18 Nisan 2009 Cumartesi

"farkettiğim tek şey sonradan, her şey elimde, içimde"


Alışverişte son nokta bu hafta sinemalarda...

Ciddi bir alışveriş canavarı var içimde. Psikolojik tespit yapmak gerekirse ruhumun biryerlerinde bir boşluk var ve ben birşeyler alarak sanki onu doldurmaya çalışıyorum. Sağolsun reklamcılar ben ve benim gibiler için "saç saç saç paraları " sloganını da buldu, ben de hem boş para harcamanın kitabını yazıyorum hem de "ben nasıl adam olucam " diye kara kara düşünüyorum.

Günlerden birgün yine "saç saç" felsefesi ile güne uyanmışken, daha önce başka rengini bilginin aldığı ( biraz benim zorlamamla) bir montu bulmak için güzide bir markamıza gittim. Kış sezonu bitti gitti ama belki outletlerinde bulurum umuduyle bir mağazaya danışmaya gittim. Nasıl bir talep gördüyse de bu mont sadece Adapazarı'ndaki bir mağazada kalmış. Ama ne yazık ki indirim faaliyetleri münasebetiyle montun hop diye İstanbul'a getirilmesi de mümkün olmuyor.

Allahıma bin şükür böylesine basit engeller ile şevkim kırılmaz, siz getirmezseniz ben almasını bilirim edasıyla değerli mağazamızın telefonunu alıyorum. Sonrasında ilk iş abimi aramak oluyor, olurda oralara işi düşerse bana yaptıklarına bir abilik daha eklesin ve montu alsın diye, ama kendisi ne yazık ki kesin bir tarih veremiyor ve sonuç odaklı konuşmamız orda sona eriyor. Ardından direk hedefe yöneliyor ve mağazayı arıyorum, ürün kodunu da söylüyor ve mutlu sonun kapısını aralıyorum.

Söz konusu konuşma Cumartesi gerçekleşirken Pazartesi ödemeyi yapmak üzere sözleşiyoruz. Ben Pazartesi bir heves arıyorum mağazayı. Bana verdikleri bir şahıs kişisi hesabına da bir güzel gönderiyorum parayı. Onlar da göndericez kurye ile diyorlar ben pek hevesleniyorum. Bu hevesle, "ulen parayı gönderdik ama ya gelmezse ürün" diye sorgulamak istemiyorum. Kuryenin gelişi geciktikce bu sorgulamayı yapıp, bunu da eklerim "süpersalaklıklarıma" diye hayıflanıyorum ama işte en nihayetinde montum geliyor, herşey pek güzel oluyor.

Bundan ötesi, işi kuryeye de bırakmayıp oralara mont almaya gitmek olurdu ki, umarım o günleri görmeden bir an evvel aklımı başıma alırım. Aslında bu yazıyı yazarken zaten aklım başında, önemli olan beni bir başıma kredi kartım ile başbaşa bıraktıklarında aklımın başında olması.

Bu yazımızla da haftalık sosyal sorumluluk bilincimiz için iki kelam etmiş olduğumuza göre gönül rahatlığı ile uykulara dalıyor, küçüklerin gözlerinden öpüyorum. Büyükler de baksınlar başlarının çarelerine, onları da düşünemem artık.

2 yorum:

Fery... dedi ki...

azmine hayran kaldım, montun resmini koyup bu çabanın adresini verseydin keşke, çok merak ettim...

ha bi de güle güle giy :))

malumafatrus dedi ki...

siyah düz bir mont aslında bu kadar atraksiyonu haketmeyecek kadar sade ama olsun, benim gönlümde bu saatten sonra yeri ayrı:)