2 Nisan 2009 Perşembe

"bu aşk beni yorar"

İnsanın ağbisi ile arasında 1 ( aslında 17 ay) yaş farkı olması süper bir şey. Bir kere ağbi, ağbi gibi değil daha çok arkadaş gibi oluyor. Her girdiğiniz ortamda şunun kardeşi torpili işliyor. Onun ders kitapları sayesinde ( inekseniz tabii) herbir şeyi pek önceden görüyorsunuz. Süper gizli bir kalkanla okulda geziyorsunuz, kendiniz çocukları dövemeyeceğinizi düşündüğünüzde ( ki pek olmamıştır böyle bir şey) “ağbiiiii” diye seslenip, olay mahalinden ayrılıyorsunuz.

Ve o hangi sporla ilgilenirse, siz de heves edip becerebilir miyim ki diyorsunuz.

Benim de basketbol maceram böyle başladı. O dönemler aslında voleybolcu idim. Teknik yetenekten ziyade o dönemde az biraz güçlü olduğum ( kemiklerim iri hadisesi) için başarılı da sayılırdım. Sonra bir gün okul çıkışı basketbol seçmeleri vardı, ağbim tabii ki katılıyordu seçmelere, ben de peşine takıldım ve oradaki koç sen de katıl seçmelere diyince birden kendimi elime pek de yakışmayan basketbol topunu potaya sallarken buldum, hatun basketbolunda pek yetenek aranmadığından da takıma girdim. Sonraki bir sene, kendimde basketbol yeteneği arayarak ama voleybola da devam ederek geçti.

Okul döneminde üst dönemine sempati ile bakan bir ergen var mıdır emin değilim. Biz de sınıfça üst takım ile bir gün voleybol maçı yapıp, bir güzel boyumuzun ölçüsünü aldık ki bu bizi tam da hizmetçinin fakir kızının büyüyüp zengin olma hırsına gark etti. Sınıflar arası turnuvaya ciddi ciddi hazırlandık ve takdir edersiniz ki dayak yediğimiz takımı bir güzel yendik ( 1. mutlu son)

Ondan sonra başarılı olmakla kalmadık ezilenin de yanında olmaya karar verdik. Turnuva maçlarından birinde zaten pek güçsüz olan takımın bir oyuncusu maça çıkamayınca onun yerine ben oynadım. İşte spor kariyerimi değiştiren olaylar da böylelikle başladı.

Daha önce de belirttiğim gibi ortada kol gücüne bağlı bir başarı var. Yani ben sadece servis atıyorum diye hayal edin siz. Ama aynı zamanda bir basketbolcu aday adayı olduğum için antremanları, ısınma hareketlerini falan da eksiltmeden yerine getiriyorum. O günkü maçta da üst bacağım acayip kasılıyor ve ben de nedense zıplayıp açmaya karar veriyorum. İşe de yarıyor sanki, az biraz rahatlayıp maçın kazanılmasına vesile oluyorum. Bu zıplama da bir uğur haline dönüşüyor ve ben servislerden önce ciddi ciddi zıplayan bir insana dönüşüyorum. Çok şükür o dönemlerde kameralı cep telefonları falan yoktu ki bu rezillikler kayıt altına alınamadı. Ama herkes acayip benimsemişti bu zıplama hadisesini, ya da ben geçmişi kendime göre revize ettim, bugün böyle hatırlıyorum.

Ama işte bir gün var ki, ne kadar uğraşsam da aklımdan çıkaramıyorum. Okulumuzda - bir devlet okulu klasiği olarak- basketbol sahası ile voleybol sahası ortaktı ve biz de öğlen aralarında cümbür cemaat sportif olmaya çalışırdık. Bir gün biz voleybol maçı yaparken, ben servis atmak uğruna zıplarken, kaderin gözünü sevdiğim zamanlaması sayesinde arkamda basket oynayan zirzoplardan birinin topu ben zıplamamı sonlandırırken ayağımın altına geldi ve bummmm

Ben pek tabii ki düştüm. O zamanlarda düşmek, yemek içmek gibi doğal bir faaliyet benim için ama yine de süper madara oldum. Nasıl olgunsam artık o basketbol oynayan çoçuğu dövmesi için ağbime kaş göz yapmadım ama zıplama faaliyetlerimi de orada sonlandırdım. Zıplama bitince yetenek de gitti zaten, ben de spor faaliyetlerimde basketbola daha ağırlık verdim. Orada da süper hatıralar biriktirdim ama bizim ailede tüm sportif yetenekler ağbimde toplandığı için bir yıldız olamadan spor salonunun çatısına formamı astırdım.

Bana o günlerden miras olarak ise basketbol ve basketbolcu aşkı kaldı. Bunu da spor aşkı serimizin ilerleyen yazılarında ele almak planındayım ki; ilk olarak

* Evde tavana değme ( yazı serimizin başlığı zip zip da olabilir bu durumda) çalışmaları yaparken parmağımı sakatlama...


* Antrenmanda sahipsiz bir kutu kola içince başıma gelenler...


* Ve Fanatik Basket’te yer alan süpersonik fotoğraflarım. ( gazete kapansa dahi ne yazık ki bir kopyası hala bende mevcut)

O zamana kadar esenle kalın ve geçmişinizi tebessümle anın sayın okur.

6 yorum:

Fery... dedi ki...

müthiş bir fotoğraf; bayılıyorum ben bu fotoğrafa..

malumafatrus dedi ki...

:) valla bende bayılıyorum. Birde o fotoğrafın çekildiği bahçe benim çoçukluğum demek ki o anıları da görüyorum ben bu fotoyla.

gultig dedi ki...

akbankta blok oldugundan fotografi goremiyorum, fakat... ust bacak? kafam karisti yahu!!

özkan dedi ki...

ben fanatik basketteki fotoyu merak ediyorum
getirsene gizlice işe bi gün

malumafatrus dedi ki...

Gultigciğim kafanın neye karıştığını anlayamadım malesef:) Üst bacak yerine bacağımın üstü mü demeliydim? Bu yazıyı feri kontrol etti, öyle bir yanlış olsa düzeltirdi demek ki sen idrak edemedin hadiseyi, ben birgün dört duvar arasında gösteririm süpersonik zıplamamı. Bu arada fotonun yazı ile alakası yok.

malumafatrus dedi ki...

Özkan ben o sayıya uzun süredir bakmıyorum ama kendi geçmişimi göz ardı etmekten vazgeçince getireyim çok eğlenirsin yani.

Bu arada ben sana, Fanatik Basket ekibinden birinin bilmem kaçıncı sayıyı istediğini, onların elinde kalmadığı için bendeki arşivden gönderdiğimi anlatmış mıydım? Bunu da basketbol serimizin ilerleyen yazılarında daha detaylı olarak yazarım.