1 Temmuz 2009 Çarşamba

"gider, gelir, döner, durur, yolunu kendi bulur hayat"


Departmanımızın faaliyetleri gereği 1.5 senede epeyce stajyer tanıma fırsatı buldum. Her yeni gelen stajyerle aramdaki yaş farkını duydukça, kesin yaşlandım artık yaramı kanattım. Hemcinsim olanlarla genelde sıcak ve eğlenceli bir muhabbet kurdum, erkeklere nedense daha mesafeli yaklaştım. Bir adet lise stajyerimiz oldu, kendisinin hiçbir talebi olmadan ona bir gelecek modeli çizmeye kalkıştım, saçma sapan sorular sordum, sağolsun terbiyeli kızdı, ya ne karışıyorsun demedi.

Neyse efendim az çok çaktırıldığı üzere bu dönemde de yazıya konu olabilecek bir stajyerimiz var. Bizim departmanının en büyük birlik beraberliği yemek konusundadır. Departmanımıza gelenlere ( bizim departmanın kapısı pek çalınmaz da) misafir ağırlar gibi birşeyler ikram ederiz, sürekli şunu mu yesek bunu mu yesek diye konuşuruz. İçimizden biri evde yaptığı yeni yemek denemelerini anlatır uzun uzun, içimizdekilerden diğer biri annesinin yaptığı kekleri poğaçaları getirir, annesi yerine tebrikleri kabul eder ( o da ben oluyorum). Merak etmeyin departman olarak obez değiliz, ama tahmin edersiniz ki pek fit de değiliz.

Zaten konumuz bu değil.

İçimde istediği zaman ortaya çıkan bir sıcakkanlılık hali var ki, genelde stajyerlerimize de bu halimle yaklaşıyorum. Hemen onu da bizden biri yapalım diye de tuhaf bir hissiyatım var, bazen başarılı oluyorum bazen olamıyorum ama yılmıyorum.
Son dönem stajyerimiz de azıcık içine kapanık. Balık burcu olduğundan bunu anlayışla karşılıyoruz zaten. Ama yemeği ana faaliyet konusu yapan bir departmanda yenilen, önerilen her yemeğe “hayır teşekkürler” demek, dinimize küfretmek gibi oluyor ki, biz bu tepkiyi kolay kolay kabul edemedik. Kaldı ki ben, bana teklif edilen yemeklerin yarısına hayır almıyım diyen de biriyim ama buna rağmen içime annem kaçtığından mıdır bilmem çocuğa sürekli yemekle ilgili ısrar ettim.

En son geçen hafta öğlen yemeği de yemediği üstüne bir biskuvit bile ağzına atmadığı için, ya zaten akşamları da trafik oluyor bari birşey alıp yesen dediğimde kendime geldim. Sonuçta o da bize karşı kibar olmaya çalışıyor ama bana o kadar ısrar edilse kesin bayardım ve nedense o kadar ısrar ederken değil, sonra çocuğun suratındaki bezgin ifadeyi görünce anladım ne kadar ayıp ettiğimi.

Aslında bunların hepsi annemden kaynaklanıyor. Her kadın günün birinde annesi gibi olurmuş hali var ya, işte annemin ısrarlarına ettiğim laflar dönüp dolaşıyor beni buluyor. Ama daha anneme benzemek için çok erken değil mi ya? Acaba önce anneme sonra anneanneme mi benzeyeceğim, o zaman ısrardan insan bayıltabileceğime iddiaya giriyorum.

Anne olma hevesim pek yok, kendimdeki bu halleri gördükçe daha da soğuyorum bu fikriyattan. Akdenizli bir Fraulein
Rottenmeiler olmak istemiyorum ama bu her limonataya nane olayım güdüsü de nasıl terkeder beni hiç bilemiyorum.

Sesimi duy Güzin Abla.

edited by kusburnu.

ps. Başlık şarkısı Asfalt Dünya- Katil.



2 yorum:

Aslı dedi ki...

Aslında pek gruba alınmayan stajyerler için bulunmaz nimetmişsin:)
Yaşlandıkça kesin anneye benziyoruz, kabullenmek istemesek de :)

Fery... dedi ki...

Valla bence Meral Teyze çok iyi bir profil benzemekten ürkme :))