23 Kasım 2009 Pazartesi

"söz veremem hayat bozar, bizi belki bir gün ayrı yazar"



  • Alışveriş merkezleri ile ilişkim üniversite dönemimde had safhadaydı. Pazarları Capitol veya ailecek Tepe’ye illa gider, Boyner’i illa zengin ederdik. Hafta içi ise sahil şeridinde yapılacak bir şey yoksa Tepe’ye gider klan ahalisi ile takılırdık. Bir de herkesin doğumgünü için topluca hediye bakmalarımız falanımız filanımız AVM’lerde geçirilen ciddi bir zaman demekti benim için.
  • Sonra biraz zamanın biraz da fuhrerschein’ın da etkisi ile uzak durdum AVM’lerden. Aslında şöyle demek daha doğru; alışveriş dışında sosyal bir faaliyet olarak AVM’lere gitmedim. (Kanyon hariç ama Kanyon da AVM değil bence) Gitmek zorunda kaldığım vakitlerde genelde hafta sonları olduğu için kalabalıktan tükendim ve bittim. Güneşli vakitlerde gittiğimde bile kalabalık olmasına – eski beni unutarak- fevkalade şaşırdım.
  • Evime en yakın alışveriş merkezi Cevahir , Profilo, Astoria ve City’s. Hepsini de alışveriş babında manasız bulurum. İlla alışveriş merkezine gideceksem bu sebeple Metrocity’ye giderim. Ahım şahım olduğundan değil, alışkanlığım olduğundandır. Ve mecburiyetten işim Cevahir’e düştüğü vakit, ayaklarım geri geri gider. Mine Kırıkkanatvari bir yorum olacak ama benim için Olivium’dan farksızdır Cevahir ve çok ama çok kalabalıktır. Dün de bir çizme saklama kabı alacağım diye düştüğüm bu cehennemde bu sorgulamaları tekrar yaptım; geçmişi unuttuğumdan ( veyahut artık ben eski ben olmadığımdan) insanların çoğunun güneşli ve güzel bir havada alışveriş amacından yoksun bir şekilde kendilerini bu binalara hapsetmesi bana pek tuhaf gelse de kalabalıktan şikayet eden biri olarak onlar oralara giderse sokaklar da bizim olur diye sevindim.
  • Geçenlerde de İstinyePark’a yağmurlu bir Pazar günü gitme gafletinde bulunduğumdan söyleyebilirim ki aslında kaybetmeye baştan mahkum olan alışveriş merkezleri dışında geri kalanların birbirinden pek farkları yok aslında. Pek uygulayamadığım alışverişsiz ve kredi kartsız günler kararımı bayramdan sonra daha sıkı tutmak için bundan sonra bu güzide mekanlardan epey uzak durmak gayesindeyim, Allah da beni utandırmaz inşallah diyorum. Aslında işi Allah’a bırakmadan maaşımı gün bazında hesaplamayı ( 30 iş günü diye düşününce çok kolay oldu aslında hemen hesapladım ) ve aldığım her şeyi ona bölerek kaç sabahın köründe uyanıp, akşam trafiğinde kafayı yemek tehlikesi yaşamak zorunda kalacağımı düşünmek istiyorum. Bu da işe yaramazsa tüm paramı bu alışveriş şuursuzluğumu çözmesi için bir uzmana harcamayı düşünüyorum ama o zaman da bir seans parasıyla neler alacağımı düşüneceğimden doktora dakika 1 gol bir gıcık olabilirim gibi geliyor bana. (Yine de hafta sonu nihayetinde gri çizme bulduğumu belirtmekten büyük mutluluk duyarım)

  • Dün akşam itibariyle guvenek ile twitter’da girdiğimiz Gülben Ergen- Hülya Avşar kıyaslaması bende Cüneyt Özdemir misali madde madde bir karşılaştırma yazısı yazma gereksinimi uyandırdı. Şimdilik zamanım olmadığı için bu ufak notu düşüyorum ki, hiç olmadı bayramda fırsattan istifade magazine derin bir bakış atarım.

  • Bayram demişken, sevgili meteorolojiye seslenmek isterim. Havalar sigara içenleri sevdiğinden midir bilinmez hala sonbahar kıvamında, yağmur kar kış yok. Buna itiraz edecek de değilim ama böyle günlük güneşlik giderken bayramda bozarsa ilgili mercilere feci arıza çıkartırım şimdiden uyarıyım. (agresifliğimi gidiş dönüş seferimin de feribot yerine deniz otobüsü olmasının bünyemde yarattığı psikolojiye veriniz)

  • Ayşe Özyılmazel lütfen ama lütfen artık Okan Bayülgen hakkında yazmasın. Herşey hakkında yazsın ama bu konuya da değinmeyiversin. Belki o, niye yazmayacakmışım , gazeteciyim!!! ben diyordur ama eski sevgilisi (ondan ayrıldıktan sonra başkası ile evlenen ve ilk defa çocuk sahibi olan sevgilisi) hakkında sürekli suçlayıcı yazılar yazmak halk arasında “kuyruk acısı” mealinde değerlendirilir, ne olursa olsun böyle de değerlendirilmeye devam edecektir.

  • İclal Aydın bence sosyoloji tezlerine konu olması gereken bir insan. (Yoksa psikoloji mi olmalıydı?) Kendisi Onur Baştürk’le de çok iyi anlaşmakta, Cengiz Semercioğlu ile de. Ama aynı zamanda Oray Eğin, Yiğit Karaahmet ve Ahmet Hakan tayfası ile de iyidir ve pek tabi ki İzzet Çapa ile de kankadır. Efendim Cüneyt Özdemir ve Tuna Kiremitçi dışında kendisi ile bir dönem kötü olmuş herkesi bir şekilde affeder İclal Aydın. Ve herkesin nitelendirdiği gibi yapmacık değilse, mutlaka bir araştırma konusu olmalıdır.

  • Bu hafta doğum gününü kutlayacağımız, iki önceki yazımda bahsi geçen değerli ev arkadaşım blogumun adresini ezbere bilmiyor, adresi favorilerine eklemiyor ve genelde benim bloguma google veyahut ferinin blogu üzerinden giriyor ki; bunu da yazımızın dram kısmı olarak size sunarak hüzün şelalerine doğru yol alırım.
edited by kusburnu.
ps.1. başlık şarkısı Mustafa Ceceli- Söz Veremem.

4 yorum:

guvenek dedi ki...

c.ozdemirde yapilmisi kesin vardir, ordan aliver:)

malumafatrus dedi ki...

soralım kendisine, ama ben genel itibariyle pek aynı fikriyatta olacağımızı sanmıyorum.

Gerçi C. Özdemir'in bir şey beğendiğini de bugüne kadar görmedim. Bir Vodafone reklamı beğendi ki, sponsoru olur kendisi; bir de Oray Eğin'i yarım ağız beğendi ilk zamanlar,o da arkadaş ayağından.

farawaysoclose dedi ki...

http://www.medyatava.com/haber.asp?id=59471
çok güldüm! eminim sen de çok güleceksin :D

malumafatrus dedi ki...

:)) hislerime tercüman olmuş resmen.