29 Eylül 2009 Salı

"sen derin bir nefes al hayattan yine "


Ömrümün bilmem kaçıncı uçuğu ile yine ve yeniden sizlerleyim pek muhterem okur.
  • Bunca senedir bu uçuklu hallerimin fotolarını çeksem, tarihlerini not düşsem gayet şahane bir bienal eseri yaratır, insan neyle yaşar sorusuna da uçuk cevabını vermiş olurdum diye düşünüyorum.

  • Bu güzellik veyahut kadın dergilerinde genel yayın yönetmeni olan güzel bir kadın var mı? Tüm editörleri tanımam ama bugüne kadar da vay be dediğim birine rastlamadım. En fazla Gülse Birsel olabilir. Dergilerin illa güzel mi olması lazım, hayır tabii ki ama o kadar çok güzellik ve bakım pohpohlaması yapıyorlar ki, insan ister istemez bir dünya güzeli hazırlıyor herhalde bu dergiyi diye düşünüyor.

  • Dünya güzeli demişken, daha önce burada ve space’de kedilere olan derin hissiyatlarımı belirten bendenizin o beyanatlarını unutmanızı rica ediyorum. Çünkü bendeniz bugün itibariyle yavru bir kedinin fotoğrafını desktop fotosu yaptım ama sizin de hak vereceğiniz üzere (blog fotosu bir arkadaşın arkadaşının kedisi) bu kedi bambaşka bişey. Zaten yavru kedileri severdim, ama şimdi onları sokakta böyle annesiz falan görünce çok üzülüyorum ben. İleride de mahallenin kedi besleyen çatlak teyzesi olabilirim diye de kendimden şüpheleniyorum.

  • Uzun zamandır kafama takılan bir soru; remax veyahut diğer sosyetik emlak şirketlerinin ilan afişlerinde yer alan ilgili kişinin fotoğrafları. Muhtemelen bir araştırmaya dayandırılarak yapılan bu uygulama için ben kendimce geçerli sebep bulamadım. Yani sahtekar değil mi, bizi kandırır mı sorularına mı cevap buluyoruz bu fotoğraflarla, yoksa bu güzel kadının sattığı ev de güzel olur haliyle mi referansı oluyor bizim için. Olay sadece fark yaratmaksa tebrik etmek lazım bunu akıl eden abileri.

  • Bayram sonrası yeni diziler birer birer başladı ve ne mutlu bize ki alakasız insanlarla muhabbet için hava ve sudan başka bir konumuz daha oldu. TV kanallarının sezon başlarındaki iştahını ve şuursuzluğunu mantıklı bir sebebe ne yazık ki dayandıramıyorum. Hele hele sezonun en iddialı dizilerini neden Pazartesi’ye koyarlar bunu da bilemiyorum. En çok Pazartesi akşamı tv izlenir diyen bir rating sonucu varsa, yırtıp çöpe atsınlar onu bi zahmet. Kendimden biliyorum, Pazartesi , haftanın ilk iş gününün getirdiği yorgunluk falan filan gecenin 2. dizilerinin az izlenmesine sebeptir.

  • Sinan Tuzcu’nun dizisini de ikinci dizi yaparlar da uykudan izleyemem diye pek ürküyorum. Zaten söyledim Uğur Polat etkisinden ötürü dizinin yayından kaldırılması da pek muhtemelken doya doya izliyeyim kendisini istiyorum.

  • Ayrıca karşısına Kapalıçarşı konulan Kül ve Ateş’in ya rating mücadelesinden mağlup ayrılacağını ya da gününün değiştirileceğini düşünmekteyim. Bu kadar diziden bahsetmişken, Yaprak Dökümü’nü de nispeten hayatımdan çıkarttığımı gururla söylemek isterim ki tv.kolik halime bakıp da üzülmeyin.

  • Havalar adam akıllı bozarsa sinemalara da gitmeye başlayacağım inşallah. Yoksa hala film izleme halet-i ruhiyeme giremedim.

  • Nişantaşı’ndaki kestaneci amcadan sonra ikinci favorim de Zincirlikuyu’daki kestaneci amca. Fuhrerchein sayesinde hapur hupur yediğim kestaneler mevsimin ilk kestaneleri olmasına rağmen pek güzel pek tatlı.

  • Zaten ben kendimde şunu farkettim, her mevsimi meyvaları sebebiyle sevebilirim. Her meyvaya bir dönem hasret duyuyorum. Hatta sırf meyva ile bile beslenilebileceğini düşünüyorum ama İstanbul şartlarında hergün bolca meyva yemek için zengin olmak gerektiğinden, daha o zenginliğe erişmiş değilim.

  • Hatta para konusunda süper şuursuz olduğum için hiç bir zaman zengin olamayacağımı da biliyorum. Ama içime alışveriş canavarı kaçtığında bu süper sorumlu bilincim de devre dışı kalıyor, o yüzden farkındalığım ne yazık ki şuursuz halime çare olamıyor.

  • Bu şuursuzluğumdan kar etmek için bir alışveriş merkezinde boş vakitlerimde maskotluk yapmayı planlıyorum. Olmadı ilkokul öğrencilerine bilinçli tüketimi öğretmek için bayan yanlış olurum. Topluma negatif yönde de olsa örnek olmak çok büyük sorumluluk, omuzlarımda bu ağır yük, dudağımda uçuk, alnımda iki tutam kahkül ile bir rol model olmaya niyet ettim. Bu sebeple kendimi ciddiyete davet ediyor, yazıyı da saçma sapan bir halde noktalıyorum.

edited by kusburnu.

ps. Başlık şarkısı Nev ile Nereye

7 yorum:

zakk dedi ki...

gel alalım sana bu kediceyizi? hem ben mahalledeki kedilere çoğu sabah mama veriyorum işe giderken. ne varmış, teyze olmak gerekmiyo ki :)

malumafatrus dedi ki...

ama büyüyünce ben onları pek sevemem ki:) yani bugüne kadar hiç kedi sevmeyen bünyeye birden bu kadar yüklenmemek lazım. mama verme hadisesi başka, o çatlak teyzeler ayrı bir fenomen kimseye benzemez. sen neden almıyorsun ayrıca kediyi, bu kısmı kaçırdım ben.

zakk dedi ki...

ben alamıyorum çünkü evim müsait değil pek.. hem ben zamanında çok aldım, sıra sen ve senin gibilerde! büyüyünce ayrı seversin hiç merak etme..

kusburnu dedi ki...

gözlere bak.. off..

malumafatrus dedi ki...

ben de bilgisayarı her kilitlediğimde bakakalıyorum. Kendin alamıyorsan, bulsana bir yuva şu miniklere.

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.