25 Eylül 2009 Cuma

"oynamayı bıraktı pilli robotlara yenilince"



Dün akşam zap yaparken Kral'ın nostalji kuşağında Göktan'ın mevsimler klibine rastladım ve benim için gerçekten bir nostalji oldu. Çünkü ben 3 yıl öncesinden bahsediyorum gibi gelse de yaklaşık 8 yıl önceki fen liseli vakitlerime geri döndüm.

Bizim lisedeki sınıf anlatılmaz yaşanır bir yerdi. O zaman internet, twitter falan yoktu tabi. Twitter olsa sınıfta yapılan faaliyetleri, etütlerdeki kavgaları, kocaman silgiler ile ( hep benimkiydi ne yazık ki) yapılan maçların skorları kenara köşeye not düşerdim. Şimdilik müsadenizle bana Göktan'ın şarkısının hatırlattıklarını buralara serpiştireceğim.

(Okurcu notu: Bu anıları değerlendirirken yatılı okulun insanın ruhunu ne kadar arabeskleştirebildiğini gözardı etmemenizi rica ederim. )



Bugün nedenini hatırlayamasam da bu şarkı bir dönem bizim sınıfın milli marşı haline gelmişti. O zaman tabi mp3 player falan yok, koca koca walkmanlerimizden radyo dinliyoruz ve bu şarkı hangi radyoda denk gelse hepimiz o frekansa koşuyor, ninni gibi o şarkıyı dinliyorduk. Bugün bile şarkıyı dinledikçe ezbere söylemem sanırım bu sebeple.

Yatılı okulda walkman'ın hayatınızdaki rolü tahmin ettiğinizden bile büyük olabiliyor. Hele ki maç vakitlerinde bir cevher niyetinde olan bu walkman'ı dinlemek de öyle kolay olmuyordu ne yazık ki. Aslında bu kolaylık oranı akşam nöbetçisi olan hocanının psikopatlığı ile ters orantılı olarak değişiyordu. Bazıları tek tek sınıfları dolaşır ve walkmanleri toplarken, daha akıllı olanları, walkmenlerle uğraşmaz sadece kulakları alır giderdi. Alenen walkman dinlememize izin veren hocalarmız da vardı pek şükür. Ya da onlar etütlerde sınıfları gezme biz de istediğimiz gibi radyo dinlerdik. O zamanlarımıza da Okan Bayülgen'in radyod'deki programı damgasını vurmuştu. tabi tüm sınıf radyo dinlemezdi ama radyo dinleyenler aynı zamanda o kadar gülerdi ki, herkes bu programı dinlemek isterdi. Sonra sanırım program bitti ve biz de farklı frekanslara dağıldık.

Sabah sabah yaptığım bu lise nostaljisini akşam etütlerindeki psikopatlık derecesini düşündüğümde ilk üçte yer alan kişileri anarak noktalandırmak ama daha sonra lise günlerine dair diğer absürd hallerimizi bilahere yazı konusu etmeyi planlıyorum. (Blogumu -herzaman olmasa da- okuduğunu bildiğim sınıf arkadaşım Barkın'ın da bu anılarıma eklemeler yapmasını bekliyorum.)

En psikopat etüt hocası ve branşı; ( soyadlarını hatırlamıyorum şu an ama hatırlasam da yazmadım sanırım)

1- Kemallettin; kendisi psikopattan ziyade çatlaktı ve düzen takıntısından ötürü etüt vakitlerinde camdan birçok şey fırlatmasıyla ünlüdür. Benim birşeyimi camdan fırlatmamış sadece paltomu çöpe atmakla kalmıştır. ( kapağı kapalı olan cöp kutunun üstüne, içine değil bereket).
Branşı; kimya.

2- Yunus; Hiç bağırdığını görmedim. Camın üzerindeki anahtar sesinin ne kadar etkili olabileceğini sayesinde öğrendik. Yaşına rağmen öğrencinin kaytaracağı tüm noktaları tespit edip, engellemesi ile meşhur bu hocamızın branşı da fizikdi.

3- Timur; İnsan olarak bence en kötüleri. Azıcık dahi manyaklığı da olabilir ama yine de iyi bir şekilde anmam kendisini. Kendisi süper bir matematik hocası olmakla beraber benim hafızamda çim adam kafası kalmıştır. Belki de başarısız saç ektirme operasyonunun hırsını bizden çıkarıyordu bilemem. Bizim sınıfa takmıştı ve o takıntı gerçekten lise tarihimizin en trajikomik hadisesinin gerçekleşmesine sebep oldu ki, bunu da arkası yarın diyerek diğer yazımıza saklıyorum.

ve şimdi güpgüzel bir kahvaltının peşine düşmek için kendimi sokaklara atıyorum.

ps. Başlık şarkısı Redd- Modern Zamanlarda

Hiç yorum yok: