20 Eylül 2009 Pazar

" ve zaman farklı yüzlerle bazen yanında bazen arkanda"


  • Eskiden servis ve deniz otobüsünde deliler gibi uyumazdım, şimdi mşıl mışl uyuyorum bu sebeple de denizotobüsü yazısı yazamıyorum. Oysaki hatırlarsanız kolayca taşınabilen bir miniğim var yanımda, ama işte insan demek ki zor şartlar altında daha çok çalışıyor, rahata hemene alışamıyor.
  • İdomatikleri uzun süredir kullanan mutlu mesut bir bünye olarak, Cuma akşamı az daha kendileri sebebiyle biletsiz kalacaktım. Her zaman geliş-gidiş biletimi beraber aldığım için, kartı okuttuğumda hop diye dönüş biletimi veren alet, daha sonra kağıt kalmamıştır ilgililere haber veriniz uyarısı ile beni yarı yolda bıraktı. Ben de klasik bir Türk refleksi ile yandaki matik'den deniyim önce bir dedim, ee haliyle bu karta tanımlı bile yok dedi. Ve sonra bana kağıt kalmadığını söyleyen alet millete çatır çatır bilet verdi.
  • Bende derdimi İDo ilgililelerine anlatayım diye içeri girdim, bir kaskafalının olayı idrak edip çözmesini bekliyorum, idomatik'in önünde nöbetçi bıraktığım bilgi aradı. Meğersem benden sonra o matiği kullanan ilk kişi biletimi almış, ama sonra farkettiğinden de getirmiş. Farketmese ido görevlileri ile canhıraş bir şekide buralara gelmeye çalışırdım muhtemelen.
  • Yolculuk sağolsun bir hüzünle biten Yunanistan- Türkiye maçını izlemedim. Ama itiraf etmek gerekirse bir önceki maçtan zaten eleneceğiz korkusuna sahiptim, bu yüzden de pek şaşırmadım. Yarı final maçını 2 sayı ile kaydeben bir ekibin sonra 5. falan maçlarına da asılmasını hiçbir zaman beklemedim zaten.
  • Bir Bandırma ritüeli olarak ilk işim pek tabiki saçımı kestirmek oldu. Sanki 6 ay önce saçlarım kahküllü değilmiş gibi kendimi yadırgadım. Aslında itiraf edeyim sevmedim de ama yıllar sonra keşfettiğim büyük kuaför Tutku'nun ( kendisi gay değil) bünyemde yarattığı bir etki olarak, beğenmesem de güzel olmuştur ve alışacağım diye kendimi avutarak çıkıyorum kuaför salonundan.
  • 3G reklamları almış başını gitsin, ben hala komşunun şifreli olmayan internetinden teknoloji ile haşır neşir oluyorum. Anneme bir laptop sonrasında da adsl hediye edersem, kendimde bu dertten kurtulacağım, 3G'den yine kaçacağım gibi.
  • Last fm ile Myspace kapanmış bu sefer. Nedenlerini bilmiyorum zaten mantıklı bir nedeni de olacağını sanmıyorum ama cidden çok üzülüyorum. Şikayet eden mi daha arızalı bu davada karar veren hakimler mi emin değlim?
  • Kusburnu'nun doğumgünü hediyesi olan Persepolis'i bir çırpıda bitirdim ve çok beğendim. Tabi ordaki hallerde Pakistan kitapları gibi çok sarsıyor beni. İnsanların alıştığı bir düzeni bir anda ve sebepsiz yere kaybetmesi, haklarının alınması ne acı. Tv'de şarkı söyleyen başbabanı görünce de biz böyle olmayız ki diye içime su serpemiyorum.
  • Ve nihayetinde Orhan Pamuk okuyorum ve inanır mısınız devam edecek gibiyim. 50 sayfa bitti ve kitabı bırakın anlamayı beğendim bile, bu sebeple bildiğimiz Orhan Pamuk romanı gibi değil diyenlere şimdiden hak veriyorum. Kitap biraz uzun ama ondan sonra da hemen Murathan Mungan'ın yeni kitabını almak planlarındayım. Koskoca pempe kitabında bir kısmına değindiği öykülerden oluştuğunu varsaydığım bu kitap yerine, kendisinden güzel sağlam bir roman okumayı da tabiki daha çok istiyorum ama şimdilk buna da şükür.
  • Manavda gördüğüm ilk kestaneyi de sorgusuzca aldım, benim için asıl bayram budur sonrası tatilden ibarettir ki ne yazık ki o da pek kısa diyerek satırlarıma son veriyorum.
Ne de olsa her güzel şey bir şekilde biter değil mi sayın okur?

kendime not; İdo'ya valizleri x-ray'den geçirmek için havaalanı örneğini uygulamaları ve milleti fıtık etmemeleri için, ayrıca milli maç olduğunda o bir şekilde seferde yayınlanmalı diye ve küçük denizotobüslerinde de wireless çalışsın diye mail atılacak.

ps.1. Başlık şarkısı Mor ve Ötesi- Hayat

Hiç yorum yok: