15 Nisan 2009 Çarşamba

"pisman degilim ama goctum kederden"


Sadık bir okurum olmadığı için belirtmekte fayda görüyorum, uzun süredir saç ana temasında bir yazı yazmadım.

Eskiden çok eskiden, saçıma ilişkin kararları sayısız sorgulamar sonunda alırdım. Birçok da online anket düzenleyip saçımızı kırptırmışlığım da var hani. Yaş geçtikçe, insan ne yaparsa yapsın kendini değiştirimeyeceğini anladığından mıdır bilmem artık büyük bir olay değil bu faaliyetler benim için. Ya da en nihayetinde süper bir güvenle saçlarımı teslim ettiğim bir kuaförcü sahibi oldum ki, bunun da hayatımı kolaylaştırdığını itiraf etmeliyim.

Yine de yazı olsun, muhabbet şenlensin amacıyla en son saç şekillendirme faaliyetimi okurumla paylaşmaktan gurur duyarım.
Annemden almadığıma emin olduğum kazuletliğimden mütevellit saçımı ilk defa kendim boyamaya denemem kapkara saçlar olarak bana geri döndü. Zaten saçım kapkara iken daha koyu hale getirmeyi nasıl başardım hiçbir fikrim yok. ( dediğim gibi süper bir yetenek bendeki. ) Kamuoyundan gelen "çok sert gösteriyor bu saçlar " seni serzenişlerinin sonunda ve birde saçlarımın iki renkli haline tahammül edemeyince BaNdırma' ya koştum ve pek korksam da açalım bu saçları dedim.

Bu saç açma işlerinde kullanılan kimsayasal, boya aleminin domestosu. Yani pek hayırlı bir işe imza atmıyorsunuz saçınıza o şeyi sürdürünce. Bir korku bir korku sürdürdüm kafama, ama aynı zamanda kendime telkinlerde bulunuyorum" kaç tane insan saçına neler yaptırıyor, onlara birşey olmuyorsa sana da olmaz yavrucum" diye. 1. Raund bittiğinde, resmen domesto dökülmüş siyah tshirt edasında saçlara kavuşuyorum ve "geri dönülmez yolda" olmanın buhranını böğrümde hissediyorum. Sonraki boyama işlemi daha bir heyecan uyandırıyor bende. Sanki sarışın hiç tanımadığım bir insan çıkacak diye düşünüyorum nedense ama sonuç "2 saattir neden burdayım ki ben?" dedirtecek kadar tanıdık çıkıyor. Tabi bu tanıdıklık beni huzura erdiriyor. Sonuç; insanlık için nokta büyüklüğünde olan bu değişim, benim kişisel tarihimde derin bir yer ediniyor.

Ama işte tüm işler Bandırma'da yürümediği için İstanbul'da da kuaförcülük faaliyetleri pek dert oluyor benim için. Çünkü dalgalı ( hareketli) fön kadar subjektif bir faaliyet yok bu alemde. Vizyon, misyon da dar bir çerçevede olunca bana hep deneme-yanılma yöntemi kalıyor.

Bu manasız ve amaçsız yazımıza " Allah başımıza başka bir dert vermesin" diyerek son verirken, "fen lisesindeki bunalımlı ve kısa saçlı genç kızlar"öyküsü ile bir saç serisi yazısı yazmayı kendime not düşerim. ( kusburnuna not: insan kendine not düşmez farkındayım)

ps. Uygun fiyatlara sponsorluk görüşmeleri için de ajandama not düşebilirim.
ps.2. Yine edit edilmedi yazımız, bakmayın kusurumuza.

Hiç yorum yok: