17 Haziran 2009 Çarşamba

"ne kadar anlamlı yaşarsan, kendini sonsuza katlar"


Yaz geldi mi gelmedi mi emin değilim.

Ama benim ruhuma henüz gelmediğinin fazlasıyla farkındayım. Yazacak konu bulamıyorum. Çünkü beynim boş. Yapmak istediğim birçok faaliyet beynimin dondurulmuş olması sebebiyle askıda. 8-5 çalışmak istemiyorum diye isyan etmem çok yakındır, bizi izlemeye devam ediniz.

Ayça Şen ( idolüm) albümün arkasından bir de kitap kattı hayatıma. Hem de pek ilgi çekici bir konu ile. Elimde 2 haftadır sürünen Sıfır kitabını bitirmek için gösterdiğim tüm gayret Ayça’nın kitabını almakla tükenecek, bu yüzden Cuma’ya kadar kitabı almazsam ne ala.. Memento’nun kitap hali olan Sıfır’ı da tamamen random bir şekilde aldım ama bir türlü kanalize olup, bitiremedim kitabı. Şehir dışında çalışmanın güzel yanlarından biri de bu işte. Bir kitap ve cdnin çıktığını duyar duymaz iki adım ötendeki D&R’a gitmiyor, sabrediyorsun. Kitap güzel çıkarsa da sabrın sonu selamet oluyor.

Artık gelişen teknolojiye kendimi teslim edip, kitaplarımı internet üzerinden almak istiyorum. Sonra ise tüketim güdülerimi frenleyip sadece kitap almak istiyorum. Kitap demişken eskilerden yazdığım bir parasızlık-kitapsızlık yazımı da okuyunuz isterim. Buyrun o zaman size linkini de sunayım.

Her geçen gün bir ev kazası sonrasında feci şekilde sakatlanacağıma dair korkularım artıyor. Dün de gardrobum iflas etti ve ben beceriksiz olduğum kadar sakar da olduğum için birşeyleri düzeltmeye çalışırken kendimi sakatladım. Kendimi sakatlama ihtimalim kadar birgün evi yakma ihtimalim de epey yüksek, bu yüzden olur da birgün ev sigortası yaptırırsam ( ki bunun için ev sahibi de olmak gerekir) risk primimin epeyce yüksek olacağını kabul ediyorum.

Sigorta demişken, eğer kızım olsa bireysel müşteri ile görüşen sigortacı olmasını istemem. Bizim işte bir arkadaşı uzun zamandır bu kızlardan biri arıyor ve biz dağ başında olduğumuz için haftasonu kendisini evinde ziyaret etmeyi öneriyor. Millet sevgilisi tarafından testere ile doğranırken, hiç tanımadığın adamın evine aylık kotaları doldurmak, primi haketmek için gitmeli mi insan emin olamıyorum.

Yaz münasebetiyle artan dondurma reklamlarının hepsini de manasız buluyorum. Hele ki senben diye bir dondurma adı uydurup sonra bir de bunu piyasaya süren markanın icra ve yönetim kurulunun aklına şaşıyorum.

Kötü reklam aklıma Ülker’i getirdi, Ülker Fenerbahçe Ülker’i çağrıştırdı ve sonrasında bugünkü maça dair korkularım su yüzüne çıktı. Değerli Fenerbahçe’m eline geçen fırsatı kullanamayıp, bir güzel yenilecek ve şampiyonluk da gidecek diye derin fikriyatlarım var ama belli de olmaz hani.

Peki ben size Ergin Ataman’ı hiç sevmediğimi söylemiş miydim? Tanjevic sempatim de yok kabul ama Ergin Ataman acayip itici gelir yıllardan beri bana. ( Ama Halil Üner iticilikte 1.liği kimseye kaptırmaz) Tam kız yorumu olacak ama en karizmatik basketbol koçu da benim için Oktay Mahmudi’dir.


Mehmet Topuz olayı için fazla yorum yapamıyorum. Ne zaman böyle bir adam alsak, bizde kurudu gitti. Bir gencin daha ocağını söndüreceğiz muhtemelen ama yine de takımımıza bir hayrı dokunmasını dilerim.

Benim için yazın resmi sponsoru karpuzdur. Sabah öğlen akşam her vakitte yiyebilirim. Bir meyva olarak karpuz yerine bir salata çeşidi olarak görürüm karpuzu. Ondan habire marketten eve karpuz taşırım. Ve teknolojinin buraya da bir el atmasını uygun görüyorum. Yani ben sipariş versem de marketçi çocuk taşıyacaksa bu bir gelişme değil. Portatif karpuz çantaları olmalı ki mesela ama bunlar pazarda yürümenizi engelleyen teyze çantalarına da benzememeli.

Yazın sponsor içeceği limonata da her sene daha popüler oluyor.(sanırım house cafe sayesinde) Kırk yıllık limonsuyu markası bile limonata üretir oldu. Ben de bir zamanlar evde buzlu çay yapardım ki, onun gibi güzel buzlu çaylar yapan yerler de bulursam pek bahtiyar olacağım.

Yaz meyvaları da yaz aşkı gibi kısa süre için misafir oluyorlar hayatımıza. Çilekler artık reçeller için alınırken, erikler kızarmaya başladı bile. Yağmurlar yağmadan dalından kiraz yeme fırsatlarımı araştırırken, gönlümde yatan aslan incirin de mevsiminin gelmesini bekliyorum.

Sabah cornflakes ile kahvaltı yaptım, bu yazıdaki yemek hadiseleri hep bu açlıktan ortaya çıktı. Her öğlen de tavuk yiyorum ki bu bağlamda tavuğun yarar ve zararları için Banvit’e gönüllü kobay olabilirim.Sonra basketbol takımının halkla ilişkilercisi olurum falan, yürür gider kariyerim.

Bu güzel hayallerim ile satırlarıma son verirken, Salı ve Çarşamba günlerinin manasızlığının sadece kendim bünyemle sınırlı olmasını dilerim.


edited by kusburnu.

Başlık için ps. Hayat Beklemez ile Sertab Erener

Hiç yorum yok: