12 Aralık 2009 Cumartesi

"kolonya gibi cabuk uçarım ama guzel ferahlatırım "


Güvenlik ve x-ray aramalarına gıcıklığım bana güvenlikte son noktayı aşan eski işimden ( daha doğrusu işin buluduğu binalardan ) yadigardır. O gün bugündür de bu derin hissiyatım katlanarak artar. Bugüne kadar Yıldırım Türker konuya ilişkin bir sosyolojik çıkarım yapmadığından kendisinin de affına sığınarak x-ray insanları hakkındaki fikriyatlarımı kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.

Öncelikle bu güvenlik paranoyasının sebebi bence Sabancı Kulelerin İnsan kaynakları ve güvenlik departmanıdır. İşe aldıkları insanlara 5 yıl sonra kendini nerede görmek istiyorsun diye soracaklarına, haklarında daha detaylı araştırmalar yapsaydılar, bugün koca koca patronlar odalarında öldürülme korkusu ile yaşamaz, biz faniler de patron öldürülmesin diye sürekli bir potansiyel terörist muamelesi görmezdik.

Aslında bakarsanız kulelerin güvenlik fobisini abartı bulsam da pekala anlayabiliyorum. Ama otoparkında arabanız çalınsa dahi sorumluluk kabul etmeyen AVM'lerin her gelen müşteriyi aramasını anlayamıyor ve en çok da buralardaki x-ray hallerine gıcık oluyorum. ( IDO'nun yeri tabi ki ayrı)

Benim şizofren bünyeme göre x-ray görevlileri yaptıkları iş münasebetiyle hayattan intikamlarını aldıklarını sanıyorlar. Bazıları bunu bilinçli bazıları ise şuursuzca yapıyor. İşin vahim olan kısmı bu intikamı hem kendi gibi olanlardan hem de kendinden çok farklı olanlardan alıyorlar. (5 dakikalığına da olsa)

Birincil intikam kısmı, kendisi gibi olanlardan. Çoğunlukla her alışveriş merkezi kendi konuğunu belirler. Ve insanlar genelde kendilerini rahat hissettikleri yerde olmayı istediklerinden diğere pek gitmezler. Arada sürüden ayrılanlar olduğunda ise, bu değerli x-ray insanları " ben burada olabilirim ama senin yerin burası değil aslanım" babında daha kapı girişinde, geldiğine geleceğine pişman eder mahalle arkadaşını. Onu bir köşeye çekip didik didik ararken, siz çantanızı alıp yolunuza devam edersiniz. Ki en çok da bu görüntü üzer beni. şekilci haliyet-i ruhumdan da en çok o zamanlarda utanırım.

Diğer intikam konusu ise asgari ücretle çalışan güvenlik personelinin her gün önünden geçtiği mağazalardan 3 asgari maaşlık alışveriş torbaları ile çıkan insanlar ve türevleridir. Karşılarındaki kim olursa olsun, x-ray insanları, güvenlik cihazının boynunuzdaki eşek kadar kolyeden öttüğünü anlasa da "tekrar geçebilir misiniz hanım efendi?"uyarısı ile, "mazallah şemsiyenizde bomba saklıdır onu da x-ray'den geçirin", "paltonuz üstünüzde olsa x-ray'den geçmenize gerek yoktu ama elinizde tutuyorsunuz ya onu da x-ray'den geçirelim" şeklindeki sabır sınayıcı uyarıları ile patronun kim olduğunu hatırlatır size. Çantanızda bıçak olduğu için ( iş yerindeki doğum günü kutlaması için taşınan) bırakabilir misiniz diyen derin düşünür x-raycilere," pardon ama içerideki mağazalarda koca koca et bıçakları satılıyor, psikopat olsam oradan da alırım, farkında mısınız ?" demediğim için manasız manasız bakar, yoluma devam ederim. Hele ki kulağımdaki mp3 player'ı bile bazen çıkartanlar olur ki, kendilerine duyduğum sonsuz sevgi ve saygılarımı öffleyerek ve pöfleyerek sunarım.

Anlayacağınız neden arandığımızı bilmesem de, arana edene herkese itinayla gıcık olabilecek bir potansiyelim var. Arada pek tabi bu fikriyatımı çürütecek kadar iyi insanlarla da karşılaşıyorum, onları tenzih eder, insansevmezliğimin şiddetinin azalmasını umut ederim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Hamile insanların x-ray'den geçmesi zararlıyken, insanların x-ray'den geçmesi nasıl zararsız olabiliyor acaba? Bir insana zarar vermeyen x-ray iki insanı aynı anda didik didik edemediği için sinir olup, zarar mı veriyor acaba?
  • HSBC gibi binanın içine araba girerek bombalanan bir şirket nasıl oluyor da, kazayla bile arabanın gireceği mekana yeni GM'sini taşır, takdir edersiniz ki bunu da idrak edemiyorum.
  • Bir de arabanın içindeki valizleri açmaya yeltenen hadsiz güvenlikçiler var ki, onları otomatik olarak dövmek istiyorum.
ps. Başlık şarkısı Redd- deliyim

6 yorum:

Fery... dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Fery... dedi ki...

iyi ki danışman ya da denetçi değilsin iyi ki haftanın birkaç günü seyahat etmek, havalimanlarına gitmek zorunda değilsin, iyi ki mobil bir yaşamın yok :) yoksa bunların hepsini yapmak zorunda olan zavallı ben gibi havalimanlarındaki x-ray cihazlarına ve güvenlik görevlilerine uyuz olmak, gerektiğinde kavga etmek zorunda kalmakla yetinmeyip ötesine geçer vururdun herhalde kendilerine :) anlamsızca notebook açmak, çizem çıkarıp galoş giymek, bir hafta törpüye bir şey demeyip öbür hafta törpünün alınması, bıdı bıdı bıdı of yani... öldür kurtul... hem yurtdışında sadece bir kere güvenlik bilmemnesinden geçerken güzel yurdumda neden bunun sayısını maximum a taşıyoruz...

malumafatrus dedi ki...

eski işimde zırt pırt arandığım için mobil olmayan hayatımla da çok çektim diyebiliriz ama evet hava alanları apayrı bir hadise ki o alan uzmanlığım olmadığından hiç değinmedim. Ve açıkçası orada güç tamamıyla x-raycilerde olduğundan, kuzu kuzu teslim olduğum için dediğin gibi daha da asabi olurdum muhtemelen.

Aslı dedi ki...

Fery, kesinlikle katılıyorum. havaalanı tam bir kabus.

varol döken dedi ki...

bence türkiye'deki her eve x-ray cihazı konulsun, çıkarken bir kere geçelim, bir daha uğraşmayalım...

mervetan dedi ki...

havaalanında bana hep şöyle geliyor; ilk geçtiğimiz cihaz biraz dandik ve eski, ikincisi biraz daha iyi, üçüncüsü geçen sene alınmış, sonuncusu ise son teknoloji bitçik kadar bişeyin de olsa tutar bulur, rezil eder seni. haliyle aşamalı aranıyoruz. en muhteşem cihazı en başa koymaya gerek yok, böyle aşamalı aşamalı aranmanın ayrı bir heyecanı var bünyelerde.