuray dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
varol döken dedi ki...

bir hayatım daha olsa peki ye adardım... benim pekilerim o kadar çok ki artık gerçekle aralarındaki çizgi kayboldu ben bile bilmiyorum gerçekten neye pekilediğimi...

- bütün gün masanda oturuyor, kimseyi dinlemiyorsun, biraz aramıza dönsen diyorum...

peki!

- o kulaklıklar kulağından hiç çıkmaz mı senin, 1 saattir boşa konuşuyorum...

peki!

- öğle tatillerimiz 3 saat değil...

peki!

- sabahları 10dan sonra geleceksen hiç gelme...

peki!

- o klavye tıkırtısı hiç bitmez mi, bütün gün ne yazıyorsun anlamıyorum...

peki!

- saatte 120 km süratle köprüye girip rampayı aşarak köprülüklerin üstünden uçalım mı?

peki!

mervetan dedi ki...

bence bazen insanların yüzüne çat diye beklemedikleri şeyleri söylemek - buna halk arasında patavatsızlık da deniyor - gerekiyor. bunu ben çok süper yaparım. özellikle hayatımda ilk defa gördüğüm ve o gün tanıştığım bir insanın yanında kırdığım potlarla ün salmışımdır. grup arkadaşlarım size birkaç anı anlatabilirler :)

malumafatrus dedi ki...

grup arkadaşın olmasam da patavatsızlığın üzerine ben de derin anektotlar paylaşabilirim sanki:))

farawaysoclose dedi ki...

en çok kullandığım ve sanırım insanları en çok sinir eden kelime: "bakarız". mesali "dediğini kabul etmiyorum ama şimdi tartışacak mecalim yok, güç kuvvet bulduğumda hayır diyeceğim" hahahaha :D

iş yerinde ilk kez "sehven" kelimesini duyduğumda kala kalmıştım!

mordred dedi ki...

çok yorum yapacak durumda olmasam da sadece yönetici yemek teklifi olayına girecem,
beni 10 defa çağırır 1inde giderim belki. bence sen de en azından bunu başarabilirsin