29 Temmuz 2009 Çarşamba

""raks ederken balkonumda yine uçmak var aklımda""


Vicdanlılar ve sızlar- AYÇA ŞEN


Bir de baktım ki, kıpırdamadan, hiç bir şey yapmadan, sadece çay kahve içerek bir çay bahçesinde akşama kadar oturabiliyorum. Gazete bile okumadan. Plastik sandalyelerde, terleye terleye, saatlerce.Bu hımbıllık bu sene çöktü üstüme.


Hayattan, arıza çıkmaması dışında bir beklentimin olmadığını farkedince anneme ‘eskiden böyle saatlerce oturamazdım, ben yaşlandım’ deyince annem (bana göre) biraz fazla yüksek sesle güldü. O zaman annesiyle yaşlanan ‘kız gurusu’ olma yolunda bilgece adımlar attığımı farkedip, yanına yaşlı arkadaş bulduğuna sevinçten yüksek sesle gülen anneme fazla öfkelenmedim.


Zaten ne kadar haklı olursanız olun, ilk öfkelenen muhakkak haksız duruma düşüyor, hakkımı başka bir zamana sakladım. Bu kişisel bir problem de olabilirdi hem.


Bir dublaj Türkçesiyle “Hey, lanet olsun dostum, ömür geçiyor bomboş” diyerek adrenalin dolu yazımızı huzurlarınıza dayıyorum.Bugün yine parkta otururken, yaklaşık altı saat boyunca, bir bilim insanı kalitesinde, insaniyet üzerine düşündüm, küçük çocuklara ve ailelerine baktım. Bir kapıcı anneanne, tanesi iki milyondan iki tane mısır alıp, elleriyle ayıklayıp torununa verdi, o da kuşlara attı. Bu yok gününde dört milyon eder. Bir başkasının çocuğu da elindeki sopayla kedii, köpeek, kuuş, biiz, hepimizi dövmek istedi, anası da uzaktan miyavlar gibi bir sesle kelimeleri yaya yaya “yaapma Yusufciaam” dedi, yanındaki arkadaşlarıyla çok önemli konular konuşmaya devam etti. Yusufciam’sa dizlerimize kütür kütür zopaları indirdi. Bendeniz annesi görmeden çocuğun kafasına vurmaya çalıştım ama mahalle karısı baskısı ağır bastı, korktum, vuramadım.


Şimdi bu yaşıt ama birbirini tanımayan iki çocuk, hayatta ortak sahnelerde rol alacak. O Yusuf’cum kim bilir hangi vicdanlı anneannenin torununa fiziksel veya duygusal şiddet, işkence, baskı, vs yapacak. Pis!‘Vicdan’ kulağa son derece dansöz ismi gibi gelse de, üzerinde süper durulması gereken bir kavram (kavram, di mi?) Tıpkı kriptonit gibi; yanlış ellere geçmemesi gerek.


Vicdan konusuyla ilgili kafamsa, oldukça karışık.Vicdan takım tutar mı, bir tarafa vicdanın çalışırken diğer tarafa kin güdebilir misin, eğer öyleyse bunun adı vicdan mı olur, acımak vicdan mıdır, insanı hayvandan ayıran özellik midir, filan...Çocuk sahibi olacağım zaman en çok vicdanlı biri olmasını istedim. Böcekleri, çiçekleri, bebekleri, ayakkabısı olmayanları, yaşlıları, yani bizden güçsüz olanları oğlum Memo’ya hafif acındırarak sundum. Hakkını yedirmemesi için de yeri gelince ara gazları verdim.Yani hem boş bakan kapitalistlerin arasında ayakta dursun, hem de kendine temiz bir bahçe kursun diye. Vicdansız birinin sanat, ar ve bilimum damarlarının çatladığına inanırım zira.


Arkadaşım Aylin de (piyanisttir gendüsü) bu vicdana kafayı takanlardan.Oğlunu yeni oyuncağıyla kapıcının çocuğuna hava atarken yakalayan Aylin hemen dehşete düşüp almış oğlu Tan’ı karşısına ve geçmiş piyanonun başına, Ay Işığı Sonatı’nı çalarak fakir çocukları, oyuncağı olmayanları, yemek yiyemeyen insanları; şarkının en andante bölümüne gelince piyanoyu fortlatarak ayağı tutmayan ve yapayalnız yaşlıları, engellileri, evsizleri, kimsesiz çocukları anlatmış, Tan da en son hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Sinirim bozulup güldüğümü görünce “öğrensin öğrensin, öyle bizim kaçtığımız insanlardan olmasın” dedi kararlı bir ifade ile.


Haklı aslında.Yani aramızda bir karar alalım, ya herkes çocuğunu vicdanlı yetiştirsin, ya da biz elâlemin çocuklarına emir eri yetiştirmeyelim boşuna. Hayır, hakikaten asabım bozuluyor bu işe. Oh, bi keriz biz kaldık. İyi be!


22/07/2008- Radikal
ps. Başlık şarkısı Vega.
Ps.2. Ben bu yazıyı daha öncede kopyaladıysam, hafızamdan ve temebelliğimden ötürü beni affet sayın okur.

Hiç yorum yok: