4 Ağustos 2009 Salı

"on pare top atı$ı yap, duyur cümle aleme"


Yazıya ek olan fikriyatlarımı buraya iliştiriyorum, kalben katıldığım noktaları da yazının içinde belirteceğim.


Televizyonların bu ölü sezondaki en büyük reklamverenleri GSM şirketleri. Kaldı ki yaşayan sezonda da GSM firmaları en büyük reklamverenlerden. Bu durumda herkesin bizi 3G süpersonik birşey diye kandırması normaldir. Öyle bir merak oluşturulmalı ki, siz 3G teknolojisinden mahrum kaldığınız için yüzünüz önde yürümelisiniz. Gazeteler hop diye 3G teknolojisi ile yayınlanmalı ki, sonraki reklamların garantisi olsun.


En iyi yemekleri yemek için bir ülkeye gidebilirim veya süper bir konser için de dünyanın öbür ucuna gitmeyi göze alabilirim ( bunların hiç biri tarafımdan henüz gerçekleştirilmedi gerçi) ama güneş tutulması için yolculuk etmek, beni fazlasıyla aşıyor. Ama galiba ben de yakın vakitte "artık bir şey yapmalıyım" paniği ile ilk uçakla bilinçli turist olabilirim. Ne de olsa rol modelim Ayça Şen:)




Hayatta hiçbir zevkim ve merakım olmadığı için kendimi çok fena suçlarken ve birtakım prensipler ve meraklar edinelim ve uygun turlarla dünyayı gezelim bari derken ( ben şimdilik sadece suçlama kısmındayım), aman Tanrım, o da nesiydi sayın okur; tam “Uzak Doğu’ya gidemiyoruz, bari biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkalım günü birlik” derken telefon çalıp da “Biz astronomi grubuyuz, müstesna güneş tutulması için Şangay’a gidiyik, hemi de nassı ucuzz” demezler mi!


Helecanımı mazur ya da maruz görün fakat siz de takdir edersiniz ki bir taşla iki kuş vurmuş oluyorduk. Hatta üç kuş.


1. Kuş: Uzakları gezme zevki.

2. Kuş: Güneş tutulması gibi aktiviteleri kovalıyormuş ve sanki çok meraklı bir insanmış kombinasyonu.

3. Kuş: Kadıköy’e gitmekle neredeyse aynı fiyat.


Bu kuşların her biri için gittiğimiz Çin’de yaşadıklarımı anlatmayacağım. Sadece şu kadarını söyleyeyim: Hayat çok kısa ve her anından pişmanlık duymadan keyif almalıyız. ( meali, keşke gitmeseydim:))


Sen kalk dünyadan karşıya geç, afedersiniz it gibi yorul, pazarlık yapmaktan helâk ol, aldığın ders de en klişesinden olsun. (:) )


Şöyle: Bir daha 150 yıl görülemeyecek kadar tam bir güneş tutulması için 12 saat yol git, hava birden bire simsiyah kesilsin, deli gibi bir muson yağmuru bastırsın, şimşeklerden yer gök inlesin, ‘tutulmayla deprem de birlikte gelir, 99 depreminden sonra da artık kıyamet kopar zaar’ Türk pazar kadını hurafeleri tüm vücudunu yalasın ve şimşekler kıçına kaçacakmış gibi bir korku yaşatsın. İlk işim ‘ölüyoruz, bari gönül rahatlığıyla bir cips yiyeyim’ deyip sığındığımız kafeden cips almak oldu. Zaten (afedersiniz Çin konsolosluğunda çalışan arkadaşlar ama) poh yiyenler sokaklarda şişe serçeleri geçirmiş yiyorlar, yanımda Memo dudaklarını büzüştürüp ağlıyor filan, dedim artık böcek tozu möcek tozu, fare cipsi fark etmez, son dakikalarımın keyfini çıkarayım.


Sonra hava açtı, gezdik ettik, kaba görünen kırılgan Çinlerle ( ben filmlerden tanıdığım Çinlilerin psikopat olduklarını düşünüyorum ve çekiniyorum kendilerinden) işaret dili konuştuk, memlekete gitsek de dinlensek dedik ve en nihayetinde ülkeye indik.


Elektronik eşya alma heves ve baskısını bir kenara koyalım ancak şu kadarını söyleyeyim ki, şu iki yazıyı da yazdıktan sonra daktiloya geçiyorum. Zira bıktım ‘çakma’ lafından da, ‘çakma olmadığından eminim’ savunmalarından da. Hiçbir şey almadık. Aldığımız iki kel oyuncak da zaten Türkiye’ye dönmeden kırıldı. Çaylar da büyük ihtimalle maydonoz çıkacak.


Fakat gelir gelmez memleketin 3G ile yıkıldığını görüp çok utandım. ‘Şeytan görsün yüzünü’ diyen insanların birbirlerini görmeye neden bu kadar istekli olduklarını anlamamakla birlikte ( ancak kameralı chat yapanların işine yarar sanki bu durumda da internet cafelerin de müşteri sayısı düşer sanki), dün sokakta birçok kadının ‘Artık bana yalan söyleyemeyecek, nerede olduğunu gizleyemez’ ( Dedim size çok ilişkiyi zedeler bu hadise, ama sonra erkekler onun da kılıfını bulur bence, hem 3G teknolojisi de şarjı bitmeyen telefon icat edemedi) dediklerine kulaklarımla şahit oldum. Tamam erişim hızımız deve gücü tazı hızı olacak ama o internet hızından dersin ki feylosof olunacak bilgilere erişilecek.


Her neyse, teknoloji karşıtı olanlar linç ediliyor, linçe karşıyız elbette ama 12 saat uçakla gidip kaba etlerimiz oturmaktan poker masasına dönüşünce ve ışınlama makinesi çıkmadıkça ve kansere çare bulunmadıkça ben neyleyim 3G’yi. ( Misal ben sadece 3G'nin reklamları ile ilgileniyorum) Artık yaşlı gösteceğim, ileri görüşlü olmayıp havalı durmayacağım korkusunu öyle bir yaydılar ki, ne anlama geldiğini bilmesen de ‘Aa çıktı da iyi oldu’ diyorsun.


3G filan hikâye. Çin’in elektroniği de, Seddi de balon.Ancak bir ‘Cennet Tapınağı’ var ki, orada hiçbir teknolojinin sana vermediğini veriyor: Rahatlık. Yargısızlık. Yaşayarak hissetmek.


Bu ‘Cennet Tapınağı’ denen yerde 80-90 yaşlarında insanlar şarkılar söylüyorlar, dans ediyorlar, daha genç olanlar kuş tüyünden toplarla pas atma oyunu oynuyorlar ve her yerde bunları yapan ve yapanları saygı ve sevgiyle izleyen insanlar var. Kimsenin yaptıklarından para kazanmak gibi bir derdi yok. Her sabah işe gitmeden önce burada toplanıyorlar ve tek başlarına başladıkları performansları, her geçen gün daha fazla seyirci topluyor. Buranın hastası oldum. Teknolojinin ‘T’si yoktu. Sadece yaşam kutsaldı ve yaptıklarını yaşayarak yapıyorlardı. Kimse de onlarla dalga geçmiyordu.


Bizden başka.
...
  • Ps. Ben Vodafone'un yerinde olsam Zülfü Livaneli şarkısını, numara taşınılabilirliği vaktinde kullanırdım, daha manidar olurdu sanki.
  • ps.2. Turkcell Raga Oktay ile reklamlarını bıraktıktan sonra Raga'nın ahı tuttu ve bence reklamları doğru bir çizgiye oturmadı.
  • ps.3. Vodafone'un global 3G reklamı bu işi en doğru ifade eden reklamdı ama Vodafone'un Türkiye'ye özgü 3G reklamı da varsa şayet ben denk gelmedim. Benim gördüklerim hep Selim ile Tarife serisi.
  • Başlık şarkısı için ps.4. Aşkın gözü- Malt

Hiç yorum yok: