18 Temmuz 2009 Cumartesi

"simdi cok uzaklarimda, nafile telaslarim"





Bir tatil bilmez Gölköy’den bildiriyor (bu replik tabiki de çalıntı).


Nereden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum pek muhterem okur. Ts-1’deyim, bedbahtım, 1 haftadır yazarım dediğim fikriyatları ancak kaleme alabiliyorum, Gölköy’ün 1 haftadır süren rüzgarı az biraz ara verdiğinden de iskelede öğle vakti görmemişcesine güneşlenirken an itibariyle birazcık açım.
Dediğim gibi bir tatil ve Bodrum bilmez olarak gözlemlerimi ortaya karışık serpiştireceğim. Niyetim iki yazı yazmak ama bakarsınız bir olur bakmazsanız dağ olur.

  • Dilimi eşşek arısı soksun ki, “İstanbul’daki havadan banane nasıl olsa ben tatilde olacağım” türünde bir beyanatım oldu. Meğersem nereye gidersen git, kendini de beraberinde götürüyorsun misali İstanbul havası da peşimden geldi. İlk zamanlarda bu esinti pek de güzeldi aslında. Nem yoktu, hava yapış yapış değildi. Ama ne zamanki akşam sahilde yemek yiyemez, denize dalgadan ötürü giremez olduk dırdırlarıma başladım. Bereket bu Bodrum İstanbul gibi, başka koylarda bambaşka havalar var. Bir minübüse atlayıp güneşi ve dinginliği bulup, niye biz otele o kadar para verdik ki o zaman diye hayıflandık.
  • 1 hafta boyunca 2 otelde kaldık. Otellere karşın hissiyatlarım uç noktada olmadığı için isim vermiyorum. Ama 2. otelimizi daha çok sevsem de rüzgarsal konumda ilkinin daha avantajlı olduğunu da belirtmeliyim. Kahvaltı delisi insanlar olarak paket terayağı, reçel bala tabiki de gıcık olduk. Ekmeğin yanında bir simit, bir poğaça janjanlı bir şeyler aradık ne yazık ki mutluluğu bulamayıp, bolca Susam’ı yad ettik.
  • Tatilimizin resmi sponsoru Uykusuz oldu. Pazar sabahı uçak beklerken Cihan Ceylan, sonrasında Uykusuz 4. cildi ve devam eden günlerde de Sandık İçi kitabı. Bu yüzden yazı stilimde Umut Sarıkaya, Ersin Karabulut ve Cihan Ceylan havası sezerseniz korkmayınız, bu overdose hadisesi pek yakında normale dönecektir.
    • Güneşlenme hadisesini yine adabıyla yapamadım. 30 faktörler, öğlen güneşlenmemeler falan da güneş alerjime engel olamadı. Ben de sonra saldım gitti. Güneş kremi bitti ama benim bronzluk sevdam bitmedi.
    • Araştırmacı yazar kişilğimle yaptığım tespitlere göre, buradaki ahali zaten güneşlenme tatili yapıyor sayın okur. Yüzmek mevhumu, daha serin güneşlenmek için verilen bir aradan ibaret ağırlıklı ortalamada.
    • Tatilin sürprizi ise benim için Kaan Taşkent oldu. Bilmeyenler için söyleyeyim bu ufak çocuk sosyete alemlerinden Sezai Taşkent ve Mine Kalpakçıoğlu’nun oğlu. 7-8 yaşlarında var ya da yoktur. Kendisini ilk kez 4 yıl önce görmüştüm. Sempatik ve güzel bir çocuk olarak karizmatik babası ile yemek yerken “aman da aman sen ne tatlısın “ türünden hafif bir muhabbete girdiğim de sosyetik olduklarını bilemiyordum ama babasının Hanımefendi’ye teşekkür et Kaan dediğinde bir şeylerden şüphelendim ve daha sonra gazetede kendilerini görünce yapbozu tamamladım.Daha sonra Kaan’ı, annesi ve yabancı olan dadısıyla beraber (anne baba ayrı) Üsküdar-Beşiktaş motorunda gördüm. Trafik münasebetiyle şoförleri onları Üsküdar’dan alacaktı, karşıma oturmuşlardı, Kaan annesi ile yarı ingilizce yarı Türkçe olan bir konuşma gerçekleştiriyordu. Annesi de sanki babasına göre daha soğuktu. Ya da ben artık sosyetik oldukları bilincine vardığımdan öyle düşündüm. Bu tatlı tesadüflerin üçüncüsü ise Gölköy’de gerçekleşti. Türkbükü sahillerinde görsem şaşırmayacağım Mine Kalpakçıoğlu, oğlu ve sanırım annesi ile yaptığı tekne gezisini yine gözümün önünde sonlandırdı. Tekne dediysek de bildiğimiz denizotobüsü ile yarışan teknelerden ziyade, özel gruplara tur düzenleyen küçük ahşap tekneler. Böyle alakasız tesadüflerin aslında bir işaret olduğunu ve Kaan Taşkent’in benim kardeşim olup olamayacağımı sorgulasam da denize girince bunların tümünü unuttum.
    • Yazlık mekanların rituellerinden biri olarak taksicilere ve minübüslere gıcık olduk. Führerschein mesleğin getirdiği çözümodaklılık ile birçok danışmanlık projesi üretti. Ben ise her seferinde kendisini acı gerçeklerle yüzleştirip Bodrum esnafının pek de gelişime açık olmadığını hatırlattım.
    • İstanbul’da görmediğim kadar Range Rover’ı Bodrum’da gördüm. Range Rover’dan sonra en çok bizim arabalardan vardı. Burada şöyle bir datamining çalışması yaptım, bizim arabaları kullananlar tatilde Bodrum’u tercih eder.
    • Buraların köpeklerinde tuhaf bir mutsuzluk tespit ettik. Yazıyı yayınlayabildiğim vakit fotoları ekleyebileceğimden emin değilim, ama daha sonraki kanıtlarım ile bu tespitimi açıklayabilirim. Nedir bu köpeciklerin içlerindeki boşluk, suratlarındaki hüznün sebebi, düşündük düşündük bulamadık.
    • Minübüs seferlerimizde birçok maceramız oldu. Bizim buradaki dolmuş evvela Türkbükü’nden kalkıp sonra Gölköy’dekileri aldığı için durakta bir çocuk habire Türkbükü’nü arıyor. Bu pek sempatik arkadaşımızın gelmeyen dolmuşla beraber artan sorumluluğuna ve çabasına da şapka çıkarttım.
    • Bir sürü fotoğrafımızdan profil fotoğrafı olarak kullanacağım birkaç şapkalı foto çıktı. Güngör Uras’ın gurmelik yazılarında kullandığı fotoğraflara sahip olmanın tarifsiz sevincine eriştim.
    • An itibariyle İstanbul’da havanın ne kadar güzel olacağını duymak da beni pek bahtiyar etti. 1 haftalık güzel havalı tatili bana çok gören hava durumuna da teesüflerimi sunuyorum.


    • Bu 6 güne dair ilk aklıma gelenler bunlar. İkinci yazımda Bodrum sosyetesinin kalbinin attığı Türkbükü gözlemlerimden Bianca Beach alemlerinden bahsedeceğim. Beni izlemeye devam ediniz.

    Bu yazıdan çıkartılamayan sonuçlar;
    • Tatilimizin sloganı Cihan Ceylan sağolsun “ Bu hava yağar hacı” oldu. ( Yine O Adam)
    • Yazının ortasında bu meymenetsiz rüzgar yine kıvamını buldu, sabahki dingin hava tabiki de yalan oldu.
    • Tatilimizin reklam cingılı; “Merak ne güzel şey, güzel şey merak” oldu. Hidayet’in 3 G oyunculuğuna ise ben şahsen bizzat kendim olarak 10 puan verdim.
    • Ozan Güven’li Avea reklamına ise bittim resmen. Çok çok çok beğendim.
    Benden selam söyleyin;
    • Gölköy’deki minübüs sırasını düzenleyen, güleryüzlü, yardımsever, ismini öğrenemediğim çocuğa,
    • Gölköy Can-Can restaurant’ın pek tatlı ve ilgili ustasına,
    • Bir akşamüstü keki servis etmeyen bütün şuursuz mekanlara,
    • Marina Restaurant’ın süper hızlı servisine ve güzel yemeklerine. (ama krema sosuyla domates olmaz ki)
    • Rüzgarda servis yapmaya çalışan tüm garsonlara,
    • Xuma Beach’teki arı gibi çalışan ve führerschein’ı pek seven, ilgi alakası ile bizi pek bahtiyar eden Veysel’e.
    edited by fery.
    ps.1.Fotoğraflar el emeği göz nuru:)
    ps.2. Başlık şarkısı Kumsalda&Sertab Erener

    2 yorum:

    Aslı dedi ki...

    Rüzgarın başladığı gün, ben de orada tatilimin son günüdeydim. Seni okurken o aptal eden rüzgar esmiş gibi oldu, sıcaktan kaynayan evimde.

    Sana eğer gitmediysen, kafa dinlemek de istersen, Gölköy'de Atami Otel'i tavsiye ederim. Türkbükü-Gölköy aksine müzik çalmayan, cennet koyu denilen ve denizi ile gerçekten de öyle olan huzur dolu bir yer.

    Sevgiler,

    malumafatrus dedi ki...
    Bu yorum yazar tarafından silindi.