7 Haziran 2009 Pazar

"bu cesaret bardaktan taştı"


Geçmişim bilumum misafirliklerde uyuyakalma hatıralarıyla doludur. Yaş itibariyle artık sadece kendi evimde televizyonunun karşısında uyuyakalıyorum. Ve o zamanlarda uyandırılmaktan nefret ediyorum, hatta uyandırılmayı inkar ediyorum. Öyle ki bilgi ne kadar seslenirse seslensin pek bir sonuca ulaşamıyor. Ama ne zaman ki tv.'u kapatıyor, ışığı kapatıyor ben hop diye uyanıyorum. Veya bir telefon çalsın uyanmaktan ziyade yerimden fırlıyorum. Bunları anlatmamın sebebi yazının devamındaki öykünün gerçeğe dayandığını ifade etmek.

Birçok kez ifade etmişimdir, mevcutta oturduğumuz eve taşındıktan 20 gün sonra evimize hırsız girdi. Bundan sonra hırsız paranoyası bizim için olağan bir hissiyat oldu. Serde hafif ödleklik de olunca epeyce komik hatıramız da oluştu pek şükür. Geçen gece de bu türden bir hadisenin tanığı oldum.

Gecenin 3.30unda uykumdan çalan kapı sesi ile fırladım. Evimizin yolgeçen hanına benzeyen bir imajı yok Allahıma bin şükür, gecenin 3.30'unda kapı zili çalacak bir tanıdığım ise hiç yok. Bu vesileyle o sesi duyduktan sonra hissiyatlarımın tek yönde ilerledi; korkaklık. Hırsızın teki evde olup olmadığımızı kontrol ediyordu veya psikopatın teki ödlekliğimizin seviyesini test ediyordu. Belki de rüyamda duyduğum kapı zilini gerçek sanmıştım, bunu teyit edebileceğim tek kişi ev arkadaşımdı ama kendisi kapıya yakın olan odada uyumasına rağmen böyle seslere karşı pek hassas olmadığından muhtemelen mışıl mışıl uyumaktaydı. Zaten bende odamdan çıkıp onun odasına gidebilecek kadar cesur değildim, cep telefonu ihtimalim kendisinin telefonlarının sesi kısık olarak uyumasından mütevellit baştan hayal oluyordu.

Bu durumda yapabileceğim tek şey vardı; o da camdan bakmak. Baktım ve ne göreyim sokağın ortasında bir adam. Bir bizim apartmana bir karşıdaki apartmana bakıyor, gecenin köründe amaçsızca yürüyor. Hırsız tipli olmamasından ötürü ilk fikriyatım evin dışında kalmış bir insan haliyetindeydi. O an "ben kapıda kaldım, bizimkilerde uyanmıyor dese", öyle mi diye sorardım uyku sersemliğiyle. Camdan bakma cesaretim, gecenin yarısında sokağın ortasında gördüğüm birine soru sorma cesaretini de devamında getirdi ve mahallenin meçhul kişisi ile göz göze gelince; "zili siz mi çaldınız? " diye sordum.

Anında aldığım tepki; çatık kaşlar ile hayır oldu. 2 dakika sonra tekrar baktığımda sokakta meçhul kişide yoktu.

Eğer mahalledeki meçhul kişinin gecenin bir köründe sokakta bulunmasının mantıklı bir sebebi varsa, kabul ediyorum rezil olmuştum.

Eğer gerçekten zili çalan kişiyse, polislere verecek bir eşkal tanımım ne yazık ki yoktu.

Eğer ortada çalınan bir zil yoksa teşhisim belliydi;

Şizofreni...

Ya da herşey bir rüyadan ibaretti ki, bu durumda rüyalarımın ne kadar gerçekci olduğunu inanın bana tarif edemem.

ps. Başlık şarkısı uzun süre kopyalanacak Kenan Doğulu- Patron albümünden "Rütbeni Bileceksin"

3 yorum:

kusburnu dedi ki...

o ne biçim hikaye ya, gerim gerim geriyor insanı..

özkan dedi ki...

senin ihtiyacın sağlam bir club seti her odada gizlenmiş bir adet, biber gazları ve saldırganından bir köpek, anca o zaman deliksiz uyursun gibi geliyor

malumafatrus dedi ki...

evet ya köpek aslında en güzel çözüm:) biber gazını yanlışlıkla kendime de sıkabilirim:) Hatta eminim kesin sıkarım. Konunun bende yaptığı çağrışım sebebiyle, lise 1'in sonunda suratıma sıkılan karbondioksiti ( yangın söndürme cihazından) ve derin hissiyatları da bir yazı konusu yapmalıyım.