26 Aralık 2009 Cumartesi

"hani geçmeyecek gibi gelir günler"


Alıntının alıntısının alıntısı; Efendim aşağıdaki yazı ilk olarak Aralık 2005'de ustat'da yer aldı. O zamanda yazının yazılma sebebi Nur Çintay'ın "Huzur Bulmanın ve Ruhunuzu Doyurmanın 100 Yolu" adlı kitaptan alıntı yaptığı bir köşe yazısıydı.

Bugünse 5 yıl sonra utanmadan aynı yazıyı kopyalamış denmesin diye; yazının kitaptan alıntı maddelerini aynen kopyalıyor ama eski yazıdan farklı olarak bu sefer maddeleri birilerine ithaf etmeden, kendi açılımımı yapıyorum. Ve mümkünse, bu yazıdan yola çıkarak sizin de "olsa güzel olur sanki" maddelerinizi vizyonumu genişletme amacıyla benimle paylaşmanızı rica ediyorum.

....

Korktuğunuz şeyleri yapın

(Aklıma hiçbir korkum gelmedi ki, şunu yapayım, bunu yapayım diyebileyim. Ben yıl bitmeden önce korkularımı bulup, sonra da aralarından yapılsa tehlike yaratmayacak!! 3 madde bulayım, belki yeni yılda da kendilerini gerçekleştiririm)

Bilme ihtiyacınızı azaltın

( Kusura bakma blogcuğum, bunu şimdilik yapmaya niyetim yok. Aksine 2010'da öğrenmem gereken çok ama çok şey var. Merak etmeyin dil bilgisi de önceliklerim arasında)

Sahip olduğunuz şeylere olan bağınızdan kurtulun

( Prensiben kısa süreli bağımlılıklar yaşayıp, sonra sıkılma taraftarıyım zaten, bu sebeple ek bir geliştirme yapmasan kabul görür mü acaba?)

Sabırlı olun

( Bunu yapabilmeyi o kadar çok istiyorum ki blogcuğum, sabırlı ol diyeceğine nasıl sabırlı olunur onu anlatsan daha bahtiyar olurum.)

Başkılarını yargılamaktan vazgeçin

(Bambaşka biri ol diyorsun yani? sanki biraz zor be blog)

Hayatınızdaki problemleri bir armağan olarak görün

( Bu problemler kısa süreli olacaksa itirazım yok ama uzun süreli problem de armağan da istemem haberin olsun.

Tek başınıza olmaktan keyif almayı öğrenin

( Her zaman sevdim, benim bu maddenin aksine yeni yılda insanlarla zaman geçirmekten keyif almayı öğrenmem gerek sanırım)

Deliler gibi yazın

( sence ben şuan ne yapıyorum?)

Sizi desteklemeyen ilişkileri gözden geçirin

(gözden geçiriyorum, bak beni destekleyin diye göz dağı da veriyorum ama ne yazık ki pek işe yaramıyor)

İhtiyaç duyarsınız yardım isteyin

(kaplumbağa hızında da olsam, deniyorum inan bana)

Başkalarının size neler öğretebileceğini öğrenmeye çalışın

( çalışmaya çalışırım desem:( )

Şükran duyun

( uzun süredir büyük bir isyanım olmadığını göz önünde bulundurursak bu maddede gelecek vaedettiğimi düşünüyorum. Asıl bana etrafımda şükran duygusundan yoksun olanlara nasıl yardımcı olabileceğimi öğretirsen pek makbule geçer, haberin olsun)

Sadelik yaratın , yoksunluk değil

( geçen 5 yılda fazlasıyla sadeleştim inan bana; artık sadelikle de yoksunlukla da işim olmaz sanki)

Yaratıcılığınızla bağ kurun

( olsa hemen o bağı kurardım da, daha bünyemde kendisine dair bir ipucu bulamadım)

Çocukluk inançlarınızı gözden geçirin

(süper kahraman olmak gibi mi mesela?)

Hayır demenin bedelini inceleyin

( hayır demeyi öğrenmenin de yolu buradan geçiyorsa, ben sınava bu sorudan başlamalıyım)

Çok sevin

pek tabi ki layık olanları, yoksa herkes iyi insan türünden İclal Aydınlığın ( o da artık çekti kılıçları ya neyse) lüzumu yok.

