27 Eylül 2009 Pazar

"yaşamak görevdir yangın yerinde"


D sınıfının deli timur ile imtihanı;

Bir önceki yazımızda bahsi geçen pek başarılı matematik hocası okulumuza biz 2. sınıfta iken teşrif etmişti. Balıkesir gibi özel dersin "must" olduğu bir şehirde, özel ders vereceği öğrencileri sınava tabi tutan bu çim adam geometri konusunda aşmışlığı ile meşhurdu.

İlk tanışmamız inanması zor ama pek sevimli idi. Klasik ben bildiğiniz hocalardan değilim repliğine ilaveten şöyle de yapabilirsiniz böyle de yapabilirsiniz beyanatları ile bizim gözümüzü pek güzel boyadı. Zaten düzene isyan halinde olan sınıfımız bu rahatlıkla hafif gevşiyordu ki, çim adamın ultra asabiyeti ile bir anda kendine geldi.

Bu dahi deli amca psikopat olduğu kadar yalancı da olduğundan bizim sınıfla arası bir bozuldu pir bozuldu. Bu bozulma hadisesinde az biraz şiddet de görüldüğü için bizim sınıf aman uzak dursun bizden diyerek itina ile kaçtı kendisinden. Nöbetçi olduğu bir gün bu sınıf 4 dakika sonra tertemiz ve düzenli olacak dediğinde 3. dakikada herşeyi düzeltip hazır kıta bekler hale gelmemiz işte tam da bu sebeptendi.

Buraya kadar çim adam korkumuzu anlattık, şimdi de hikayemizin vuku bulduğu yatakhane koşullarımız hakkında bildi vereceğim.

Bizim okul diğer okullarda pek duymadığım bir şekilde erkek ve kızların aynı binada kaldığı bir yatakhaneye sahipti. Kız öğrencilerin sayısı epeyce az olduğu için biz en üst katta kalırdık, erkekler diğer iki katta ve pek tabiki hepimizin üstüne kapılar kitlenirdi.
(depremden sonra kitlenmemeye başladı ama) Yine bir döneme kadar akşamları da normal hocalarımız nöbetçi olarak kalırdı, bir süre sonra etütler için başka görevliler kalmaya başladı.

Bu etüt görevlileri sabah 8 civarı yatakhaneleri kilitler ve anahtarları da o günün nöbetçi hocasına teslim ederlerdi. Bizim meşhur sınıfımızın meşhur erkek öğrencileri de şans bu ya bir gün kafalarına göre takıldıklarından etüt hocası sabah kapıyı üstlerine kitliyor ve çıkıyor. Bizimkiler o anda bugünün nöbetçi hocası kim ki diye soruyorlar kendilerine ve Timur cevabını alınca da o bizi öldürmeden biz ölelim diye karar veriyorlar. ve benim çaresiz sınıf arkadaşlarım -kimin kararı olduğunu hatırlamıyorum ama - yangın hortumunu sarkıtarak 3. kattan inmeye karar veriyorlar ve iniyorlar. Şanslılar ki sadece ellerindeki yaralarla düşüp bir yerlerini kırmadan da sınıftaki yerlerini alıyorlar. O kadar sıkıntı ve korku sonrasında nöbetçi hocanın Timur olmadığını öğrenmek de ayrı bir keder yaratıyor üzerlerinde ama neyse üzerinde de pek durmuyorlar. Bir de yanılmıyorsam bizimkilerden biri hortumla inmeyerek yatakhanede kalmayı göze alıyor.

Burda belirtmemiz gereken diğer bir detay okulumuzun yanında bir anadolu lisesi olduğu ve bizim yatakhanenin arka cephesinden kaçan sınıf arkadaşlarımın diğer okul tarafından görülebildiği. Tabi görmek var görüp bunu haber yapmak var. Bizimkileri gören diğer okulun müdürü sanırım faks ile ( belki de hafızam uyduruyordur normal olarak telefon ile de aramış olabilir) gördüklerini değerli müdürümüze ispiyonlayınca, bizim ilk derste değerli arkadaşlarımız toplu olarak müdür odasına davet edildiler.

Netice yurttan kaçanlar da kaçmayanlar da haftasonu evci çıkamama ve her saatte bir nöbetçi hocaya tekmil verme cezasına çarptırıldılar ve pek tabiki 1 saatlik arada da yan okula kaçtılar. Sonuçta çim adam matematikçimiz son sene dersimize girmedi de az biraz huzur gördük ve onun nöbetçi olduğu vakitler elimizden geldiği kadar uslu durup, gözüne çarpmamaya çalıştık.

Peki diğer akşam nöbetleri nasıl geçti? Bir hoca bizi kaç kere disipline verdi? D sınıfı kaç kere dağıtılmaya çalıştı? Tasdiknameni al git bizim sınıf için nasıl bir ninni haline geldi? bunları da başka bir nostalji kuşağımızda ele alacağız.

Şimdiyse yaşlılık belirtilerimize ara verip, anı yaşamaya geri dönüyorum.

Başlık için ps. Ataol Behramoğlu.

Hiç yorum yok: