28 Haziran 2009 Pazar

"dışarıdan gördüğün gibi değilim"



Haftasonu tembelliği münasebetiyle eski bir kitabın çizilmiş satırlarını paylaşıyorum sizinle. İşten bir arkadaşım okuyacak kitap önermemi istediğinde vermiştim kendisine kitabı, geri alınca da altını çizdiğim o kadar satırın olduğunu hatırlamama şaşırdım. Bir de şunu farkettim, benden kitap önermemi isteyen herkese ilk olarak İNci Aral'ı öneriyorum ki, bunun sebebi de daha geneiş kabul görebilecek bir dili olması. Ama bir erkeğe değil daha çok kadınlara oluyor bu önerilerim.


Neyseciğime efendim, Yeni Yalan Zamanların 3 kitabını da sevdim ama en çok hangisini diye sorsalar sıralamam Mor, Safran Sarı ve Yeşil olurdu ki, kitapları da bu sırayla okudum zaten. Okumam gereken sayısız kitap bitirip eski kitaplara tekrar dalmak dileğiyle satırlarımı İnci Aral'a devrediyorum.

SAFRAN SARI

"zamanın kayıtsız elleri her şeyi birbirine bağlıyordu ve bazı anlarda gelecek, geçmişe dönüşebiliyordu. "

....

"insanın içinde bilmenin ötesinde bir duyu vardı ki adı sezgiydi. Bilincin ötesindekş daha derin bir yerdeydi sezgi. Yaşamın akışı içinde karşılaşılan durum ve duyguların toplamından, neden-sonuç ilişkilerinden doğuyordu daha çok."

"Düşünceyi besleyecek bir şey görmek, acı çekmek ve yaşamın kendisine dokunabilmek o kadar da zor değildi. Ama eğer bir gelecek varsa, bu özveriye değecek bir gelecek olmalıydı."

"Bu kez farklı olacağı umudu değil miydi yeniden sevmek? Olmayacağını bile bile, umutsuzca tutulmak değil miydi aşk? Aşk? Çok iddialı bir sözcük. Belki, demeliyim. Anahtar sözcük bu işte. Rastlantıları küçümsememek, atlamamak gerekir. ( Ben de buna çok inanınırım) Geleceği olmayan aptalca bir büyülenme hali bile olsa. Nedir ki gelecek? Şimdiyi karartan bir şey değil mi? Günü yaşa! Bırak kendini anın akışına... Dünya o kadar küçük, hayat o kadar yavan ki!"

...

İnsan kendini anlatırken ya da yorumlarken doğruya yaklaşamaz. Kabul edilebilir bir şey bu, hatta gerekli. ( Aslında zaten insanın kendine baktığı aynanın merceği bozuk)

...

"Elbette biliyoruz ne kadar yalnız olduğumuzu.

Kısıtlı gülüşlerden sızan acının içimize oturmasını engellemek için işimize kapanıyoruz. Kahkaha, bakışma, restleşmeler, dil ve el şakaları yasak. Kimse kimseye dokunmamalı gereksiz yere. İttifak yok. Gittikçe daha uzak ve eksik sözcüklerle, azıcık sesimizle konuşuyoruz. Masa altında saklıyouz sinirle titreyip duran dizlerimizi. Tepemizde soğuk, taşıp direnme girişimlerini bastıran namlu ucu gibi sabit gözlemciler var.

Ya da koşup bir şeyler alın dükkanlar kapanmadan. El yordamıyla, gereksiz yere ve markalı ucuzluktan. İyimser olun, güzel günlere inanın, anlamadığınız şeylere kafanızı takmayın! Yasalara uyun usulünce. Kafanızı boşaltın ekranlara doya doya...

Oysa yeterli birazcık anlamak. Herhangi bir biçimde. Düşünsel ya da geçici olarak.

Söylendiğine göre bunlar daha adil bir düzen, daha güzel ve anlamlı bir gelecek istiyorlarmış.

Onlar bir gelecek hayali kuruyor, kurabiliyorlarmış.


Neden bu kadar belirsiz ve karanlık görünüyor bizegelecek? O karanlığın içinde bizim gibi kimse'lere ne olacak?"


Bu soru da size Pazartesi hediyesi olsun. Haftanızın geri kalanı bu karamsarlıktan da uzak olsun.


Ps. Şarkı başlığı yine Murat Boz'un şarkısı.

Hiç yorum yok: