8 Aralık 2009 Salı

"gün geceye döner, geceye yalan siner"


Değerli okur, tıp dünyasına inancımı kaybettiğim bir noktadan yazıyorum sana bu satırları.

Bugüne kadar baş ağrısı ve kansızlık dışında sürekli ilaç içmeyen ben, 3 haftadır vitamin, grip ilacı, başka vitamin bağışıklık sistemi güçlendiricisi falan ne buldumsa içmeme rağmen Pazar akşam üzerinde nezle vebasına tutuldum. Benim bilimsel yaklaşımım bütün güne evde olmak ve temiz hava alamamaktan ötürü bu dertle yüz göz oluşumdu, kendime gayet mantıklı gelen bu açıklamadan ötürü de ek bir uzman görüşüne başvurmadım. Yine de kendimi bile şaşırtacak sayıda hapşırdım, hala da aynı azimle hapşırmaya devam ediyorum. Burnum da kısmi çeşme oldu ki, hala burun akması mı daha kötü tıkanması mı karar veremiyorum. (travesti sesi hiç mevzu bahis etmiyorum)

Herkes grip nezleyken hasta olmanın yazı bahsi yapılacak bir kısmısı yok. Ben sadece "havalar da birden soğudu değil mi?" türünden bir girizgah yapıyorum, aslında yazımızın ana konu maddeleri kestane ve Ezel.

Şimdi efendim; simav eşrafından modred ve merkep beylerin getirdiği şahane kestaneleri bir güzel yemek için dün akşam bizim evde bir araya geldik klan ahalisi ile. ( mordred'ı davet etmedim ben büyük bir terbiyesizlikle o ayrı)

Aslında bu program Salı akşamı gerçekleştirilecekti ama ben tüm yüzsüzlüğümle salı günkü spor dersimi kaçırmamak için pazartesi olmasını rica ettim, sağolsunlar onlar da kırmadı beni. Ama dün akşam itibariyle diyorum ki, iyi ki de Pazartesi bir araya gelmiş, iyi ki Ezel'in bu güzel bölümünü hep beraber izlemişiz.

Efendim bizim grubu bilmeyenler için tarif etmek gerekirse, ağırlıklı ortalamanın benim aksime dizi ile pek alakası yoktur. Misal
marko bey dizi alemine bir selam etmek istemiş ama yakın gönlünü Kapalıçarşı'ya kaptırmış; diğerlerinin dizi vizyonu ise kırk yılda bir bize gelince beraber izlediğimi Aşk-ı Memnu ile sınırlı kalmaktadır. Yine de herkesin Ezel’i uzaktan yakından duymuşluğu vardı ki, o birlik ile Ezel'İn özet süresince Kapalıçarşı izlenip, sonrasında kumandanın hakimiyeti Ezel'in olmuştur. Aksi olsaydı dün akşamki süper bölümü kaçırıdığım için epey hayıflanırdım.

Dizinin en en sağlam taşı Tuncel Kurtiz dün akşam resmen döktürdüğünden, akşamın başında Kapalıçarşı’cı olan marko'yu bile gecenin sonunda bir Ezelsever olarak evden uğurladık. Açıkcası ben oturup 5 dakika izlemediğim dizinin bile konusu hakkında az çok fikir sahibiyimdir, bu sebeple de bir diziyi bilmek (“ben bile biliyorum o diziyi yahu”) benim gibiler düşünüldüğünde pek bir şey ifade etmez. Ama hiç dizi ile ilgilenmeyen insanların bile Ezel izlediğini duyuyor ve görüyorum ki, belki de bu sebeple sadece biz sevmiyoruz demek ki ya diyorum içimden. Hayır sadece biz seviyorsak da buna itirazım olmaz, hatta daha da mutlu olabilirim sankim.

Dün akşamki kalabalık ile Ramis babanın değerli satırlarının bir kısmını es geçsek de bir kısmını da satır satır not ettik. Müsadenizle bunları da yazacağım. Çünkü dün akşam, önümde netbook’um açık olduğu için, duyabildiğm kadarıyla uydurduğum cümleleri feri’ye iletmek benim görevimdi. Künyesine bakmaya üşendiğimden senaryonun asıl sahiplerine ismiyle teşekkür etmesem de, onlar kendilerini biliyor zaten diyerekten tebriklerimi sunuyorum, hep böyle gitsinler hiç bozmasınlar inşallah diyorum.

Tabi sadakat üzerine bu kadar konuştuktan sonra kendi orjinal aforizmaları olanların da yorumlarını bilahere bekliyorum. Hatta ben haftaya özeti tekrardan bir izleyim, sonra bu konuyu derinlemesine açalım, siyaset meydanı fortmatında tartışalım istiyorum.

“sadakat... ne menem şeydir bu sadakat. sadakat sır saklamak mıdır? sessiz kalmak mıdır? kıyametin kopacağını bile bile. ölüm gibidir sadakat, pazarlığı olmaz. bir kere çizgiyi geçtin mi, yoktur dönüşü. ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana, hayat çeker gider, sadık kalmaz sonunda. ama kötülük öyle mi? hep yanıbaşındadır insanın. sözler verilir. sözler unutulur. gün gelir ihanet eden sadakat ister. sevdiğine sadık kalan adam kendinden vazgeçebilen adamdır. sadakat sevdiğinin kalbini çıkarıp avucunda tutmaktır. ama sadakat gerektiğinde o yüreği fırlatıp yere atmaktır. sadakat erdem değildir aslında. sevgiden kör olmaktır. hep kaçtığın şeye eninde sonunda yakalanmaktır. yemin etmeden bir daha düşün; çünkü sadakatla başlayan her şey ihanetle biter."


“sadakat ya birine doğru koşmaktır ya birinden kaçmaktır.”


Bu yazının arkasındaki manasız ve şekil şemalci sorgu sual;

Cansu Dere güzel mi? Çok mu güzel yoksa çirkin mi?

Ve pek tabi ki Kıvanç Tatlıtuğ mu Kenan İmirzalıoğlu mu?


Kusburnu'na not; ismini feriye açıkladım, gizliliğin uçtu gitti haberin olsun:))


ps. Başlık şarkısı Yonca Lodi- Her aşk acıyla biter

6 yorum:

varol döken dedi ki...

sadakat; kendine bağlanacak cesareti olmayanın başkasına bağlanma korkaklığıdır...

sadakat; yalnızlığa zar atamayanın, başkasıyla oynadığı kumardır...

sadakat; içindeki dipsiz kuyunun sonundan kaçıp, bir başkasının sığ sularında boğulmaktır...

sadakat; kendinden kaçmaktır aslında gidecek bir yer olmadığını bile bile kendini kandırmaktır...

varol döken dedi ki...

ezel, kıvanç'ın şu performansını görse hiç konuşabilir mi öyle:)

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/19573/kivanc-tatlitug-ve-oyunculuk-aski

malumafatrus dedi ki...

ama haksızlık bu. insan reklam alanında çalışınca böyle güzel ve sağlam cümleleri tek tek sıralayabiliyor ama ben dünya sıkıcısı işimin bir faydasını bu binanın dışında hiç bir şekilde göremiyorum.

Ama son cümleye itirazım var. "sadakat; kendinden kaçmaktır aslında gidecek bir yer olmadığını bile bile kendini kandırmaktır" Yani insan sadakat adı altında kendini veyahut başkalarını kandırabilir ama sırf gidecek bir yer olmadığı için sadıktır dersek sanki haksızlık etmiş gibi oluruz. En azından şu an ki parasetamollü fikriyatım bu yönde.

ps. Kıvanç ve Kenan karşılaştırmasında oyunculuk kriter olsa, galip direk belli olur da, biz sadece şekil ve şart anlamında kıyaslıyoruz, bildiğiniz boy pos endam yani:) o yüzden cevabı en azından bazıları için zor.

varol döken dedi ki...

sonuçta ben sizin yazdığınız bloga yorum yapıyorum, demek ki dünya sıkıcısı işinizin bir faydası var... yazdıklarımın da reklamla ilgisi yok, sizin attığınız pasla ilgisi var... bazen asistler golden güzel:)

itirazınızda da haklısınız, iki önerme farklı hayatlara ait, potpori yapmışım ortaya tutmamış:)

kıvanç ile kenan arasındaysa, benim açımdan her yönden her açıdan kenan... kıvanç'ın karakteri oturmamış daha, sanırım bir kadın için en itici adam da kendisini bulamamış adam... yalnız illa birini seç derseniz...

illa da charlotte gainsbourg!

:)

guvenek dedi ki...

bugun halkla iliskilerden 3 erkek (evet xy olan) kafetaryada ezeli konusuyolardi ki oha dedim artik:)

ve benim ev arkadasim da dizilerle alakasiz olmasina ragmen ezel fan oldu.

ben hala ayniyim, dun 100 kez seslendi icerden nolur gel de izle, seversin diye; tek yaptigim odamda muzigin sesini biraz daha acmak oldu:)

malumafatrus dedi ki...

yahu tabi ki davetle izlemezsin diziyi. Tv açıkken denk gelirsin, 5 dakika izler sonra reklam arası verince kendine gelirsin. Yoksa o kadar uzaktan kimseye etki etmez dizi. Başarılı değilsek o kadar da değil yani.