3 Eylül 2009 Perşembe

"yer gök dört duvar sağır, ağır ağır"


Enerjim pek yukarılarda değil.

Yarın tatil olsaydı kımıl kımıl olurdum sanki.

Hayat istediğini istemediğin anda verme sanatı anladım. Pazartesi ve Salı günleri iş çıkışı güzel bir yürüyüş yapayım istedim; tembellik uyku falan bahaneleri ile adım atamadım. Dün de mecburen, mecburiyetten gideceğimiz bir yemek için caddeye yolumuz düştü. Bir cadde cahili de olduğumuzdan ve zaman geçirmek istediğimizden Şaşkınbakkal’dan Büyük Kulüb’e normal kıyafet ve ayakkabılarımız içinde yürüdük. Yani neymiş efendim, sen yürüyüşe gitmezsen yürüyüş sana gelirmiş. Enerjimin düşük olmasında ayaklarımın ağrımasının da etkisi pek tabii ki mevcut.

Bir de beyin, mi göz mü kulak mı olduğunu anlayamadığım bir ağrı. Tarif etmek gerekirse, saçınızı ördürünce kulaklarınızdan çekilen saçlar veya sıkı bir taç kulağınızı ağrıtır ya, 2-3 gündür böyle bir ağrı ile uğraşmaktayım. Gözüm de Pc.’ye bakakalan onca zaman yüzünden yine sorunlu halini aldığından o da kaput. Velhasıl annem gitti, anında çürüğe çıktım.

Etrafımda belirli kalıplara ihtiyaç duyduğu için sürekli ingilizce konuşan insanları halen ve halen itici buluyorum. Bazen kesinlikle o tanıma gerek oluyor itiraz etmiyorum ama o türkçenin içine bol ingilizce sosu dökme ısrarını fevkalade banal buluyorum.

Kredi kartımı yine bıraktım. Yani daha 2 gün oldu ama sanki bu sefer daha inançlıyım. Yalnız kredi kartımı Bandırma’ya giderken almayı unutursam, Bandırmaya’da gidemem. Çünkü biletleri idomatikten kredi kartımla çekip çıkartıyorum. Peki ben size bayram tatili öncesi Cuma akşamı biletleri tükendiği için Cumartesi sabahı gitmek zorunda kaldığımı söylemiş miydim? Bu benim için tam bir yenilgi oldu, nasıl kaçırırım biletlerin ilk satışa çıktığı günü?

Dün saçma bir yemekte saçmasapan muhabbetler etrafında yine insan sevmemekte ne kadar haklı olduğumu gördüm. Bazen sevgi kelebeği olmayı kendi çapımda da olsa denemeye niyetleniyorum ama sonra kalabalık bir grupta sıkılıyor ve kendime “beni böyle seveceksen sev” diyip, konuyu geçici olarak kapatıyorum.

Twitter sayesinde bundan sonra hep madde yazıları yazarım.

Sabah uyandığında oluşan üşüme halleri, pikeye sıkı sıkı sarınma durumları yorgan veyahut battaniyeye geçiş yapma sinyallerini veriyor. İtiraf ediyorum ben ilk palto giydiğimiz zamanları da seviyorum ama sonra gerisi olmasın, hava kararmasın diye diliyorum.

Bu vakitler bir haftasonu adalara mı gitsek acaba diyorum, ne de olsa bünye artık tatil bağımlısı oldu, onu da arada sırada şımartmak lazım.

Bu akşam büyük bir grubun gıyabında küçük bir gruba anneciğimin yaptığı yemekleri ikram edeceğim. Olmasaydı, Hamdi Koç okuyup sonra da iki üç gözlemsel yazı yazardm ama inanmayın siz benim sözüme. Ne zaman ne yapacağım belli olmaz.

edited by kusburnu.

ps.1. Başlık şarkısı Düşmedim daha ile Umay Umay.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

tatilin bünyede dolaşması güzel bişey bence :)
yagmurlar yağınca akıp gidecek nede olsa.
adalar, yakın sahiller, etraftan biraz uzaklaşmak sanki fena olmaz

fuhrerschein

Fery... dedi ki...

o küçük grubun içinde ben yoktum hıh :(

malumafatrus dedi ki...

inşallah kısa zamanda grubu büyülterek, yemek lezzetini azaltarak ( annem yemek yapıp deniz otobüsü ile göndermezse tabi) yine bir araya gelicez.