9 Ekim 2009 Cuma

"kıymet bilmez onlar aldanma yorulma"


Magazine meraklı olmam, magazin camiasına sempati duymama hiç bir zaman sebep olmadı, olamaz.

Geçen gece Timuçin Esen'in başına gelenler ne ilk ne de son olacaktır ne yazık ki. Olayın daha öncekilerden farklı olması, polisin magazincilerle iş birliği yapması, bununla da kalmayıp kendilerini rollerine fazla kaptırmalarından kaynaklanmaktadır bence. Tabi İstanbul'un göbeğinde her gece sarhoşlarla uğraşmak istemeyen polislerin artık meşhur olup, başka alemlerde kariyerlerini devam ettirmek istemeleri, o insanlık dışı gözaltı savaşında da etkili olmuştur bilemem.

Suçluların sayısı pek tabi ki birden fazla. Kafadan başlarsak;

  • Tv yöneticileri, en cahil en konuşmayı bilmeyen kro tipleri magazinci yaptıkları için,
  • Magazin yöneticileri; kendi altlarındaki elemanları yetiştirmek için kıllarını bile kıpırdatmadıkları için,
  • Haber için her yolu mübah gördükleri için,
  • Kanal sahipleri; bu tacizleri tv.de görüp ne yapıyoruz bir diye masaya vurmadıkları için,
  • Bazı ünlüler, işlerine geldiklerinde magazinciler ile kanka muhabbeti yaptıkları için.
  • Polisler; seçmelerinde karaktersizlik öncelikli kriterlerden olduğu için. Ezikliklerini güç gösteri ile örtbas etmeyi öğrendikleri için.
  • Biz izleyiciler, seviyesiz konulara daha çok ilgi gösterdiğimiz için.
  • Ve Reha Muhtar; Ömür Varol gibi bir adamı Türk magazin alemine kazandırdığı için.

Bununla beraber, Timuçin Esen'in bu camiada taviz vermeyen ünlülerden olduğunu bilmeyenler için hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu yüzden bu yazıyı Levent Kırca olayını da göz önünde bulundurarak yazmadığımı bilmenizi isterim.

Magazincilerin ünlü olmanın bir bedeli var dedikleri şey dünyanın en büyük uydurmalarından biri. Nedense bu bedeli sadece magazin camiası belirler ve ünlüler sonuçta ne yazık ki sadece bu sonuç için bir çarpan etkisi görmekten öteye geçmez.

Bu olayı değerlendirirken "ne gerek vardı bu kadar içmeye?" sorusunu sorabilenlere olaya çok yanlış bir çerçeveden baktıklarını söylemek isterim.

Bir insan ne kadar ünlü olursa olsun ( kaldı ki T. Esen'in ünlü olma derdi hiç yok) istediği yere gidip, istediği şekilde eğlenir. Kameramanların önünde ağaç olmadığı bir mekana gidip, çıkışında da saçma sapan insanlarla muhatap olunca ( böyle bir şeyi beklemediğiniz için) alkollü olmasanız bile sinir olabilirsiniz. Tabi ki kişiliğinize şekil ve şartlarınıza göre sinirinizin bozulması sizin de farklı tepkiler göstermenize sebep olabilir. Bazen bir şemsiye yardımcınız olur, bazen sade bir küfür, bazen de bir yumruk, bazen içten bir "ya sabır".

ben misal o saçma sapan soru soran adamlara ağızlarının payını vermedim diye gece uyuyamam o derece sinir olurum. bazen bir tokat atsam herşey ne kadar kolay olur, içim de rahatlardı derim.

Lafın kısası, elinde kamera olan da yazma şansı olan da tek bir tarafken, birilerinin artık bu dengesiz teraziyi dengeye getirme vakti gelmiştir. Yoksa daha da trajik hadiseler yaşanır ve bir vakit gelir, polis gözaltına almak için gerçekten haklı bir mazeret sahibi olur.

ps. Uğur Yücel'in de çakırkeyif bir halde yürür ve kameradan gözlerini kaçırırken düşmesine tanık olanlar; dilencilerin, tinercilerin de kamera ışığına sinek gibi nasıl üşüştüklerine ve magazincilerin direk olması bile dolaylı yoldan ünlüleri taciz ettilerine tanık olmuşlardır.

ps.2. Başlık şarkısı Gripin-Elalem

Hiç yorum yok: