24 Nisan 2009 Cuma

"yalanlar ortasında kaldı tüm çocukluk anılarım "


Efes World Cup’ın hayatına getirdiği istikrar ile iki gece üst üste aynı saatte gece yazısını yazmaya başlayan arkası yarıncı yazı uydurukçunuz, yoğun işleri sebebiyle 12 dev adam incelemesine daha giremese de, bu geceki maç ve genel kabul görmüş doğrular çerçevesinde milli takımın vazgeçilmez oyuncusunun her daim pohpohlanan yıldızlarından biri olmadığını, Allah vergisi bir yeteneğe değil ( ribaund sezgisi hariç) Allah vergisi bir deli –manyaklık potansiyeline sahip Mirsad Türkcan olduğunu düşündüğünün altını çizmekte yarar görmekte ve dip not olarak kendisini pek sevmediğini ama bunun objektivitaet’ine gölge düşürmediğini de belirtmektedir.

Tüm turnuvaların vazgeçilmez favori takımı Sırbistan Karadağ’ın da İtalya’ya yenilmesi üzerine turnuvadaki rekabetin arttığını düşünen bendeniz, gece yazımızı yine ve yeniden dün gecenin devamı olarak Ece Temelkuran'ımdan çalacağım, fakat ve lakin değerli muhalif öğrencimin tüm iğnelemelerine rağmen konuyu yine aşk, sevgi konularıyla bağdaştıracağım.

Bu geceki hayatın ağzında durduğu gibi durmayan ilk cümlemiz;


” Ne istiyorsan onu yap, zorunda olduklarını değil. Ne istiyorsan onu yap, zorunda olduklarını değil" de derler misal, iyice hesabını kitabını yapmadan. Ya insan artık çabalamaktan vazgeçip mesela sadece dans etmek istiyorsa...Hiçbir şey anlamlı değilse..."


"hesap ve kitap yapmadan istediğinizi yapmak" ; Ne kadar da ütopik bir cümle. Peki bir andan, bir günden fazla bir süre için mümkün olabilir mi bu? Birbirine bağlı değişkenlerle hayatı yaşamaya mecbur kalınmış iken, istediğinizi yapmanız mümkün olabiliyor mu sizin? En basiti; çok yakın bir arkadaşınıza hayatınıza dair tüm gerçeklerinizi ya da ona dair soru işaretlerinizi, yanlış yaptığını düşündüğünüz şeyleri söyleyebilecek lükse sahip misiniz siz?Hesapsız ve kitapsız fikriyatınızı kelimelere dönüştürebilir misiniz?

İkinci cümlemiz tam ilkerin seveceği türden ; "Peşinden git kalbinin"

"Peşinden git kalbinin" derken ne kadar coşkuludur o sesler.Ya kalbin hiçbir şeyin peşinden gitmek istemiyorsa, kalbin bu koltukta, malak gibi durmak, beynin sulanıncaya kadar televizyona bakmak istiyorsa. Bu da katılır mı hesaba kalbin peşinden gidilmesi gerektiği coşarak söylendiğinde?”

Cümlelerimiz birbiriyle çok benzer zaten, ben bu sebeple bu cümleyi biraz konunun dışına çıkartacağım…İlk önce belirtmem gereken nokta, kendi hissiyatıma göre, aşk, sevgi ( adı her neyse) denilen şey sizin tüm prensiplerinizi çiğnemenize sebep olacak, şu dünyada hiçbir şekilde örtüşemediğiniz kişilere de pekala hissedilebilecek duygulardır. Çünkü benim nezdimde sevgi veyahut aşk denilen hissiyat için bir bakış , bir anda gayet yeterlidir. Ortak yaşanılan zamanlardaki mutluluk, beraber bişeyleri paylaşabilmek o ilişkinin vadesini ve katlanılırlığını uzatır. İçinde bilim (gerçeklik) olmayan şeylerin subjektifliğinden olsa gerek, kimileri aynı tribünde yan yana karşı takıma küfrettiği, mağlubiyetlerde kendisi gibi manasız surata sahip olanları severken, kimileri de karşı takımın galibiyete en çok sevinenini, kendi sevincinin onun hüznü olacağını bilerek, beraberliklerde mutlu olmak adına sever.

Bu kadar derine inmişken sorumuzu soralım; gece yatağınıza yattığınızda( bazıları sabaha karşı yatıyor olabilir tabii) kalbinizin, mantığınızın ve vicdanınızın, hangisinin peşinden gitmeyi tercih ederdiniz ( duruma göre değerlendirme yok genelde sadece birini barındırmak şansınız olucak)? Vazgeçmek mümkün olsaydı hangisini arka planda bırakıp, diğer ikisiyle yola çıkardınız? Mümkünse mantık abidesi değerli klan yorumcuları bunlar aynı şeyler değil ki, birinin yerine diğerini tercih edelim mazeretini sunmasınlar bana.

Bu gece de şarkı tavsiyesini başkalarına bırakıp, Ü. Yaşar’ın mısraları ile satırlarıma son veriyorum ki, sayfamın ne kadar edebi ağırlıklı olduğunu herkeşler anlasın:P

Çaresiz olmak bişey değil



Çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana.



Ustat'da yayınlanma tarihi: 31 Ağustos 2005

Edited by: Kusburnu

7 yorum:

malumafatrus dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

“hesap ve kitap yapmadan istediğinizi yapma" : Hayatta hiçbir şeye bağlı olmadan yaşamak mümkün değil.Birtakım zorunluluklar çıkıyor insanın karşısına tercih yaparken,tabi ki bunların hepsini ayakbağı veya hayattan daha çok keyif almamızı engelleyen detaylar olarak görmemek lazım.Sonuçta bencil olmayan herkes hayatta belli sorumlulukları olduğunu bilir,bunları yerine getirmeden dilediğini yapmak onu mutlu etmez,zaten normal biri de böyle birşey dilemez.Hesap kitap yapan insan zaten sorumluluklarının,neyi yapıp neyi yapamayacagının bilincindedir,mutlu olmayı,yapması gerekenleri yaparak ta becerebilir.Ben hayatta yapabileceğim çoğu şeyi yapabildiğimi düşünüyorum,e yapamadığımda da mutsuz oluyorum zaten,kimse ben herşeyi yapıyorum diyemez,ben en azından deniyorum diyebilirim rahatlıkla.1. cümlenin son kısmına gelince,ben cevabı birseyi değiştirmeyecek sorular sormam aynı şekilde boşa gidecek şeyler de anlatmam.Birinini bana göre yanlış gördüğüm yönlerini ona söylemem için önce beni dinleyeceğinden ve dikkate alacağından emin olmam gerekir,çok yakın arkadaş olmakta yeterli olmuyor bazen söyledikleriniz ve düşündüklerinizin ciddiye alınması için... Ama tabi hakkında düşündüklerimi rahatça söyleyebildiğim aynı şekilde beni de rahatça eleştirebilen birkaç dostum var.

2. söze gelince,ya ben bu kalbinin sesini dinleme olayını da anlamıyorum.Birşeyi çok istiyoruz ama bakıyoruz ki mantıksız,imkansız ya da olması çok zor,o zaman olayı kalbimize yüklüyoruz.Kalbin tek dezavantajı 2 tane gözünün olmaması,hayatı bizim gibi göremeyip sadece hissedebilmesi,garibim her zor durumda kendini buluyor işin içinde bu yüzden:) Şaka bir yana,kalbimizin sesini dinlemek yerine düşünürken ve isterken biraz daha dikkatli olmak yeterli.Hep diyorum yine tekrarlayacağım,dünya sadece bizim ya da sadece 2 kişinin etrafında dönmüyor,elbette mutlu olmayı,sevmeyi sevilmeyi,aşık olmayı vs.yi hakediyor insan,ama bunlara giden yolda mantıgımız bize bir engel değil asla,kalbinizin sesini dinlemek yerine emin olana kadar düşünmeyi deneyin...

Gelelim bugüne kadar örtmenimin yorumlarında bana en çok ters gelen lafa,"tüm prensiplerinizi çiğnemenize sebep olacak birine de aşık olabilirya da sevebilirsiniz": Çoğu kimse "ben dış güzelliğe önem vermem" dese de dış güzellik en önemli şeydir aşk olayında,kimse bakınca kendi için hiçbirşey ifade etmeyen birine aşık olmaz o dünyanın en iyi insanı olsa da.Çoğu kimse de güzelliğine hayran kaldığı kimselerin huyuna suyuna bakmadan aşık olduğunu düşünür.O kadar güzeldir ki karşısındaki,onu tanıma riskini göze almak istemez.Tugba senin bahsettigin şey en fazla bu olabilir.Karşınızdakini tanıyıp,size tamamen zıt oldugunu gördüğünüzde dahi aşık olduğunuzu hissetmek bir hastalık gibi birşey,bir çeşit hırs olsa gerek,kesinlikle aşk değil hele ki sevgi gibi birşey asla değil.Ha eğer size tamamen ters gelen yönlerini görmenize rağmen hakikaten hala aşık olduğunuzu düşünüyorsanız bu o yaşınıza kadar yanlış şeyleri "prensip" diye kabullendiğinizi gösterir,kısacası kendinizi tanıyamadığınızı.Çok şey yazmak istedim ama yazamadım,burada anlatamayacağım kadar derin bir mevzuu bu,umarım anlatmak istediklerimi özetleyebilmişimdir...

Kalp,vicdan,mantık; ya biliyorum bu cevabı kabul etmeyeceksin ama ben bunlardan hiçbirini bırakamam,bırakırsam kalanım tam olarak ben olmam.Bu ıssız ada muhabbeti gibi birşey değil ki.Yine aynı şeyi söyleyeceğim,bunlardan hiçbiri mutluluğa giden yolda birbirine engel değil,herhangi biri olmadan diğeri de eksik kalır inan örtmenim.Vicdansız bir kalple,kalpsiz bir mantıkla,mantıksız bir vicdanla insan mutlu olabilir mi? Umarım kabul görmüştür bu politik cevabım...

Şarkı tavsiyesi olayına da iyice sardım;Blind Guardian-The Bard's Song

Adsız dedi ki...

öncelikle eylül geldiiiiiiiiiii....... oley oley oley.....

ben bu yazını çok beğendim tuğba junior...

” Ne istiyorsan onu yap, zorunda olduklarını değil” ha ha ha... hiç gülcek halim yoktu... ne kadar acı ki benim için imkansız gibi bişi bu cümle, tuğbanın da dediği gibi bir gün bilemediniz iki gün... hani bi şeyi yapmayı çok istersiniz, anneden izin almaya gelmiştir sıra, anne yapmanızı istemediğini kibar bi dille anlatır anlatır, sonra da "ama yine de kızım karar senin ne istersen onu yap" der ya... işte bu en nefret ettiğim aynı zamanda da en sık karşıma çıkan durumdur ve genelde böle bi olaydan mağlup çıkan hep ben olurum... niye mi? çünkü ortancayım, bilirsiniz ortancalarda ailenin istemediğiini yapamama gibi bi durum vardır:( ama ben bu olayın biraz abartı vakasıyım... ben de hiç bişi düşünmeden hiç bişi yapmadan sadece dans etmek istiyorum hem de saatlerce günlerce....

valla ben çok patavatsız bi insanım,,, hissettiklerimi, düşündüklerimi genelde patavatsızca karşımdakine sölerim, tabi bazı restriktion lar yoksa,.... ve aynı şekilde de bana sölenmesini isterim yanlışlarımın... ama tabi ki (ferinin de dediği gibi) her şeyi sölemenin bi yolu vardır,,, incinmicek incitmicek bi şekilde olmalı bu ama kesinlikle ve kesinlikle yakın arkadaşların arasında söylenemicek bişi olmamalı bence.. gerçi uzmanlara göre arkadaşlık veya dostluk sadece saygı ve ii vakit geçirmeyi gerektirirmiş:P

"Peşinden git kalbinin”….

sorarım size NİYE?????? gayet açık bi soru niye ki peşinden gidilsin kalbin....? ne zaman, kimi mutlu ettiği görülmüş ki bu kalbin...? hem kalbimize bu kadar sorumluluk yüklemek niye? ondan bişi beklemek niye???? ilkerin süper bi sözü vardı beklentilerle ilgili (tabi ki de hatırlayamadım:( ) e o zaman ben uydurıyım bişi:P, beklemek mutsuz olmayı göze alabilmektir,,, benim o kadar cesaretim yok ne yazık ki...

benim kalbimde o tembellerden, uzunca bi süredir hiç bişiyi, hiç kimseyi istemiyo... en rahatı bu galiba ya ne dersiniz?

kalp?, mantık?, vicdan?
ya şu anki hissiyatımla (ki gayet iyiyim)... ben sevdim mi manyaklaşan bi insanım onun için kalp değil, vicdan da beni mahvediyo, bana her istediğini yaptırıyo... yani anlıcağınız kalbim yani duygularım ve vicdanım beni aciz bırakabiliyo, ne yapıcağımı doğruyu yanlışı karıştırabiliyorum onlar yüzünden ki hiç bana göre bişi değil.. o yüzden mantık diyorum... ama yarın ne derim onu bilemiceğim, tutarsızım da biraz üstünüze afiyet...

çaresizlik konusuna gelince,,, bi aralar çokca hissettiğim bişiydi...çok iğrenç bi duygu,, o zamanlar yanımda olan dostlarıma bi daha bi daha thanks... Allahıma bin şükür geçti... çaresizlik diyince çok sevdiğim bi şarkı tavsiyesinde bulunıyım size,, ve biliyorum ki sipeys sahibesinin de goşuna gitcek bu şarkı... başucu şarkılarından içimi en çok acıtanı :(

seversin sevmez
gel dersin gelmez
bu aci bitmez
caresizim caresiz
gün gelir arkasindan kosarsin
bekle dersin
bir kere donyp bakmaz
caresizim caresiz
bir gun gelir ask biter
ınsafsizca terk eder
butun bunlarin ardindan
sadece gozyasi kalir
beklerim gelmez
haykiririm duymaz
aglarim bitmez
caresizim caresiz
ne yapsam bilmem ki
arkasindan gitsem mi
sonunda ayrilik var
caresizim caresiz
bir zamanlar ne mutluyduk
gelecekten umutluyduk
gittin her taraf sessiz
caresizim caresiz


iyi ki VARSINız...

nry..

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Fery... dedi ki...

kendi yazdığım yorumun uzunluğuna ve o an itibari ile yaşadığım sıkıntının paylaşılmış olmasına bakıp şaşırdım aslında... Şimdilerde bu kadar uzun olmuyor yorumlar, belki mesai saatleri içerisinde azıcık rahatlamak biraz olsun sıyrılmak için iş dünyasından uzandığım alanlar olduğu için bloglar belki de bilmiyorum işte neden ama artık bu kadar uzun değiller...

O zamanın sıkıntıları geçmiş hayat başka şeyler çıkarmış karşıma bu hep böyle olacak galiba bir şeyleri aşıp yenileri ile karşılaşarak :)

bu serüvende yanına alacağım şey yine ve yeniden cevabım değişmeksizin önce vicdanım sonra kalbim sonra mantığım olur... Bu fikrim gün gelir değişir mi acaba... hiç sanmıyorum...

malumafatrus dedi ki...

bence sen kendi yorumunu okuyup geçmişe gittiğine göre sileyim ben bu yorumu. Hem isim soyad falan da var, fazla şeffaflığı ortadan kaldırmış oluruz.

Fery... dedi ki...

bence de sil, uygundur...