27 Aralık 2009 Pazar

"cümleler kaçtı dağıldı dört bir tarafa"



Hafta sonu gazetelerinden aklımda kalanlar;

Pelin Karahan röportajının sadece spotunu görerek söyleyebilirim ki, bu kıza duyduğum antipatiden de öte hissiyatlar beslemeye başlamam artık farz oldu. Kendisine çok başarılı kariyerine rağmen!! en yakın zamanda evinin kadını olması, kendisi gibi şahane çocuklar doğurması ve medya aleminden de uzak durması yönünde sonsuz bir destek sağlayacağımı da belirtmek isterim. Bu internet oylamaların ne kadar yalan olduğunu bilsem de yine de kendisini yılın dizi oyuncusu seçen tüm ergenlere de buradan sevgi ve saygılarımı sunarım.

Eski Nişantaşı'lı yeni Moda'lı Mehmet Tez Suyun Öte Yanı yazısında çok doğru noktalara değinmekle beraber iki tarafın da kalbini kırmamaya çalıştığından yazının sonucunda neresini daha çok seviyor pek karar veremedim. Bence artık Avrupa-Anadolu kıyaslamasını geride bırakıp Anadolu ve Avrupa'yı da kendi içinde kıyaslamaya başlamalıyız. Misal Anadolu Yakası'nı sadece Kadıköy- Bostancı hattı sananlara Üsküdar- Beykoz sahil şeridinin de gizli güzellikleri anlatılmalı. Veyahut Bakırköy Ataköy tayfası ile Beşiktaş- Sarıyer hattında yaşayanların hayat algılarındaki farklılıklar kıyaslanmalı. Belki o zaman 5 yıl Anadolu yakası, 4 yıl Avrupa yakasında yaşayan bünyemin, ileride de Anadoluhisarı'nda yaşama hevesi mantıklı bir şekilde açıklanabilir.

Ayşe Arman'ın bacak gösterisinin olduğu Onur Baştürk röportajına ise diyecek bir lafım yok. Asıl Yiğit Karaahmet'in 2010 planlarının bir an evvel gerçek olursa, olası bir Yiğit Karaahmet- Ayşe Arman röportajın nasıl olacağını hayal ediyor ve kendi kendime eğleniyorum. Bununla birlikte kendisinin yeni yıl hallerine ilişkin "Artık gelecek için umut besleyen, her yeni yılı bir başlangıç olarak gören oryantal bakış açısından vazgeçilecek. Hayatımızda aslında hiçbir şey daha iyiye gitmeyecek. Tüm bunlar bir başlangıç. Sadece biraz daha eğlenmeye çalışılacak. Bir de zengin olmaya. Herkese iyi yıllar. Çünkü bu yıl bu iyi dileklere ihtiyacınız olacak!" notunu da 31 Aralık'a kadar beynimin ilk hatırlanması gerekenler kısmına yazıyorum.



Ayşe Arman- Tuğçe Tatari arasındaki pişmaniye tartışmasında ise takdir edileceği üzere Tuğçe Tatari'yi haklı buluyorum. Bir insan hem bu kadar şeffaf olup hem de yaşam tarzı yüzünden eleştirilmemeyi nasıl bekleyebiliyor onu da anlayamıyorum. Bence Ayşe Arman Dubai'deki sade hayatından ötürü, üşenmeden kendisini eleştiren herkese oturup cevap vererek, o large kadın halinin ( belki eskiden gerçek olsa da) artık sadece bir imaj çalışması olduğunu da herkese gösteriyor.

Bu arada kendisinin Ayşe Aydın ile yaptığı röportaja da bu ne perhiz bu ne lahana turşusundan öteye diyecek bir söz bulamıyorum.

İclal Aydın röportajı ise kendisi hala Tuna Kiremitçi ile evliliği, terk edilişi, acıdan yepyeni bir insan olarak doğuşu üzerine konuştuğundan bize pek de farklı bir şey vadetmiyor.

Kanat Atkaya'nın Cumartesi günkü yazısı Mansur Forutan yazılarına olan hasretimi bir nebze de olsa kurtardığı; Ezgi Başaran ise bu sene yapmadım seneye de yapmam yazısıyla , bilumum "2010'da yapılacaklar yazıları arasında farkını konuşturduğu için hafta sonu iyi ki okudum dediğim köşeler oldu. Ve yazının en acı kısmı ne yazık ki bir hafta sonu da koca bir yıl da göz açıp kapanıncaya kadar bitti.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Msn vasıtasıyla düğün yapan çift haberini ise yılın manasızlığı konusunda tek geçerim. Bir genç kızın gelinlik hayali okyanusları da zaman farkına da aşıyormuş, hem bunu hem de "evlenmek için evlenmenin" ne demek olduğunu da çok şükür bu haber sayesinde öğrenmiş oldum.
ps. Başlık şarkısı Şebnem Ferah- İstiklal Caddesi Kadar

Hiç yorum yok: