24 Eylül 2009 Perşembe

"aşklarım dillere düştü sayenizde"



Bir Orhan Pamuk okumazın Masumiyet Müzesi hissiyatları;*

(kitabı daha okumayan ama okumak isteyenler için önemli uyarı; kitap hakkındaki çoğu detayın yer aldığı yazının devamını okumayın.)

İlk Orhan Pamuk kitabımı - Yeni Hayat- sanırım 10 yıl önce okudum. Zor da olsa kitabı bitirdim, bugün tekrar okusam muhtemelen farklı hissiyatlarda olur belki kitabı severim. Ama yarıda bıraktığım Kara Kitap içimi o kadar karartmıştır ki bugün bile okumaya . Onunda zamanı ve vakti gelir, belki de hiç okunmaz şimdilik bilemem.

Daha öncede söyledim, popüler kültüre bayılsam da herkesin bir heves saldırdığı hadiselere antipati duyuyorum (sanırım kişilik çatışmasının bir türü bu da). Çok satanlar rafında yer alan kitapları bu sebeple gecikmeli okurum, elinde çok satan kitaplar olan insanları sosyal faaliyet olarak kitap okuyan bir grubunun üyeleri olarak sınıflandırır, kitap tercihlerine pek itibar etmem. Bu sebeple tutkunu değilsem çok satan, türlü PR faaliyeti yapan kitaplara elim bir türlü gitmez.

Kaldı ki Orhan Pamuk'un kitaplarına elim gitse bile aklım gitmez. Birkaç deneme sonrasında bunu anlamış, pek de dert etmemiştim neden anlamıyorum diye. Ama işte Masumiyet Müzesi'ni okuyanlar "bu roman bildiğiniz Orhan Pamuk romanlarından değil" diye boşuna söylememişler. 10 yıl sonra ikinci kez bir Orhan Pamuk romanı bitirebilmemi buna bağlıyor, her ne sebeple olursa olsun bu romanı okumuş olmayı kendim için büyük bir artı olarak görüyorum. Bu sebeple de müsadenizle kitapla ilgili derin hissiyatlarımı birbir anti-edebiyatsal üslupla kalema almak istiyorum.

  • Kitaba dair çok şey söyleyebilirim ama kitabı sevip sevmediğimin cevabını şu anda veremem. Bazı yerlerinde fazlasıyla meraklanmakla beraber, bazı yerlerinde de çok sıkıldığımı itiraf etmeliyim.
  • Füsun gibi bir hatun için böyle değerli bir müze yapılmasına da fevkalade gıcık olduğumu, Füsun ve ailesine duyduğum antipatiyi de kitaba dair derin duygular kısmına not alıyorum.
  • Kemal'in yaşadıkları aşkdan ziyade, tutku saplantı hastalık vs olarak nitelendirilebilir ama Füsun'un Kemal'e olan duygularını sevgi, aşk vb. türünden şeylerle uzaktan yakından alakası olmadığını düşünüyorum.
  • Zaten romanı okuyup da Füsun'u seven veya Füsun için üzülen birileri var mı onu da merak ediyorum.
  • Bu kitabın kahramanı Kemal değil Orhan Pamuk olsaydı bir an bile şaşırmaz, tam da kendisinden beklenen bir tavır derdim. Çünkü benim için O. Pamuk obsesifliğin kitabını yazacak bir yazar.
  • Tesadüf mü (yoksa benim sadece iki kitabı bitirebilmem mi) bilemiyorum ama Yeni Hayat ile Masumiyet Müzesi'nin tarzları bence çok benziyor. Orhan Pamuk'un çok iyi bir gözlemci ve iyi bir anlatıcı olması okuru romanın içine güzelce dahil etse de; benim gibi sabırsız insanların detaydan boğulduğu zamanlarda olabiliyor.
  • Romanın ilk çıktığı vakit izlediğim Orhan Pamuk- Banu Güven röportajında bahsettiğim hal, kitabı okuyunca benim için daha anlamlı geldi. Bir Pr çalışması olarak da kitap çalışmalarını DVD olarak sunsalar epey popüler bir çalışma olurdu diye düşünüyorum. ( en azından müzede yayınlanabilir bu dvd)
  • Müzenin hala açılmamış olması ise bilinçli bir tercih olsa bile bence çok yanlış bir karar. Kitap yayınlandığı gibi değil ama en azından 2-3 ay sonra açılsaydı gerçekten kitapla bütünleşirdi müze diye düşünüyorum. Tabi Kemal'in müzede 50'den fazla ziyaretçi olmaması istediği Orhan Pamuk için de geçerliyse, müzenin geç açılması - az ziyaretçi sebebiyle- mantıklı bir tercih oluyor.
  • Kitabın bazı noktalarında Füsun'un bir prodüktörle kaçmasını çok bekledim ya da zengin bir başka koca bulsun da kurtulsun Kemalcağız dedim ama olmadı, öldü iyice kahraman oldu.
  • Roman bitene kadar sözlükteki yorumları okumamayı başardım. Şimdiye kadar okuduğum yorumlarda en gıcık olduğum eleştiri ise Orhan Pamuk'un Türkçesi hakkında söylenenler. Yani kaç tane roman yazan birinin devrik cümleler kurması, dil bilgisi kurallarına uymaması hala nasıl eleştirilebiliyor anlamış değilim. Dahi anlamındaki de'yi ayırmasında ısrarcı olunmasını - bir nebze de olsa- anlarım ama Türkçe'yi yanlış kullanıyor diye eleştirilmek manasız geliyor bana. Üslup sadece düzgün Türkçeyle mi oluşan birşey? Hatalar da üslup olamaz mı mesela? (bknz. Perihan Mağden) Bu eleştirileri yapanlar, böylesine büyük PR çalışması yapılan bir kitabın editoryal ( böyle mi yazılır emin değilim, tdk'ya baktım ama o da emin olamadı, ya da ben bakmayı beceremedim) anlamda kontrol edilmediğini mi düşünüyorlar ki?(Türkçeyi bu kadar katleden biri olarak, Orhan Pamuk'u bu konuda sonuna kadar savunacağımdan şüpheniz olmasın. Eski kitaplarını anlayamama sebebim bu bozuk Türkçe ise savunmamı geri çekebilirim)
  • Kenan Doğulu' nun Patron albümü için söylediklerim bu kitap için yapılan PR faaliyetlerinde de geçerli. Okuyucu kitabı kavramadan o kadar detay veriliyor ki, kitabın büyüsü epeyce kaçıyor. Ama bu ülkede reklam kuşağı kitap okuru olduğu için bu çalışmaların da boşuna yapılmadığını kendi şikayetime kendim cevap veriyorum.
  • Bu kitap bir seri olsa veya kitabın filmi çekilse - tüm negatif hissiyatlarıma rağmen -en çok Füsun'un gözüyle yaşananları okumak veyahut izlemek isterdim.
  • Aklıma geldikçe diğer hissiyatlarımı başka yazılarda dile getiririm ama kitaptaki en yoğun duygumun Füsun ve ailesinin "genişliği" olduğunun tekrar altını çizer, insanın hep gezdiği bildiği yerlerde geçen film ve kitapların hayal gücüne pozitif etkisi olduğunu da kendi gelecek çalışmalarım için not düşerim.
Kitaba yaraşır uzunlukta bir yazı olduğu için kendimi tebrik eder, kitabın da etkisi ile başka Orhan Pamuk kitaplarını 8 İstanbul; hatıralar ve şehir) yakın zamanda okunacaklar listeme eklerim.

* Bu üslup Mefaret Aktaş'ın New York yazılarından çalınmıştır, ne yazık ki benim fikriyatımdan orjinal bir şekilde fırlamamıştır.

ps. Başlık şarkısı Sayenizde ile Ercan Saatçi.

Hiç yorum yok: