29 Ekim 2009 Perşembe

"günler dünler geçer bugünler, yarını yoktur."



Dünden kalan salaklıklarım;

  • Genelde işte süt kahvaltısı yaptığımdan bizim kafeteryadan alışveriş etmem. Edeceğim vakit bozuk paramı servisten inmeden hazırladığımdan para üstü dertleriyle uğraşmam. Ama dün cebimdeki 50 TL'yi bozduramadığımdan, hazırlıksız girdim kafeteryaya, ve servis geyiklerine devam ettiğimden de kahvaltımı aldıktan sonra bir de üstüne geri para almam gerektiğini sorgulamadım.Sportif bir şirketimiz olduğundan asansör sahibi değiliz. Aslında asansör kullanılacak bir binamız da yok. Bu yüzden kahvaltıma başlamadan önce para üstünün aklıma gelmesi iyi mi kötü mü o an pek emin olamadım, 3. katı inerek salak olduğumu da kabul ederek ben paramın üstünü almamışım sanırım diyerek yemeğime koştum. Bu şapşallığımı da kahvaltısını alırken ekmeği unutan p.'ye çok söylenmeme ve düşük kan şekerime dayandırmayı da tercih ettim.
  • Ama aslında dün üstümde bir şapşallık varmış, ikinci vukuatımda bunu mazeretsiz kabul ettim. Spor salonuna 1 yıllık söz verdikten sonra karaborsayda düşmüş taksicilerden birini yakalayıp evime geçtim ve genelde eve girdiğim yaptığım ilk işi yaparak anahtarımı ve montumun cebindeki her şeyi odama bıraktım. Eve de elimdeki bir telefonla girdiğimden diğer telefonu aramaya koyuldum. İlk iş salonda çantama baktım, çantamda genelde bir şey bulmam mümkün olmadığından bulamadım, montumun cebine yöneldim orada da bulamadığımdan çantama geri döndüm. Zaten yorgun olan bünyemi yormamak için çantamı koltuğa boşalttım ve pek tabi ki bulamadım.orada aklıma ilk gelen önerme; montun cebinin sağlam olmamasından ötürü takside düşürme ihtimalimdi. Bir yandan kaybettiysem iki telefonlu halime de elveda derim diyordum bir yandan da orada çıkarmadım ama bir arayım spor salonuna sorayım diye düşünüyordum. Utanmadan aradım da, utanmadan kendimi de tanıttım, insanların iki kata bakmalarını hayır cevabını alacağımı bilerek bekledim. ve sonra beynimde çakan kıvılcımla odama gidip cebimden çıkarttıklarıma bir göz attım ve pek tabi ki telefonumu orada buldum.

Başkalarını bilmem ama ben böyle salaklıklar yaptığımda hemen biriyle paylaşmak isterim, bu sebeple hemen fuhrerscheine olayın manasızlığını anlatıp rahatladım ama cümle alem ( herkes beni okuyor şizofrenisi) de bu yazıların sahibin zekasından şüphe etsin diye blog tarihime de not düşmek istedim.

Bugün bu hızla giderse, kredi kartımı da unutur çıkarım biletimi da alamam fobisini hemen bünyemde ürettiğim için birkaç cüzdan kontrolü ile çıktım evimden, çok şükür sonra başka anormal salaklık da yapmadan günü bitirdim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Geçenlerde izlediğim The Big Bang Theory'in bir bölümünde Sheldon ki kendisi dizideki favorimdir Penny'ye e-mail adresini verdiği ama kendisinin ona fw mail atarak güvenine ihanet ettiğini söyledi ve bunun için uyarı verdi. İşte o zaman Sheldon'ı neden sevdiğimi bir kez daha anladım:)
  • Aslına benim her mail adresim bu kadar kıymetli değildir. Mesela 2 tane mail adresimi sırf reklam bilmem mailleri geleceğini bildiğim yerlere yazmak için kullanır, haftalık olarak kontrol ederim. Oraya sayısız spam gelmesini de mantıkla karşılarım. Ama gmailden bile özenli davrandığım bir mail adresimin saçma sapan maillerle dolmasını bir türlü anlayamam. Kim mail adresimi o saçma spamcilere sattıysa beter olsun demek istiyorum.

Kusburnu'ndan talep; kusburnu denilince aklıma sen ve kuşburnu çayı geliyor haliyle. Ama benim eski müdürüm (senin de çok sevdiğim) hep kusburnu içtiğinden, bir sonraki adımda kusburnu bana onu çağrıştırıyor. Bu sebeple blogunun nickini değiştirmeni rica ediyorum, o da karabatakk olsa mesela psikolojikman daha rahatlayabilirim:))

kusburnu'na not; bizim şirketi bilmeyen birileri için kafeterya falan yazarak yaptığım şirket tarifi hayal dünyamın biraz etkisinde kaldı, bozuntuya vermezsen sevinirim:)

ps. Başlık şarkısı Zardanadam

3 yorum:

kusburnu dedi ki...

kuşburnuyla ilgili herkesin bir anısı var zaten, bi arkadasım da çillerin en sevdiği çaydı demişti. ben kuşburnu çayına da bayılmıyorum ama zamanında niye bunu seçtim, inan hatırlamıyorum. ama yani nick konusunda bana en son laf etmesi gereken kişi sensin kanaatindeyim :) insanın nickinde bile editore ihtiyacı olur mu yaw :)

kusburnu dedi ki...

tamam tamam bozmuyorum 4 tane masa 12 tane sandalyeye kafeterya da denebilir elbet, ha 7.30-8.15 arası aktif bir cafeterya tabee.. :)

malumafatrus dedi ki...

yavrucum orjinal soyadım bile editlik bir haldeyken bu saçma isimler benim kaderim olmuş, ondan lütfen elleşmeyin orjinal nickime de. ama insan neden kusburnu sorusunu cevabını bilmez mi be?