15 Ağustos 2009 Cumartesi

"Üstüne gelince yıllar birer birer, yine de güzelsin, güzel çizgilerle"


simdi bu aşağıda yer alan mail belki bir çoğunuzun mail box.una çok önceden düştü, hatta sizde bana gönderdiniz falan... Ama sonuç olarak ben bu yazıyı bugün gordum ilk defa ve aslinda bole yazilari space. e ve yahut blog'a koymayı çok sevmeme rağmen ( daha çok copy paste halinde araklayıp üzerine konuşmayı tercih ediyorum ) bugün bir farklılık yapmak istedim. Malumunuz yazının anlamı, günün anlam ve önemi falan, dogumgünü yazısı oncesinde iyi olur diye dusundum , birde son cümlesini cok tuttum:) araya da kendim icin notlar koydum ki, bir nevi kisisel degerlendirme olsun...

Bu yazı da her bu elden ele ulasan yazi gibi can dundarın yazisi gibi gözüktü bana ama ne yazıkki resmi bir isim yok elimizde. Yazan kim ise kendilerine teşekkürler edip, saygısızlık da etmiyim:)

OLGUNLAŞMAK

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. ( ben sanırım hep boleydim )

İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun. ( kesinlikle)

Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. ( pek beceremıyorum zaten )

Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.

( en sahanesi de bu zaten , ama ya gun gelir kimse anlamazsa beni )

İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var. ( özümde patavatsızım da ben zaten)

"Ben demiştim" ,"ben bilirim", "ben zaten anlamıştım",

Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.

İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.( Allah kötü gün göstermese , ben dost aramasam diyorum, zaten aranan insan dost değildir , dost dediğin yanında olandir diye de arabesk bir not düsüyorum)

Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.

Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.

Kestirmeleri de öğrendim gide gele.

Boş geçen her saniye değerli artık.

Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim. ( hemde hiçççç değilim )

Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. ( ben genelde hayır diyorum zaten galibaa:) )

Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.

Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.

Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.

Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.

Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.

Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.

Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.

Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.

Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .

( burdan çıkan sonuç; yazının sahibi can dundar değilmiş )

Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. ( ben hala daha kendime yemek yapamıyorum )

Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.

( kimse bana farklı lezzetler denetemiyor )

Sonra Sezen’in şarkısındaki gibi anneni daha şık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. ( ben annemi cok özlüyorum)

İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.

Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.( öle mi olucak yanii :))

Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.

İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.

Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.

ps. bu derin yazının yanına bide sarkı eklemek istedim buraya

ps.2. Başlık şarkısı Asfalt Dünya- Zaman

Üstat'da yayınlanma tarihi 16 Ağustos 2007

Hiç yorum yok: