22 Haziran 2009 Pazartesi

"ne dediysem bir bir hepsi çıktılar"


Geçen haftanın en çok konuşulan konuları Taraf’ın yayınladığı belge ile Ayşe Arman’ın fotoğrafları oldu. Belge konusuna tahmin edersiniz ki girmiyorum, ne de olsa bizim işimiz popüler kültür.

Ayşe Arman’ın fotoğrafları ise konu sıkıntısı çeken magazin alemine ilaç gibi geldi desek yeridir. Ayşe Arman’a karşı acayip bir antipatim de yok sempatim de yok. Ama tam arada da değilim, negatife dönük aradayım diye nitelendirebiliriz durumumu. Bu fotoğraflar için en çok tebrik edilmesi gereken bence kocasının çalıştığı şirket. Yani kaç tane şirket üst düzey yöneticilerinden birinin eşinin bu kadar şeffaf bir hayat yaşamasını anlayışla karşılar emin değilim. Fotoğraflarınsa gözleri maskeli, elinde kayıt cihazı olanları değil ama diğerlerini beğendim. Nihat Odabaşı da bunca zaman çoğu kişinin merak ettiği, alnı ortaya çıkınca nasıl olur sorusuna cevap bulmak için inmeyecek o saçlar alna demiş ve gayet de bambaşka bir Ayçe Arman’ı bizlere sunmuş.

Nihat Odabaşı demişken, biz TV’ye bağlı yaşamların hayatında bu aralar ne kadar çok yer aldı Nihat Odabaşı bilmem farkında mısınız? Onu da seviyor muyum sevmiyor muyum daha karar veremedim, tek bildiğim kendisini hep Cengiz Abazoğlu ile karıştırdığım.

TV demişken de haftasonu Deniz Arman’ı o kapkara haliyle Tv’ye çıkartan program sorumlularına selam etmek isterim. Yahu adam Obama geldiğinde kendini siyaha boyayarak şebeklik yapmak isteyen Flash TV spikerine benzemiş ki, bari Cumartesi çıkardın insan Pazar günü başka birini bulabilirdi diye düşünüyorum.

TV’den devam edelim. Burcu Esmersoy ile Yekta Kopan Yaz Gecesi adında bir programa başladılar malumunuz. Ve geçen hafta Vedat Milor’u konuk ettiler. İlk haftanın uyumsuzluklarını anlarım ama gecenin yarısı bir adama yemek tattırmak istemeyi, üstüne bir de ısrar etmeyi anlamam. Eğer böyle bir fikriniz varsa, önceden kendisine haber verirsiniz, kaldı ki haber verseniz bile o saatte yemek yemek istemeyebilir insan. Bunun için farklı benzetmeler yapar ki, bir Türk gibi düşünmediğinden o örneğin muhafazakar Burcu Esmersoy tarafından ne kadar tuhaf karşılanacağını da öngöremeyebilir. Buraları iyi hoş güzel de, “Ben program ekibinizle konuştum, çekimler için günde 3 mekana gitmişsiniz, önce balık sonra kebap yemişsiniz “ falan türünden saldırıya geçmek nasıl bir hadsizliktir yahu? Adı üzerinde program çekimi için yapılıyor bunlar. Yani 2 haftada birşeyler yetiştirilmek istenmiş ve keyif alınmadan da iş yapılmış ( ki zaten iş dediğin genelde keyif alınmadan yapılır) olması, senin gece yarısı Çapamarka’nın o muhteşem yemek ikramını kabul etmemesine engel olamaz.

Çapamarka’nın birkaç mekanına az ve öz gitmiş biri olarak, o yemeklerin neresini beğeniyorlar, ben yine nereyi kaçırıyorum onu da pek idrak etmiş değilim. Ama benim için bir lobidir Çapamarka hadisesi. Bir dönem ne yapsa mutlaka tutacaktır. Umudum birgün birinin kral çıplak beyanatında bulunması.

Vedat Milor’un sahil kıyılarını dolaştığı programı da bu hafta başladı ki, o renk uyumsuzluğu, o göbek beni benden aldı. Yemek yiyemeyişine ise söyleyecek lafım yok. Dişleri takma ise, dişlerini yaptırdığı doktora dava açmayı düşünmesini öneririm. Gezdiği gezeceği mekanların gönlümde açacağı tatil yarasını nasıl derinleştireceğini ise başka bir yazıda kaleme alırım.

30 yaşıma kadar tüm yemediğim yemekleri hayatıma sokmaya karar verdim ve bu senemi de patlıcan yılı olarak ilan ettim. Gururla itiraf ediyorum ki ben artık bir patlıcanseverim. Patlıcan da bilindiği üzere ya çok sevilen ya da hiç sevilmeyen bir şey olduğundan ben çok sevme yolunda ilerliyorum. Ve genel kabul görmüş bir klişe olarak, bu kadar zaman yemediğime pişman olduğumu da itiraf ediyorum. Fery bu sözüm sana, sen de yol yakınken doğru yolu bul diyeceğim ama senin daha süt ile barışman lazım ki, o da epey imkansız gibi gözüküyor.

Oray Eğin’in Emre Belözoğlu’na karşı platonik bir aşk yaşadığına dair hissiyatlarım gün geçtikçe kuvvetleniyor. Kendisi daha önce bir romanının kahramanı mı bişeyi yapmıştı Emre’yi. ( Bilmeyenler için Oray Eğin spor yazarlığından gelmedir.) O derece severdi kendisini, ama işte sonra yavaş yavaş koptular ve artık OE, Emre Belözoğlu’na vurmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Örnekler için bkz.
http://www.aksam.com.tr/2009/06/22/yazar/13240/oray_egin/komunist_bir_baskan_gerekiyor.html

http://www.aksam.com.tr/2009/06/22/yazar/13173/oray_egin/bu_cemaat_sevgisi_nereden_geliyor_.html

Bu arada bu mayo hadisesini ilk konu edenin Madi Clara olması, blog aleminin bugünlerdeki en sıradışı blogunun Yiğit Kaaraahmet ile Oray Eğin beraber yazıyor dedikodularını da haklı çıkartıyor. Oysa ki ben sadece Yiğit Karaahmet yazıyor sanıyordum. Eğer ikisi yazıyorsa bu lila rengi mayo yazısını da kesin OE yazmıştır diye de fikriyatta bulanabilirim.

Ayça Şen’in kitabını da haftasonu itibariyle bitirdim. Kendisinin de belirttiği gibi elinin tersiyle yazabildiği, fazlasıyla light bir kitap. O kadar light ki, kitabın sonlarına doğru kitabın karakteri Eda ile kitabın kahramanı ( salak da olsa kahraman) Ece’nin isimleri bir yerde karışmış. Tatilde okunabilecek kitaplar için birebir ama yine de Ayça Şen’i azıcık tanımak lazım, yoksa cidden çok salak bir kitap gelebilir okuyana.

Edebiyat, Tv, Medya halleri üzerine fikriyatlarımızı serpiştirdiğimiz bir yazının daha sonuna gelmişken, herkeslere süper anlamlı, serin, fondü güzelliğinde bir hafta dilerim. Kendime de en çok yepyeni bir iş öncesinde yapılacak bir aylık tatil dilerim.

edited by kusburnu.


ps.1. Haftanın asıl olayı Aşk-ı Memnu'nun final bölümünü bilahere yazı konusu yapmayı planlamaktayım.


ps.2. Ayşe Arman'ın son fotoğrafları yerine bu fotoğrafları koymamın iki sebebi var, biri kızını pek sempatik buluyorum, iki diğer fotoğraflardan beğendiklerimi bulamadım.


ps.3 Başlık şarkısı Martılar ile Enbe Orkestrası &Altan Çetin

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Ben yazinin patlican ve Vedat Milor kisimlarinda takildim.. Bilmem kim odabasinada super gicik , itici insan, yapmaciklar prensesi Gulben Ergen'in album kapagini zartini zurtunu cektiginden kilim..

ya bence vedat milor kabus gibi yemek yiyor, tamam olabiir gurmedir, saraptan, yemekten ,siyah truften anliyordur.. ama adam yemek yiyemiyor yahu.. dis yapisindan dolayiysa bu ozur dilemek isterim tabi .. ama yok oyle gurme olunuyorsa , almiyayim .. şapırr şapırr.. o corba yiyis, o ekmekleri kemiriş..kabus

patlican gibisi var mi sayin blog sahipcisi,bide patlicanli kebabi kesvedip birakmasan..

ha bide susi yen mi ?

fuhrerschein

malumafatrus dedi ki...

Patlıcanlı herşeye bundan sonra varım ama şusi için azıcık erken sanki. Dün anneciğimin elleriyle yaptığı tarçınla sote edilmiş tavuğu yedim ki, beğendim de. Zorlama olmazsa her çeşit yemeği bir gün denerim. 30'a da şunun şurasında birşey kalmadı gerçi ama:(