4 Ekim 2009 Pazar

"içimize üşüşmüş dünya, yaka paça dışarı atmışız"



Sigara yasağının gerçek vakti yavaş yavaş geliyor. Güzel havalar, dışarıdaki masalar sayesinde yasağa yumuşak geçiş yapan tiryakilerin kışında azalacağını düşünmediğim nikotin aşkından ötürü en karlı çıkacak olan sanırım açık hava sobacıları olacak. Sobacılardan sonra ise en kazancı artacak en büyük grup ise bence kulak burun boğazcılar olacaktır. Ev partileri pek tabi artacaktır ama mekanlar zarar edecek mi? bence hayır. Türk usulü yasak delme ve yasağa itiraz etmek bir şekilde bu kış da devam edecek. Gece alemcisi değilim ama gittiğim konserlerde sigara içenlere asabiyet yapmaktan zevk almadığım vakitleri düşününce, bir süre de biz nefes alalım sonra belki nikotin denilen şey de hap halini alır bu yasaklarla hiç uğraşmaya gerek olmaz. Gerçi daha önce de söyledim bence gece alemi mekanları özel bir vergilendirme ile sigara içilebilir hale gelir, girişinde de uyarı yer alır, sigaradan rahatsız olanlar da başka başka yerleri tercih eder. Ama Gülse Birsel'in de dediği gibi biz böyle isyankar olduğumuz sürece memnuniyet bizim millete haram.


Bir kısım Nişantaşı- Beyoğlu-Bebek taifesinin yeni sorunsalı şu: "Barlarda sigara yasaklandı, vatandaş gece hayatına akamıyor!" Efendim sigara tiryakileri kapının önüne çıkmak zorunda kaldıkları için artık gece hayatından zevk alamıyorlarmış, mevcut vaziyette kapı önü masalarla idare ediliyormuş ancak havalar iyice soğuyunca hiçbir yere gitmenin zevki olmayacakmış, bu bar kültürüne bir darbeymiş"! Yok ya?! Kardeşim yıllardır sigara içmek için mi bara gittin? Madem dinlediğin müzik, ettiğin dans, sosyal ortam, sohbet, ne bileyim, yediğin içtiğin umurunda değildi, esas mevzu sigara içmekti, o kadar para harcayacağına evinde oturup püfletseydin Marlboro Light'ını? Hepinize oh olsun! Bu kadar yıldır gözlerimiz kıpkırmızı, öksüre tıksıra, saçımız başımız koka koka eğlendik sizin yüzünüzden! Şimdi sıra bizde. Savul İstanbul, sigara içmeyen âlemciler geliyor! İçen arkadaşlara da acizane tavsiyem, sağlık sebepleri işe yaramadıysa, belki gece âlemleri vesile olur şu mereti bırakmanıza.



Ama yoook! Bizde bir kural koyulunca illa önce bir direnişle karşılaşacak, ruhumuz isyankâr! Arabada emniyet kemeri zorunluluğunun ilk yıllarını hatırlıyor musunuz? Kemer takana 'boyun eğen, itaatkâr kuzu' gözüyle bakıldığından, kemer prensipte takılmazdı. İleride polis fark edilince tek elle çekilen kemer göğüs üstünde tutulur, o el polisin göz hizasının altında durur, tehlike geçince de kemer aynen bırakılırdı. Bu kadar zahmet çekeceğine tak gitsin değil mi? Yook! İnternetti, telefondu, kıyafet markasıydı gibi alanlardaki yeniliklere bu kadar açık olup, yeni koyulan kuralları bu kadar büyük panikle karşılamamız ilginçtir. Panik, evet. - Arabada emniyet kemeri takmak zorunlu oluyormuş. - Neeeeeeeeeeeeee? - Herkesin bir vatandaşlık numarası olacakmış! - Aman Allahıııııııııııııım! Ne demek şimdi buuuuuuuu? - Facebook diye bir şey çıkmış, kendinle ilgili tüm bilgileri, fotoğrafları filan halka açıp, tanımadığın insanlarla arkadaş oluyorsun. -A süpermiş, hemen yapayım!!! Olay budur. Avrupa Birliği ilk konuşulmaya başlandığında, hatırlarsınız, önce kimse "Yahu orada çalışabilir miyiz, malların fiyatı yükselir mi, gayrimenkulumün fiyatı artar mı, insan hakları, demokrasi," filan diye düşünmedi. İlk panik "Kokoreç yasaklanacak"dan çıktı! AB ile ilgili uyum yasaları daha konuşulmaya başlamamışken, televizyondaki sokak röportajlarında "Valla kokoreç bizim küntürümüz, ben kendim şahsen Avrupa'ya kesin ve katli sürette karşıyım, çünkü neden, küntür olayımız şey olcak bence ya," diye isyan eden vatandaşlar görüyorduk! Sonra anlaşıldı ki, ne kokoreç, ne midye tava yasaklanacak. Sadece bunların temiz hazırlanıp servis edilmesi gerekecek bir zahmet! (Hatta internet üzerinden yayın yapan rock dergisi Delikasap'ın yazarlarından Rumble Tayfun, bir AB ülkesi olan İspanya'da paket içinde satın aldığı kokoreç, ciğer, beyin, işkembe gibi gıdaları Türk usulü pişirme tarifi bile veriyor yurtdışında yaşayan bekârlar için! Sakatat konusunda endişeye lüzum yok yani!) Geçen gün, hayatında beyaz ve kaşar dışında peynir yemediğini tahmin ettiğim bir arkadaşım, Ahmet Örs'ün SABAH Pazar'daki "Çiğ sütle yapılan peynir üreticileri güçbirliğine gidiyor," yazısını okumuş, mızmızlanıyordu! AB pastörize olmayan süt istemiyor ya, geleneksel yöntemlerle yapılan peynirler yok olma tehlikesinde filan falan. Ama Ahmet Örs gurme kardeşim, onun için bu bir kayıp, evet. Sen dil peyniriyle tost kaşarını ayıramazsın, ne telaş ediyorsun? Sırf bu yüzden "AB'ye girmemek lazım valla ha, hayatımızı mahvedecekler," afrası tafrası ne? Şahsen, geleneksel peynirleri pek sevmeme rağmen, "Yediğin şeyin içinde ne olduğunu bilmek, kısa vadede zehirlenmemek ve uzun vadede kanser olmamak," konusunun gastronomiden önce geldiği kanaatindeyim. Kırmızı biberde kiremit tozu, sucukta köpek eti, sebzede tarım ilacı, balıkta civa olmasın, varsın camambert'in nesli tükensin! 15 yıl önce Amerikalı bir arkadaşıma İstanbul kahvaltısı tattırıyorum. Aksilik olacak ya, kızcağızın tulum peynirinden kıl çıktı. Tulum kılı, hani bildiğimiz. Kız allak bullak, her şeyi bırakıp çayını içmeye çalışırken sırıtarak açıkladım: "O saç değil yalnız, dikkatini çekerim, hayvanın tüyü, yani peynirin sarıldığı tulumun kılı, otantik bir şey!" Kızcağız önce "Yani peynirle birlikte kılı da mı yeniyor normalde?" diye sordu saf saf. "Hayır," cevabını alınca, "Yani hayvanın kılı insan saçından daha mı temiz, niye iğrenmiyorsunuz?" dedi! İşte o an, tulum peyniri konusunda titreyip aydınlandığım ve paketli, markalı tulumlara geçmeye karar verdiğim andır! Emniyet kemeri takıyor, her yerden fatura istiyor, gittiğim barı dumansız, yediğim peyniri kılsız istiyorum. Kurallara uyuyor, uymayanları uyarıyorum. Sıkıcı mıyım? Olabilir.

ps. Başlık şarkısı Sıla- Her An Aksilik Olabilir
ps.2 Karikatür de anlaşılacağı üzere Cihan Ceylan.

Hiç yorum yok: