11 Kasım 2009 Çarşamba

"derdim sana derman olsun"


Sağolsun içsel hissiyatlarımız gün içinde dalgalı bir borsa gibi bir inip bir çıkıyor. En sadık duygumuz bile ne yazık ki sabahtan akşama kadar sabit bir çizgi seyrinde ilerleyemiyor.

Peki bu iyi bir şey mi?

Bazen evet, bazen hayır.

Mesela sabah 10.00 da kanınızın beyninize sıçrayıp, elleriniz titrerken saat 12.00'deki yemekte bambaşka konularla olan biteni flu bir şekilde hatırlayabiliyor, " ya ne de kızmışım görüyor musun?" diye de halinize gülebiliyorsunuz.

Aslında bu hissiyat seyrekleşmesi genelde kötü hatıralarınız için geçerli oluyor. Vücudun kendini korumak için oluşturduğu bir sistem vesilesiyle olsa gerek, kötü olanı bugüne indirgediğinizde hisli kablel vukunuz azalırken ( bu kelime manası sorgulanmadan kulağa hoş geldi diye kullanılmıştır, demek istediğimi pek ifade edemediğin farkındayım) mutluluk vesileleriniz bugün de aynı kıvamını kanınızda koruyabiliyor niyeyse.

Anlayacağınız bir fincan kahve tatlı ise 40 yıl hatırı vardır ama acı ise hatıralar hayal olur.

Nankörlük yapmak istemem ama bence mutluluk da bugüne indirgenmeli sanki. Yani Murathan Mungan'ın önce 50 Parça daha sonrasında Kadınlar Kentlerde söylediği gibi; geçmiş bugüne aynı eşitlikte gelmiyor. Sizin gözünüzün bebeği olan hatıralar benim için aynı önemi ihtiva etmiyor mesela. Sonra siz benim bu halimi kayıtsızlık olarak nitelendirebiliyor, kırılıyor ve küsüyorsunuz.

Oysaki hayat her insanda başka hızlarla ilerliyor. Bugün yan yana gelmemiz geçmişte aynı mesafeleri katettiğimiz gibi bir yanılgıya düşürmesin sizi. Benim hayatımın en eğlenceli vakitlerini, siz bugün "ne boş günlerdi" diye hatırlayabilirsiniz.

Ama ayakkabı da öyle olmuyor mesela. Canınızı acıtan, gününüzü mahveden bir ayakkabıyı 2 hafta sonra "o kadar da acı çekmemiştim" sanki diye tekrar deneyebiliyorsunuz. Ya da giymekten hoşlanmadığınız bir kazağı tekrar tüm iyi niyetinizle giymeye yelteniyorsunuz. Nefret ettiğiniz, midenizi bulandıran bir ilacı bir gün sonra tekrar içebilecekmişsiniz gibi düşünüyorsunuz.

İşin özü bünyemiz/ hafızamız bize bir oyun oynuyor.

benden uyarması.

Sonra neme lazım bıkkınlıklar, gereksiz çifte kavrulmuş hayat kırıkları sahibi olursunuz.

Bunlara hiç ama hiç gerek yok. Dünü de bugün filtresinden geçirmeden düşünmemeyi öğrenirseniz, inanın bana çok daha mutlu olursunuz.

gerçi ben genelde bu modelle çok kızdığım asabi asabi şeyler söylemek istediğim hadiselere bir "boşverrrr" çekiyorum ve sonra kendimi enayi gibi hissediyor ve buna fevkalade bozulabiliyorum ama olsun.
Bir psikolojik doktor tavsiyesi olarak size önerim; mutlulukta da kızgınlıkta da 10'a kadar sayıp, ondan sonra hissettiklerinizi bilinçaltınıza atmanız. Gün gelip hatırladığınızda da o zamanın şekil ve şartlarını bugünün pencerinden değerlendirmeye çalışmanız.

Kıssadan hisse bu gecenin masalı Carpe Diem karşıtı. Yarınki beyanatlarım aksi yönde olabilir, şimdiden uyarıyım, bu huzurla da bir güzel rüyalara dalıyorum.

ps. Başlık şarkısı Duman- Haberin yok ölüyorum

Ps.2. Resmimiz konuyla alaka sahibi olmamakla beraber, gurbet ellerden.

3 yorum:

farawaysoclose dedi ki...

hafıza çok pis birşey. unutmak istediklerini hep yüzüne vurup durur, aman unutmıyım dediklerini anında silip atar.
bugünlerde duman'dan gidiyorsun, of ki of.

malumafatrus dedi ki...

faraway merakımı mazur gör ama hasta mısın acaba? Normalde işte olduğun vakit, şirkettede yasaklı olduğu için yorum yazmazdın nedense yorum yazdığına göre evde ve hasta bir profil uydurdum kafamdan. Öyleyse geçmiş olsun, değilse merakımı mazur gör:) DUman'dan gidiyorum ama 10 şarkıda 7 kere Olmadı Yar'ın konser versiyonu dinliyorum 3 gündür ki, bu da çok komik bir durum benim neznimde.

farawaysoclose dedi ki...

hiiii yakalanmışım! hahahaha :D cuma günü yarım gün işi asmıştım :P direktörüm fark etmedi sen yakaladın valla!! :D