12 Kasım 2009 Perşembe

"ilahi bir aşktır bu şakayla karışmasın"


İletişimin telefonda olanına her türlü gıcık olsam da( 2 dk’dan fazla konuşmalar kadar sıkıldığım pek bir şey yok, hatta genelde konuşmak zor geldiği için msj.ı tercih ediyor, şehir dışında değilsem msj.la da pek münasebet kurmuyorum)

Gelin görün ki, maillerimi 1 gün kontrol etmezsem kendimi fevkalade eksik hissediyorum. Yani iletişimin sözeline değil de sanalına daha çok meylim var gibi. Bir de bol mail atmayı sevmek gibi bir meylim var. ( bol yazı yazmak gibi de bir derdimiz var ki orası gayet aşikar zaten)

Buraya kadar çok farklı bir şey yok zaten, benim gibi bir çok insan olduğuna dair haklı gerekçelerim var. Benim asıl derdim mail tertip hastalığım. Aslında tıpta buna mail silme hastalığı da denilebilir.

Hastalığımızın kaynağı sınırları gayet belli olan mail kotalarımız tabii ki. Hayatta en nefret ettiğim ve görmeyi gurur meselesi sandığım şey mail box’unuz doldu uyarısıdır. Gerçi yakın zamanda arşivinde bir sınırı olduğunu ve bu sınırı aşınca tehlike çanlarının çalabileceğini gördüm ama yine de kendime göre süper şahane bir arşiv uygulamam vardır. Bu arşiv uygulaması o kadar şahanedir ki, bir aradığımı genelde kolay kolay bulamam.

Eski yöneticimden kalan bir alışkanlıkla da mailleri günü gününe dosyalarım. Hatta o maille işim bittiğinde sınıflandırmasını yaparım. Ortada bir mail, yapılması gereken bir iş, hatırlanması gereken konudur benim için, bu sebeple de inbox’da kalan az mail bünyedeki bol iş huzurunu işaret eder bana. Mail hızıyla telefon hızının yarıştığı günlerde maillerimi dosyalamamak da bir sonraki güne kalan bulaşıklar kadar can sıkıcı olabilir benim için. Bu kısmı biraz manasız olsa da iş anlamında bu nizamın sizler için pek de sıradışı olmadığını düşünmekteyim.

Benim sıradışı halim gmail (başka maili tanımam) kısmında vuku buluyor. Çünkü ben gmailimi de günlük olarak temizledikçe huzur buluyorum. Aslında %80’de mailleri okudukça siliyorum. Benim için gmail, müzik fotoğraf ve dekontları sakladığım bir mecra. Onun dışında bir mailin uzun süre saklama sebebi olmaz. (gerçi buna rağmen %65’lık bir hacim kullanıyorum ama o kadar müziğe normal) Öyle ki bazı bazı gerekli şeyleri de bulamam. Tekrar tekrar isterim, kendimden utanırım. Saçmalık farkındayım ama o mailler silinince bünyem daha rahat. Silmezsem ölmem tabi, sadece bakıp bakıp silmem gerekir bunları diye düşünürüm.

Benim hadisede komik bulduğum kısım ise çekmecelerimin bu düzen hastalığı halimi yalancı çıkartacak kadar dağınık olmaları. Eskiden aylık periyotlarda düzenlediğim iş masalarım, artık hiç umrumda değil. Çekmeceyi açıyor, kendime yuh diyor aman neyse boşverle yola devam edip unutup gidiyorum. Ev çekmecelerimin ise hali içler acısı. Her Bandırma seferinde bir valiz eşyayı bavul ticareti usulüyle anneme götürsem de, Dikilitaş sırtlarındaki küçük malikanemize sığmıyor ve sığamıyorum.

Kocaman bir evim olsa da eşya derdim olacağını öngördüğümden kendimi Türk olmayan doktorlara emanet ediyorum, Türklerden neden hazetmediğimi de ayrı bir yazı konusu yapmayı düşünüyorum.

Bu yazıda bahsi geçen konu dışında ayrı bir çıkarımım da yok bu sebeple yazının ana fikrini iyi özümsemenizi öneriyorum.

edited by kusburnu.

ps. Başlık şarkısı Duman- Senin Gibi

1 yorum:

Aslı dedi ki...

Çekmece ve iş mailleri konusunda sendenim ben de. Gmail da ise bir adam sendecilik, bir boşvermişlik durumum var. Ona da sıra gelir elbet.