6 Ekim 2009 Salı

"fakat bu şehir unutturur, bazen hatırlatır ve ağlatır güldürür"


Evin güzeli balkonla,

Mahallenin güzeli ise kıymetli kuaförcü ile anlam kazanır sayın okur.

Bundan sonraki değerli kriter ise hayırlı esnaftır. Konuyla ilgili esnaf hem birden çok olmalı hem de mahallenin abisi amcası olmalıdır. Beni kazıklayanlar gibi mahalleliyi kazıklamamalı, sorunlarını bir seferde çözebilecek kadar da yetenekli olmalıdır.

Bu yüzden Anadolu Yakası sahil şeridindeki mahalleler hep sempatik gelir bana. Süper Baba münasebetiyle mi üniversite boyunca her gün gidip gelirken yaptığım gözlemlerden midir bilemem severim oranın mahalle halini. Tabi bu yazıyı neden yazıyorum, yine başka bir esnafla papaz oldum. Bizim su hadisesi üstüne eğildikçe daha da büyüdü. Bu akşam tamirciyi aradığımda niyetim sadece yarın gelip tekrar bir bakın demekken, kendimi 15 dakikalık bir kavganın içinde buldum. Kaldı ki blogumu okuyanlar ve beni tanıyanlar esnafa karşı ezikliğimi de az çok bilir, kavga falan pek benim olayım değildir. Ama işte artık ben de yaşlandım mı, büyüdüm mü bilinmez süpersonik yırtık müşteri kıvamına gelmeye başladım.

15 dakikalık konuşmanın 5 dakikası birbirimizi dinlemeden karşılıklı konuşmakla geçti. Tabi her kavganın olmazsa olmazı;

"terbiyesizlik ediyorsunuz, asıl siz terbiyesizlik ediyorsunuz"

"sen benim ne dediğimi benden iyi mi bileceksin?"
"
ben mi dedim buranın böyle olduğunu?, kendin kusur burda demedin mi?"

"İstemem sizin işinizi bir daha, gerekli yerlere de şikayetimi iletirim;"

"Niye şikayet ediyorsun sen beni, beğenmiyorsan gel al paranı"

falan filan modelinde hareretle giden tartışmamız, tamircinin üniversite mezunu olduğunu vurgulaması ile saçmalıkta tavan yapmışken, ikimizde eteğimizdekileri de döktüğümüz için olsa gerek yavaş yavaş sakinleşti. en nihayetinde o benim kendisine beceriksiz demediğimi anladı, asabiyetler için de karşılıklı olarak özür dilendi. Tabi bu bizim banyonun kurumasına çözüm olmayacak, amaç da bu değil zira, amaç mahallenin tüm esnafına karşılarında nasıl bir çetin ceviz olduğunu göstermek ve gerekli gözdağını vermek.

Belki böyle böyle, hareketli fön çekmek nedir bilmeyen burnu havada tüm kuaförcülere de "bu mu yani senin vizyonun çocuk" diyebilmeyi de öğrenirim. "Bunu ben bigudilerle bile yapıyorum diye isyan eder, tek derdim kahkülümün düzgün olması, sen orayı hallet geri kalanını ben becerebiliyorum zaten" şeklinde de gerekli serzenişlerde bulurum. Yoksa bu mahallede bana esnaf huzuru yok, ben bunu artık anladım.

İyi ki araba kullanmıyor, iyi ki toplu taşımaya binmiyorum, bi de bunlar olsa az vakitte cinnete adım adım giderdim. Gerçi hala o yolda yürüyüp yürümediğimi de bilmiyoruz.

Allah yazdıysa bozsun diyerek, bu yazıyı okuyan ve insan faktöründen kafayı yiyen tüm dert sahiplerine selam ediyorum. Ve hatırlatmakta da fayda görüyorum;

Hayat kısa, değmez bir kıza.

ps. Kışın da kombi arızası çıkarsa tüm esnaflara karşın derin hissiyat besleme hedefime ulaşmış olurum.

ps.2. Başlık şarkısı Candan Erçetin&Ceza'dan Şehir.

4 yorum:

Benim Hayatim dedi ki...

Selamlar!
Sen o toplu taşıma hallerini birde benden dinlemelisin :))

Az sakin ama daha genciz :p Bu tip gerginlikler kaz ayağı bölgesinde ki çizgileri arttırıyormuş söyliyim :))

Şimdi uydurdum bunu... Yine de her öfke nöbetimden sonra kendimi Allahım ben nasıl bu hale geliyorum? sorularıyla, daha sakin olmalıyım telkinleriyle baş başa buluyorum..

malumafatrus dedi ki...

bu yorumu az önce yaşadığım başka buhrandan sonra yazıyorum. Hatta bu yaşadığım için yorum yetmez yeni bir yorum yazmalıyım.

Kesinlikle değmeyen şeylere gereksiz enerki harcıyoruz.Ama yani 27 yıl sonra susmanın, sessiz kalmanın, muhatap olma şimdi demenin de manası olmadığını anladım. Bundan sonra isyankarın önde gideniyim.

kusburnu dedi ki...

esnaf milleti ne kadar üstten ilişki kurarsan o kadar iyi iş yapıyor. esnafın karşısında ezik ezik abi sence nası olur bu, kaça olur bu bilmemne derse ezip geçer. adam 15 lira mı istedi, abi naptın da istiyosun 15, 10dan fazla vermem ben falan diyip kararlı ve net olmak gerekiyor. kuaförde de mesela maksimum kapris en iyi sonuctur. kuaförümle şöle bi muhabbet olmustu bi kere. benim sacımı keserken, araya fön cekiyor, fönünü begenmeyeni düzeltmeye gidiyo falan. beni bırakıp bırakıp gidiyodu makasın ortasında. en son delirdim, kızdım. şekil bile vermedi üstelik. ne bu dedim. sen de kapris yapsan senle de böle ilgilenirim dedi. benim gözler balon balon oldu, kapris mi yapmak lazım illa diye koşarak çıktım. sonrasında bişi deişti mi? yok. çünkü yeterince dişli değildim o an. budur.

Aslı dedi ki...

Ben de taksicilerden nefret ettiğimi belirtmek istiyorum bu vesileyle. Kısa mesafe gitsen beğenmezler, uzun mesafeye trafik vs söylenirler. Deli hepsi deli!