Hayatınızın sorumluluğunu üstlenin

(herkes üstlenirse, benim omuzlarımda bir hafifleme de olur belki)

Hayatınızı basitleştirin

( Basit ama çok planlı olsa; bir itirazın olur muydu acaba?)


Aslında bakmayın bu kadar yeni yıl geyiği yaptığıma, çok büyük bir beklentim yok 2010'dan ve sonrasında geleceklerden de. İnsani bir refleksle bazı kararlar için nasıl Pazartesi bekleniyorsa, bazı yenilikler için de yeni yıl bekleniyor işte.. Dediğim gibi aslında herkes kendi miladını, yeni yılını yaratsın ona göre de planlarını gerçekleştirmeye koyulsun.

Tabi hayatı da bir proje gibi görmek konusunda da abartıya kaçmayıp, bazı kaçış vakitlerinde "su yolunu bulur herhalde" diyerek plan programı rafa kaldırıp, sahip olduklarının ve anın keyfine varsın.

ps. Başlık şarkısı Candan Erçetin- Unutursun

ps.2. Resim adresimiz ise ülke sınırlarından.

ps.3. O zaman söylememişim ama Ruhu Doyurmanın 100 Yolu diye kitap adı olur mu yahu?

5 yorum:

Fery... dedi ki...

Korktuğunuz şeyleri yapın; ve ne kadar gereksiz olduğunu anlayın korkularınızın... Aksi mümkün mü korktuklarım listesinin azalmasının?

Bilme ihtiyacınızı azaltın; bunu bir öneri olarak almak istemiyorum, kimsenin de almasını dilemiyorum zira her an vardır öğrenilecek bir şeyler...

Sahip olduğunuz şeylere olan bağınızdan kurtulun; keşke keşke yapabilsem o zaman ne hayalkırıklığım kalır ne mutsuzluğum aslında desem kendime aslında hiçbir şeyin hiçkimsen yok senin keşke diyebilsem...

Sabırlı olun; azıcık babama çekseymişim onun o koca sabrının binde birini alsaymışım ve yıllar geçtikçe sahip olduğum sabır daha da azalıp gitmeseymiş miş miş miş

Başkalarını yargılamaktan vazgeçin; herkes vazgeçsin bence bundan her şeyin bir sebebi vardır, kimse mükemmel değil kimsenin doğruları da yasa değildir...

Hayatınızdaki problemleri bir armağan olarak görün; ermiş olmakla eş anlamlı olsa gerek...
Yapabilenlere yürekten bir bravo...

Tek başınıza olmaktan keyif almayı öğrenin; tercihim olduğu sürece hep sevdim... Yalnız kalmak güzel yalnız bırakılmak dayanılmazdır...

Deliler gibi yazın; işte bu benim hayalim...

Sizi desteklemeyen ilişkileri gözden geçirin; doğal seleksiyon diye bir şey var bu ilişki mevhumunda yıllar geçtikçe aslolanlar kalıyor... İyi de oluyor...

İhtiyaç duyarsınız yardım isteyin; neden yapmayayım ki, her şeyin bileni değilim sonuçta, böyle olduğunu düşünen insan varsa da inanılmaz bir yanılgı içindedir...
Öğrenmenin yolu sormaktır...

Başkalarının size neler öğretebileceğini öğrenmeye çalışın; ilgi alanımsa seve seve öğrenirim değilse de dinlerim...

Şükran duyun; teşekkür etmeyi bilmek bu, değer bilmek, kıymet bilmek... herkeste olsa dilediğim...

Sadelik yaratın, yoksunluk değil; ne kadar güzel bir ayrım ve ne kadar güzel sadelik, bir o kadar asil...

Yaratıcılığınızla bağ kurun; bir yerlerde hep daha iyisini yapabileceğine inanan bir tarafım var bakalım :)

Çocukluk inançlarınızı gözden geçirin; o masumiyet ve o dürüstlüğe geri dönebilir miyiz acaba?

Hayır demenin bedelini inceleyin; her karar bir bedeli taşır içinde evet demenin de bir bedeli vardır önemli olan o bedelden ziyade hayır ve evet in doğruluğundadır...

Çok sevin; hak edeni... aksi sizde derin yara olur... hem de yok yere...

Hayatınızın sorumluluğunu üstlenin; tam da omuzlarımda taşıyorum...

Hayatınızı basitleştirin; İstanbul’da mı, bu düzende mi, bu kaotik ortam ve bu şartlarda mı? Cevap evetse sorum mümkün mü?

varol döken dedi ki...

Bunlar önerilenlere yorumlarım:

Korktuğunuz şeyleri yapın (yükseklik korkusu var bende, git bana parasailing yap mı diyor şimdi bu madde, ölürsem arafta bunu yazanın ayağını cehenneme doğru kaydırırım, bloga not düşülsün!)

Bilme ihtiyacınızı azaltın (bunun yerine gerçekten hangi bilgilere ihtiyacım olduğunu bulsam, herkes için daha yararlı olur)

Sahip olduğunuz şeylere olan bağınızdan kurtulun (bağdan mı bağımlılıktan mı bahsediyoruz, yani koltuğumu camdan aşağı atabilirim ama votkama dokunan olursa onu da o koltuğun üstünde sallarım aşağı)

Sabırlı olun (şu yazıyı bile bir an önce bitirmeye bakıyorsam bu şıkı bir milenyum daha göz ardı etmeliyim)

Başkalarını yargılamaktan vazgeçin (bu hayatta bir tane özelliğini say deseler gerçekten bunu söylerim ama benimkisi yargılamamaktan çok sallamamak sanırım, herkes kafasına göre takılsın, güzel kafalarda takılsın, birbirine bulaşmasın da ne yaparsa yapsın... bu cümlelerimi havada bırakmadığıma emin olabilirsin blog ahalisi, yoksa değil misiniz, nasıl değilsiniz, ne kuşkucu insanlarsınız siz, allah bilir kara kaşlı kara gözlüsünüzdür de, önyargılılar sizi:)

Hayatınızdaki problemleri bir armağan olarak görün (hayattaki problemleri armağan olarak görmek salaklık, tek yapman gereken bir problem varsa çözümünün de olduğu, yoksa zaten ölüsündür o zaman da hiç problem yok:)

Tek başınıza olmaktan keyif almayı öğrenin (fery'e çok yakın bu konudaki hissiyatım, seçim olduğu sürece bayılırım, mecburiyet olursa öyle kalakalırım)

Deliler gibi yazın (bloglar aldı bunu elimden, ben yazamam bu kadar ya, deli miyim ben, zaten yazarak para kazanmak zorundayım, offf darlandım çok fena)

Sizi desteklemeyen ilişkileri gözden geçirin (işte aslan burcu error file 502... ya ben gözden geçiriyorum, kararımı da alıyorum ama sonra unutuyorum ve aynı kazığı yine yiyorum... hayatım bir türlü kapanmayan windows gibi ya!)

İhtiyaç duyarsınız yardım isteyin (ihtiyaçlarını en aza indiren yardım isteklerini de en aza indirir, istediğin zaman gelmeyen yardımın taaaa...)

Başkalarının size neler öğretebileceğini öğrenmeye çalışın (valla bu konuda hiç yalan atmayacağım, öğrenebileceğim her şeyi kitaplarda buluyorum, insanlarda aradığım başka bir şey, sanırım ben pek öğrenen adam değilim, bununla gurur duymuyorum ama inkar edemem)

Şükran duyun (hiçbir dini ve ruhani temele dayanmadan varol döken self şükran modelimi geliştirdim ben sen ne diyorsun be blog)

Sadelik yaratın, yoksunluk değil (bir zamanlar sade vardı güzel müzik yapardı... bu maddeden kafama yoksulluk yaratan sade düşkünleri geldi, ha bir de marquis de sade var, onun yarattıklarıyla yetineceğim şimdilik)

Yaratıcılığınızla bağ kurun (affedersiniz ama bu lafı bulana bir, ağızlarda sakız edene iki, nedir bu yaratıcılık züppeliği ya, tekel bayi gibi herkes bir yaratıcıyım tutturmuş, ya gerek yok, bir teşekkür yaratın, bir nezaket yaratın yeter, bağ kuracaksanız da charlotte gainsbourg ile bağ kurun beni de tanıştırın allahhh rızasına)

Çocukluk inançlarınızı gözden geçirin (12 yaşımda kaybolan nintendo gameboy'un bulunması için gusül abdestimi almış sabaha kadar dua etmiştim, ertesi gün bulunmuştu ama ben sonra inancımı kaybettim, şimdi gözden geçiriyorum da, ne de olsa bulunurmuş o-evet nankörüm:)

Hayır demenin bedelini inceleyin (bu ne ya prada çantanın bedelini inceleyin der gibi, sevgilim bana prada çanta al diyen kadına hayır demekle kalmam, kıroyum ve prada bende tişörtü hediye ederek olayı büyütürüm)

Çok sevin (susam sokağı geldi aklıma, kimseyi sevmedim kurabiye canavarı gibi)

Hayatınızın sorumluluğunu üstlenin (bu şıkkı elimde belgeli faturalarım, tertemiz evim, çamaşırlarım ve bulaşıklarım ile karşılamak isterdim, bir yerlerde beni baba bilip de unuttuğum bir çocuğum yok şimdilik:)

Hayatınızı basitleştirin (ben 2 kadeh rakı ile her şeyi unutan basit bir adamım)

varol döken dedi ki...

bunlar da blog yazarına ufuk açacak ama asla denemesini tavsiye etmediğim önerilerim:

alkole devam edin (herkes aldığı miktarda kalsın yani)

motor alın (istanbul trafiğinde verdiği keyfi anlatamam ama o keyif kadar tehlikesi var, yine de vazgeçilmez)

yürüyün (ama bu şehirde değil, gerçekten yürümeye değer şehirler var)

hayatınızdaki insan sayısını azaltın (böylece gerçek sevgi miktarınızı çoğaltırsınız)

telkini öğrenin (birçok insan kendini telkin etmeyi bilmediği için diğer insanlar üstünde ağırlık yapar, oysa kendini telkin kolayca öğrenebilecek, çok etkili bir sağaltım yöntemidir, basittir, acısızdır, esenliktir)

deneyin (evet bu çok geniş kapsamlı ama gerçekten deneyin... denemek kendinizi gerçekleştirmenin ve hakiki seçimlerin bir yoludur)

bir müzik aleti çalmayı öğrenin (bu önerim biraz kişisel ve yapamayacağımı da biliyorum ama bir tane dileğim olsaydı bu olurdu)

inançlarınızı sorgulayın-şüphe edin (burdaki şüphe lan komşular her gece sevişiyor mu acaba türü bir şüphe değil, doğru bildiklerimizden, çok inandıklarımızdan, milliyetimizden, neden yaşadığımızdan ve hatta varolup olmadığımızdan şüphe ya da felsefik adıyla septizm... inandığınız her şeyin bir gün yerle yeksan olacağı duygusuna kendinizi şimdiden hazırlasanız iyi edersiniz)

hiçbir şeyin ömür boyu sürmeyeceği duygusuna alışın (günümüz insanın bu kadar çabuk tüketilen bir çağda hala bu ömür boyu, hep, her zaman, daima masallarına kanması ve sürekli bu masalları anlatması deli ediyor beni... bunu söyleyeni kötümserlikle suçlamak ise çıldırtıyor... ben bitsin demiyorum, öyle ya da böyle biter, devam ettiren mecburiyettendir diyorum, benim açımdan diyorum en azından)

resim altlarına ne güzel çıkmışsın canımmm yazmayın (ne olur yapmayın bunu, allahın adını verdim bak)

imkanınız varsa bir çocuk okutun (bu konuda çok pratik bir adam değilim ama mutlaka yapacağım bunu)

tüketimin hızına birazcık fren yapın (bir reklamcının bunu söylemesi paradoks gibi gözükebilir ama benim bile amacımı aşıyor bu tüketim hızı... dursun demiyorum elbette ama birazcık hız kesebilir, azıcık, en azından cep telefonlarında:)

bir dövüş sporu yapın (bunun ne kadar etkili olduğunu tahmin bile edemezsiniz, ya nasıl ağzımı burnumu kırdırasım geldi şimdi inanamazsın)

bir futbol stadyumunda maç izleyin (bunu blogun bayan okuyucuları için öneriyorum pek tabi... bakın futbol maçı demiyorum, stadyum diyorum, ambiyans diyorum, coşku diyorum:)

taksim meydanından galata kulesine çırılçıplak koşun (bu madde bana özel, bu yıl olmasa da söz olacak bir gün tabi ordan düz aşağı devam edeceğim bakırköy e kadar:)

bu kadar...

malumafatrus dedi ki...

alkolle ilişkimi seviyeli bir beraberlik olarak yürütmek benim için en güzeli

sakin vakti bulunca veya bu şehir kalabalıktan kurtulunca buralarda yürümek de güzel, hem İstanbul da hem de başka memleketlerde yürümeye itirazım olmaz

zaten epey bir azaltma yaptım ( bazıları da beni azalttı) bu saatten sonra azaltırsam, tercihsiz yalnızlığa düşebilirim.

bir zamanlar keman çalayım sevdam vardı, ama küçüklüğümde kullandığım mızıka dışında ne yazık ki müzik aletlerine yabancıyım. Ama geçen sene bilgi aarcılığı ile azıcık darbuka ile yüz göz olmuş ve pek sevmiştim.

zaten paranoyağım, daha fazla şüpheyle akıl sağlığımı korayacağımı sanmıyorum. En azından bazı temel inançlarımı da bu sebeple sorgulamamayı tercih ediyorum.

ben telkini yine de silah zoruyla başkalarına yaptırmayı severim, (olmuş mu böyle, bir sorun olmaz değil mi vs. türünden.)

denemek iyi de, başarıyı görmediğim sürece uzun süreli deneyici olmayabilirim:(

hiçbir şeyin ömür boyu sürmeyeceğini bildiğim için en çok da sevdiklerimi kaybetmekten korkuyorum, o korkuyu nasıl yenebilirim bu konuda öneri bekliyorum.

Tüketim hızımı sıfırlasam da mali tablom hemen düzelmez, durumum o kadar vahim ama işte alıp alıp uygulayamadım en büyük karar bu. AMa bu hızla gidersem birileri beni terapiste veyahut hastaneye göndericek, belki öyle kurtulur ümidindeyim. Telefon konusunda zaten minimum düzeydeyim, başkaları da daha az konuşursa elbette hayat bayram olur inancındayım.

Facebook accountum olmasa da yazmadım sanki diye düşünüyorum, genelde benim fotoğrafımı tagleyen arkadaşlarıma, kaldır onu çabuk ne iğrenç çıkmışım bu fotoda derdim Ayrıca yeni yılda güzelinden bir fotoğraf makinam olmasını da canı gönülden dilerim.

en son sanırım FB- Denizli maçını izlemiştim yıllar önce. Ondan beri basket sahasından öteye gidemedim, bu kış basketbol maçlarını düzene oturtursam, bahara doğru da güzel stadyumumuzu ziyaret ederim. Orası sadece stat dersen küserim.

Dövüş dersi kısmen de olsa yapıyorum. Pazartesi yaptığım için de fevkalade rahatlıyorum.

Eskiden Bandırma'da ayakkabıcı çocukların karnını doyururdum belli aralıklarla. Ama sonra ben Bandırma'dan koptum, çocuklar büyüdü, ortam dilencilerin hakimiyetine girdi:( Ama tüketim hızını azaltırsam, okutma işini de başarabilirim diye düşünmekteyim.

Benim çıplaklığa dair dileğimse, spor salonunda kimseler çıplak, yarı çıplak gezmesin, aynada uzun uzun kendisini kesmesin yönünde.

Ve son önerim, kimse "bayan" demesin. hatun densin, kadın densin, kız densin ama bağyan DENMESİN.lütfen.....

varol döken dedi ki...

sevdiklerini kaybetme korkusunun metodu ne yazık ki telkin bile değil, çok acı ama bu korkuyu yenmenin tek yolu tecrübe etmek... bundan da kötüsü her tecrübe herkeste aynı şekilde işlemiyor...

öneri değil ama sadece şunu söyleyebilirim bu tecrübeyi yaşamış biri olarak...

eğer hayatta iyi şeyleri sorgulamadan, sevinerek kabul ediyorsan, kötü şeyleri de öyle etmelisin... bu karma bir gün sana iyi olarak dönecektir (yok hindu hindi felsefeleriyle de ilgim:)