15 Aralık 2009 Salı

"bir söz verdim sonra bozdum, ölmeden önce ben de melektim "


İhmal edilmiş sportif günlüğüm kaldığı yerden devam ediyor;

Sayın okur ağzımdan kısmen de olsa düşürdüm diye sakın ola sportif kişiliğimden ödün verdiğimi düşünme. Hafta içi her gün her şeye rağmen (en çok da trafiğe rağmen) sürünmeye bir hevesle koşuyorum.

Öncelikle yeni tanıdığım insanlar münasebetiyle yaklaşık 6 hafta önce yaptığım seviyorum sevmiyorum değerlendirmesini güncelleme gereksinimi duyuyorum.

  • 4 Numaralı Ali; dersiyle beraber kendisini de sevdiğim insan. Belki kendisini sevdiğim için dersini seviyorumdur bilemem. Ekstra bir iletişimimiz yok ama o kondisyon, o enerji dersini epey popüler ve eğlenceli hale getiriyor. Hala dersin %60’nda başarılı olsam da 1.5 ay sonunda bu başarı yüzdemi %80’e çekmek gibi sürreal bir hedefim var. Ve dersin tamamını kendisi de yaptığı için en çok da kendisine bu nedenle saygı duyuyorum.
  • 1 Numaralı Ayşe, ilk karşılaşmamızdan sonra derslerine epeyce girdiğim ve kanımın daha da ısındığı insan. Girdiğim dersler arasında iletişimi en iyi olan kişi ki, bu sebeple de kendisine şapka çıkartıyoruz.
  • 2 Numaralı Ayşe; yeni favorim. Sporda en az gördüğüm ama en sevdiğim insan. Çok tatlı ve bir o kadar da naif. Sırf bu sevgiden, işim olsa bile her Cuma ilk iş spora uğrama sebebim. Ben istiyorum ki, daha çok sevilsin daha çok ders versin, takdir edilsin. Biraz daha deneyimli hale geleyim, kendisine dair övgülerimi ilgili mecralara da duyurup, onu meşhur edeceğim inşallah :P
  • 3 numaralı Ali; İlk tanışmamızdan sonra fazla sıcakkanlı olamayacağını ve kendi haline bırakılması gerektiğini daha iyi anladığım için, notunu pozitife çevirdiğim program insanı.

Anlayacağınız vücudumun düzenli spora alışması gibi ben de hocalara ve ortama alışıyorum. Alışkanlıklarımı maddeleştirmeye gidersem;

  • O kadar çok insan spora başlıyor ki, acaba yeni başlayanların ilk hevesleri ne zaman söner diye merakla bekliyorum. Bu merakım çift taraflı, o dönemi atlatınca bana güvenmeyenleri de bak gördün mü hala gidiyorum işte diye utandırmak istiyorum.
  • Ne yazık ki spor anlamında iyi niyetli ama yeteneksiz (bildiğin kazulet) bir insanım. Aslında kendimi bildim bileli böyleydim 27 yaşına gelmiş olmam hiçbir şeyi değiştirmemiş. Bu sebeple de ilk başlarda şimdi daha yeniyim sonra yapabilirim dediğim şeyleri öyle şıppadanak yapamıyorum. Kendime de ileride pes ederim diye şöyle bir teori ürettim. Eğer yakın ve epey azimli bir arkadaşımla beraber derslere girersem, onu da kendime örnek alıp (karşılıklı gaz vererek) kendimi çok daha zorlayabilirim. Şimdilik yakın çevremde kimse bana eşlik etmediği için gözüme kestirdiğim bir hatunla bir anda çok yakın arkadaş olmak daha hızlı bir çözüm gibi geliyor bana. Bu sebeple 2 hafta etrafımdakileri daha dikkatli izlemekte fayda görüyorum.
  • İnsanın kankası ile spor yapmasını gönülden destekliyorum hatta eşi veyahut sevgilisi ile de spor salonuna gitmesine de itirazım yok. Ama spor salonunda el ele tutuşan, öpüşüp koklaşan hele ki beraber pilates dersine giren çiftleri görünce kelimelerim kifayetsiz kalıyor.
  • Bendeniz bir popüler kültür insanı olarak Pilates dersine girsem de itiraf ediyorum, her derste kendimi kadınlar matinesindeymişim (derse az da olsa erkeklerin de katılımı var) gibi düşünüyorum ve derste en zorlandığım noktalarda madonna’ya bu pilates derdini başımıza sardığı için de küfrediyorum. Ve itiraf ediyorum Ebru Şallı gibi bir arkadaşın eksikliğini fevkalade hissediyorum.


Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;


  • Bir akşam spor dönüşü bindiğim takside dinlenilen radyo sayesinde (Allah’a yakın olanlardan) derin bir bilgi birikimi edindim. Bu sayede ramazan ayında Sibirya’ya gidecek veya Sibirya’dan dönecek olanların, sabah Japonya’da sahura kalkıp, Amerika’da iftar açacakların baz alması gereken noktaları çok şükür öğrendim. Haliyle taksici ile bir muhabbetimiz olmadığından Japonya’da yaşayan ve Amerika’ya seyahat edecek kaç müslüman varmış onun sayısını da araştırsalarmış keşke diyemedim.

  • Benim babamın da bir coğrafyacı olarak din konusunda tek merak ettiği hadise Sibirya’da insanların nasıl oruç tuttuğuydu, dinlerken bari onu da öğreneyim dedim ama sohbet seyahat odaklı olduğundan 6 ay gündüz olan bir memlekette oruç nasıl tutulur, balıkla oruç açmak caiz midir bunları öğrenemedim.

  • Şişman insan spor salonuna gider diye bir şey yok. Benim gözlemlediğim mevcut üyelerin en fazla %10’u ciddi ciddi şişman olarak nitelendirilebilir. Diğer %10’luk kısım da kilolu olsun ama geri kalan insanlar ya sürekli spor yaptıklarından, ya da sporu bir yaşam biçimi olarak kabul ettiklerinden gayet fitler. Spor salonunun istatistiklerini ele geçirirsem çok daha net sonuçlarla kamuoyunu aydınlatmaya devam edeceğim, o zamana kadar dedikodu gazetesi ile idare etmenizi öneriyor herkese kas oranı yüksek günler diliyorum.

edited by kusburnu.

ps. Başlık şarkısı Şarkıcı Çocuk- Mor ve Ötesi

4 yorum:

varol döken dedi ki...

ah bilmem kaç kere gidip geldim o salonlara... alet çalıştım, koştum, mekik çektim, ağırlık kaldırdım, bunlar sıkıcıdır herhalde diyip yüzdüm bile... ama hep bıraktım, bırakmayanları takdir etmeyi ve hayran kalmayı bırakmadım ama...

bana cam kenarları ve votka şişeleri kaldı ne yazık... oysa açık bir park olsa yine koşardım, spor salonlarında nefes alamıyorum artık...

malumafatrus dedi ki...

ben de bu sebeple sürekli derslere giriyorum. Bu şekilde benim kendime güvenim yok, siz mümkünse bana bir göz kulak olun diyorum. Herkes bana bırakacaksın gözüyle yaklaştığı için de bırakacak olduğum vakit bile kendimi hırsım ile motive etmeyi düşünüyorum.

Yazıda belirtmeyi unuttum. Pazartesi sendromu sportif insanda kendini farklı şekildegösteriyor. İşe gitmeye uyanmaya üşenen insan, spor oldu mu aslan kesiliyor. Cuma'da genelde kaytarıldığından Pazartesi herkes orada ve bu kesinlikle çok can sıkıcı. o yüzden imkanı olan prime time'da kesinlikle gitmemeli spora.

farawaysoclose dedi ki...

en çok ocak ayında spor salonuna kayıt çoğalırmış. yeni yıl kararları: "bu sene kilo vericem", "hayatıma spor katıcam" vs. yüzünden bu sanırım :)

malumafatrus dedi ki...

desene mevcut durum daha da beter hale gelecek. milli piyango çıkarsa kendime özel hoca tutmaya karar verdim, belki bir ümit böyle kalabalıktan kaçarım. ama hocamın naziden hallice olması şart.