30 Haziran 2009 Salı

"ne olur sanki biraz daha zaman verseniz"


Uzun süredir Ayça Şen yazısı kopyalanan blogumda bir değişiklik olsun niyetiyle bugün Ece Temelkuran satırlarını çalıp çırptım. Daha öncede söylemiştim, herkesin büyük bir bezginliği var hayata karşı.


Ece Temelkuran gibi hayatın her noktasını bu kadar sorgulayan bir insanın yorulmasından daha doğal birşey yok da ben ne yaptım da neden yoruldum, sınav sorusu olsa cevabı bilirim ama satırlara dökemem sanki.


YORGUNLUK

21-06-2009


Nasılsa köşe yazarlığı artık bir tür günlük tutma hadisesi haline geldiğine ve köşeler de yazarın hayatına açılan, yer yer pornografik, yer yer sevimli bir pencere olarak görüldüğüne göre, ben de söylemeliyim ki bu yazıyı sizlere çok yorgun bir günde havaalanından yazmaktayım. Hayatımın yarısını geçirdiğim havaalanından. Her zamanki gibi peşimde bir bavul bir yerlere gidiyorum. Zaten hep böyle. Ben ve bir bavul gidiyoruz. Sürükleye sürüklene. Hatta bazen öyle isteksiz oluyorum ki bavul beni çekiştiriyor diyebiliriz. Bu yolculuk da onlardan biri.


Üç şeyi çok diliyorum


Hiç canım gitmek istemiyor. Hiç konuşma yapmak istemiyorum. Kimseye görünesim yok. Kendi içime kapanayım istiyorum ve yine de gidiyorum. Verilmiş sözler...


Hayatta üç şeyi en çok diliyorum bu günlerde. Birincisi ‘Bi’ işim de kolay olsun’ diye başlıyor. Çünkü çok özeniyorum şu Hollywood’dakilere:“Çok şaşırdım, bu ödülü hiç beklemiyordum. Çok şaşırdım. Çok şanslı bir insanım


”Böyle hayat tepesine pişmiş armut gibi düşenlere çok özenirim ben. Çok çalışmak zorunda kalmayan. Bir yazı yazıp parlayan, bir şarkı söyleyip ünlü olan insanlara, tüm içtenliğimle söylüyorum, çok imrenirim.İkinci dileğim ise sadece yapmak istediğim şeyleri yapabilmek, gitmek istediğim yerlere gidebilmek, sadece anlamlı bulduğum insanlarla konuşmak ve sadece “Yazmazsam ölürdüm” dediğim şeyleri yazmak. Gerisi zira çöp. Net söylüyorum: Çöp!


Fena halde tatil zamanı


Öyle hayatımızın içine doluşuyor işte. ‘-meli, -malı’ eklerinin küçük sinsi arabalarına binip içimize giriyorlar ve çıkmıyorlar. Zamanı berbat kokan bir çöplüğe dönüştürüyorlar. Onlardan işte kurtulmak istiyorum.


Üçüncüsünü ise, utanmadan söylemem mümkün değil: Sigarayı yeniden bırakmak istiyorum. Tam bir yıl olmuştu bırakalı, çok da iyiydim. Fakat gidip Beyrut’ta, herkesin sigara yiyip içtiği Beyrut’ta yeniden başladım. Hiç öyle mühim bir gerekçesi yok. Bir gerekçesi bile yok. Başladım işte. Lanet bir şey bu sigara.


Fena halde tatile çıkma zamanı geldi. Ve fakat tatilde de çalışacağım.


Dün Ermeni bir dostum şöyle dedi:“Kazmayı bırak, küreği al!”Babası ona yorulunca böyle dermiş:“Yoruldun mu? Kazmayı bırak, küreği al!”


Benim hayat da öyle işte. Bavul arkanda, kazma kürek ve bütün bunlar yetmezmiş gibi şimdi bir de sigara... Yoruldum. Kazmayı bırakayım diyorum, küreği alayım. Sonra yine nasılsa küreği bırakıp kazmayı alırız.


ps. Fotonun adresi belli.
ps.2. Şarkı fery'nin favorisi Kurşuni Renkler- söz&müzik sahibesi Sezen Aksu, şarkıyı ilk duyma sebebimiz Göksel.

2 yorum:

Fery... dedi ki...

ayyy bu yazıyı yayınlandığı gün okuyup bilahare her satırına katılmıştım yineliyorum efenim...

malumafatrus dedi ki...

sigaraya da mı?

nasıl yani:)