13 Aralık 2009 Pazar

"çünkü çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır"


Hangi yazar tarafından yazılırsa yazılsın bir ikinci kitap her zaman ilk kitaptan daha zor olacaktır. Hakan Günday'ın okuduğum 3. romanı Piç bana bunu bir kez daha ispatladı. Kinyas ve Kayra'nın düşük bütçeli versiyonundan öteye gitmeyen bu 2. roman; benim neznimde Olasılıksız'dan sonra yazılan Empati'den farksızdır.

İşin kötü yanı, Cenk Hakan Afgan veya Barbaros'dan hiç biri Kayra veya Kinyas kadar etkileyemedi beni. Maceralarını ise şımarık zengin çocuğu kaprisi gibi gördüm tüm kitap boyunca. Yine de bir okureleştirir gözüyle şunu söyleyebilirim Kinyas ve Kayra'yı okuduysanız, Piç'i hiç ele almayın, Piç'i okuduysanız ise Kinyas ve Kayra'yı mutlaka okuyun.

Hakan Günday aynı şeyleri söylese de her seferinde aynı etkiyi yarattığı için kitaptan bazı satırları her zamanki gibi çalıp çırpacağım.

"Pahalı saatler takan insanların zamanları değerlidir. Ama bir terasta yaşıyor ve saat sokaktaki yabancılardan öğreniyorsanız, zaman size sonsuzmuş gibi gelir. Ve ekonomi, bilim haline gelmeden önce de var olan bir kurala göre bolluk, değersizliği getirir."

"Bazen dünyanın bir kasa olduğunu düşünüyorum. Tanrı' nın parasını sakladığı bir kasa. Para biriminin insan olduğu bir evrendeki küçük bir kasa. Tanrı' nın paraya ihtiyacı olduğu zaman büyük savaşlar, felaketler, ölümler oluyor. Ölenler harcanıyor. kalanlarsa faiz yaratmak için ürüyor."

"Evet! Boş verin. Herkes boş versin! Çünkü biz ne yapıyoruz? Dolu alıp boş veriyoruz. Ama tabii bira şişelerinin aksine hayatın depozitosu yok, onun için de elimize bir şey geçmiyor. Hatta öyle boş veriyoruz ki ortada şişe bile kalmıyor. Çünkü şişeyi de değerlendiriyoruz. Kırıp kavga ediyoruz. Dolu alıp boş veriyoruz"

"İnsanların karar verip uygulama düzeneklerinin lokomotifi iradeleridir. İrade, kavramlar listesinde dirençten tercihe kadar olan bölümü içerir. Bütün insanların eşit sayıda iradeye sahip olarak doğar ve iradelerini tüketmeden ölürler. Adına dünya denilen tatil köyüne adım attığı anda insanın eline tutuşturulmuş suni bir para birimine benzer. her davranış ve düşünce bir miktar iradenin harcanmasını gerektirir. İnsanlar, kendilerini ve hayatın kurallarını anladıkça iradelerini harcama konusunda farklılık gösterir."

"Artık kimse bir şey düşünmüyor herhalde. Ya da bir ülkede enflasyon yükseldikçe yer çekimi azalıyor."

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Başlık cümlesi benim neznimde Piç'i özetleyebilecek 3 cümleden biridir.
  • Bu kitabı Orhan Pamuk yazsaydı, Cenk'in t-shirtleri kitabın basımından sonra iyi bir PR ürünü olurdu. Orhan Pamuk'tan çok uzakta bir yazarın eserinden bahsettiğimiz için, düzgün bir t-shirt baskıcısına da gidip bahsi geçen bütün t-shirtlerü tasvir etmek konusunda ne yazık ki iş başa düşüyor.
  • Kinyas ve Kayra'da Kinyas, Piç'de Hakan tüm o maceranın sonunda eski hayatlarına geri döndüğü için, bana göre Hakan Günday kendine en yakın bulduğu karakter aracılığı ile hayata karşın nefretinin boyutlarını tarif ediyor ama sonrasında hayatla bağlarını koparacak cesarete de sandığının aksine sahip olmadığını itiraf ediyor. Belki de bu sebeple de bu kitapların sonu için adres hep kürkçü dükkanı oluyor.
  • Barbaros, Hakan, Cenk evet ama Afgan ismi niye onu hiç çözemedim. Ve Afgan'ı koca omuzlu bir yüzücü olarak da bu sebeple hiç tasavvur edemedim.
  • Hakan Günday' a da çok kısa bir ara verip Çocuk Ölümü Şarkıları ile haftaya Hamdi Koç'la başlamayı da serinin devamı için gerekli görüyorum.

3 yorum:

varol döken dedi ki...

ben önce piç i okuduğumdan veya içinden istanbul geçen romanlara olan sevgimden olabilir piç i hep daha çok sevdim... biraz acımasızca olacak ama aslında bir hakan günday kitabını okumak hepsini okumak gibi bir şey... çok rahatsız edici bir yan var bütün kitaplarda, bütün kitaplar tek kişinin ağzından konuşuyor aslında... yine de okunuyor işte, kolay okunuyor çünkü... hakan günday gerçek hayatta yapmaya cesaret edemeyeceği ama sürekli kafasında kurduğu şeyleri, karakterlerine yaptırıyor, kendisi gibi yapamayanları öldürüyor, bir şekilde kendisini kurtarıyor...

hepimiz sonuçta bir şekilde kendimizi kurtarıyoruz...

malumafatrus dedi ki...

benim de okuduğum 3 romanından en sevdiğim sanırım tanışma şerefinden de ötürü Ziyan oldu. Aslında Kitap 70 sayfa eksik olsaydı epey iyi kitap derdim, şimdi sadece çok sevdiğimi söyleyebiliyorum. Kitaplarını üst üst okuduğum yazarları ( kısıtlı çerçeve) düşününce aslında Hakan Günday'dan pek farklı olmadıklarını düşünüyorum. Ama Hakan Günday'ın anlattıkları can sıkıcı olduğu için belki de tekrarı iç bayıyor. Ben de bu yüzden ufak da olsa başka bir yazarla zihnimi karıştırma yoluna gidiyorum.

Ayrıca kaç insan hem Hamdi Koç hem de Hakan Günday sever, bunu da cidden merak ediyorum.

varol döken dedi ki...

kaç insanın hiç sevmediği halde en çok okuduğu yazarlardan biri buket uzuner'dir ben de onu merak ediyorum:) abla kütüphanesine dadanmanın zararları diye bir post açabilirsiniz belki...

hakan günday'ın edebi açıdan zayıflığı kesin, birçok betimlemesi içinden kopup gelmemiş, oluşturulmuş gibi... bukowski'de, fante de, palahniuk'ta veya kendisinin çok sevdiği louis celine'de göremezsiniz bunu, kurdukları dile daha hakimdirler... hakan günday ise bu dünyaya çok gömülmüş durumda, kelimelerle de onunla kavga eder gibi ediyor oysa bence bir yazarın kavgası hayatla olmalı kelimelerle değil...