12 Nisan 2009 Pazar

"başka bir adla, başka bir zamanda rastlasaydım demiştim ya o gün sana"


Annemin blogumu okumamasının rahatlığı ile haftasonu başıma gelen iki kuple anıyı sizinle paylaşmak istiyorum sayın okur.

Cuma günü maşallah supersonik bir trafik vardı her yerlerde. Bende bu sebeple haftanın diğer günlerinde normal normal taksi bulabildiğim biryerde kısmi sap olarak bir süre bekledim. Süper sportif olduğum için taksi gelmezse de yürürüm arkadaşım diye düşünüyorum ama yine de bundan sonrakileri de bekliyim diyerek kendime telkinlerde bulunuyorum. Bu haller içinde nasıl mağduriyet çiizdiysem artık bir araba yanımda durup, biz de o tarafa gidiyoruz isterseniz size de götürelim dedi.

Şİmdik, arabanın için mazbut bir aile tipinde 3 kişi vardı. Kaldı ki, insanların tipleri pek de normaldi ve ben zaten “hayır” demekte söz konusu özürlüydüm ve “size zahtemt olmayacksa” diyerekten arabaya bindim. Ama o an itibariyle beni bir korku aldı ki anlatamam. Kendimi 3. Sayfa haberlerine koydum, annemin başıma geleceklerden sonra “ kaç yıldır burda yaşıyorsun, sen nasıl binersin başkasına arabasına” diyeceğini varsaydım, “Allahım bereket şehir içindeyiz” diye de dua ettim ve sonra normal normal indim. İnsanlar benim paranoyamın aksine gayet normaldiler ama işte yine de “ ayy tövbe bir daha tanımadığım insanların arabasına binmem” dedim.

Peki sonra ne oldu?

Cumartesi, yalancı güneş sayesinde attık kendimizi sokaklara. Yine annemi dinlemeyerek gayet de bahar mevsimi modunda giyinip sonra da sahil kenarlarında yürüdüğümden o kadar çooooooooooooook, o kadar çooooook üşüdüm ki T-shirt’le short’la gezenlerin boğazına sarılıp “ insan değil misin sen be, neden üşümüyorsun” demeyi düşündüm. Zatürre olmak yolunda daha sonrada hava nerde soğuksa oraya gidiyim diye rotamı çizdim. şirketin sportif faaliyetlerine izleyici olarak katılmak münasebetiyle de Poyrazın gayet sert estiği Maslak taraflarına gittim. Ve orda nedense hissiyatlarıma değil tabelalara güvenerek mekanı bulmaya çalıştım. Peki ama ne oldu? Kaplılar kapalı çıktı. Murphy kanunları gereği, %50 ihtimalle doğru seçimi yapabilecekken , “yolun devamına doğru yürüyim, orda da vardır mutlaka bir kapı dedim.” Ve beklenen son olarak, beklenilen kapı beklenmeyen başka bir kapı olarak karşıma çıktı, bana o soğukta yürüdüğüm super yokuşu geri dönmek düştü. O sırada bir umut, başka kısa bir yol vardır diye danıştığım otoparkçı sayesinde kuaförden çıkıp evine dönecek bir hanımefendinin arabasına davet edildim. Yokuşu başına kadar çıkmak için hiçbir taksi beni almayacağı için, yokuş çıkmaktan nefret ettiğim için, soğuktan içim ürperdiği için, “ bir daha başkasının arabasına binmem” sözümü hemen unutup, yine arabaya bindim. Arabasına bindiğim hanım da pek sempatik çıktığından çekingenliğimi de azıcık üstümden attım ve beni meşhur kapıya ulaştırdığı için kendisine teşekkür edip, arabasından indim.


Ve bu kadar insaniyet İstanbul gibi bir metropol için fazlasıyla çok olduğundan mevcut maceralarımın son olması dileğiyle bu yazıyı yazdım ki okuyan genç ve iyi niyetli hanım kızlarımız ( tam bir baba repliği oldu) benim şansıma güvenip , benzer hataları tekrarlamasınlar.

ps.1. Bu yazı sonrasında kendime sorduğum sorular; Neden kendimi bir rol model olarak gördüm ki ben?

ps.2. Bu yazının dram kokan ana fikri; İnsanlık öyle bir halde ki, kimse kimseye güvenemiyor işte.


ps.3. bu ve bundan sonraki birkaç yazım fery'nın ev taşıması sebebiye doğal haliyle yayınlanacaktır. Endişelenip, blogumun ayalrı ile oynamayın kısa sürede eski haline geleceğiz.


3 yorum:

kusburnu dedi ki...

fery yokken editorun olayim, kenevir kokan ellerimle editeyim yazilarini he mi?

malumafatrus dedi ki...

olur ama sen bu yoğunlukla benim yazılarımı kontrol edebilecek zaman bulacağına emin misin? senin yazıların hepsinden öncelikli diyorsan ilk yazımı gönderirim birazdan.

kusburnu dedi ki...

gönder gönder. bekliyomm