8 Nisan 2009 Çarşamba

"ah geldik gözlere düştük ne hallere"


Ordan burdan laf salatası;


*Bir dönem Tadım’ın bünyemde yarattığı etkiyi, bu aralar Aypop yaratıyor, öyleki sinema salonlarında da onlardan satılsın istiyorum.Bir paketi de bir çırpıda bitirebiliyorum.

* Ayça Şen en nihayetinde reklam yıldızı da oldu. Bir diet ürün reklamında yer almasına en çok kendisi gülmüştür sanırım ama ben yine de ( tahmin edileceği üzere) pek beğendim reklamı. Aynı oranda Cherry reklamından ve Şafak Sezer’den nefret ediyorum.

* Boleyn Kızı’ndan sonra Kraliçe’nin Soytarısını da bir çırpıda bitirdim, bu akşam da Elizabeth’i izleyip İngiliz Kraliyet ailesindeki entrika zincirini tamamlamak istiyorum.

* Dün Reader’ı izledim ama filmi beğendim mi beğenmedim mi pek idrak edemedim. Bünyeme Pazartesi akşamı için fazla karamsar gelen filmde, “Kate Winslet Oscar’ı hak etmiş ama” da diyemedim. O yaşlanma makyajları falan çok kötüydü bence. Bir de çocuk ile aralarında kaç yaş olduğunu bir türlü hesaplayamadım nedense.

* Duman’ın yeni albümlerini pek beğendim. Aslında 20 şarkının 10 şarkısını beğenmişimdir ama bir albümde bu pek mümkün olmadığı için ikili albüm sayesinde bu mutluluğa ulaştım. En çok da bir Duman şarkısı değilmiş gibi olan Kumbela’yı ( özellikle giriş introsunu) Ellerim Ellerine’yi, Yağmurun Sabahında’yı ve pek tabii ki Senin Marşın’ı sevdim.

*
Ayça’nın ikinci konseri de 24 Nisan’da olacakmış. Ve ben o zaman kendimi aşarak şehir dışında bilumum gezilerde olacağımdan yine kendisini izleyemeyeceğim. Belki bir üniversitenin bahar şenliğinde sahne alır da, ferah ferah izlerim kendisini.

* Ayça’yı kaçırsam da en azından
Sakin’i bu sefer kaçırmayıp 29 Nisan’da hoppidi hoppidi şeklinde Laleler Beyaz’ı söylemek istiyorum.

* İstanbul’un Avrupa Yakası’nda kahvaltı edilebilecek 50 yer varsa 40’ını denemiş ( pek iddialı oldu ama) biri olarak söylüyorum; aklı olan haftasonu Rumelihisarı’na kahvaltıya gitmez. Gidenler de tamamen sürü psikolojisi ile hareket eden kahvaltı zevki olmayan insanlardır. Ama yine de haftaiçi bir gün Cafe Nar’a gidip başka şeyler yiyip içmelisiniz bence.

* Geri planında ne var bilmiyorum ama değerli mahallemiz geceleri sokak lambaları sayesinde gündüz haliyeti ruhuna bürünüyor. Sokak lambaları yetmediğinden ortasına ek bir lamba daha eklediler ve benim odam futbol stadı aydınlığına kavuştu. Ve biz bir yanda bu berekete sahipken, bir yanda da sürekli kesilen elektriklere maruz kalıyoruz. En kısa zamanda Eminönü’ne gidip, bilumum yerlerde saçma sapan satılan kocaman kocaman süslü mumlardan alacağım ki, karanlık bir eve girdiğimde tek yapmam gereken çakmak veya kibrite ulaşmak olsun.

* Konuşma yeteneğim zaten çok kısıtlı ama anlık konuşma yeteneğim hiç yok gibi bir şey. Hani böyle beklenmeyen 1 dk. lık konuşmalar vardır ya, siz yürürsünüz karşınızdaki yürür o size bir şey söyler siz de söylemelisinizdir ama işte ben orda bir şey söyleyeceğim diye o kadar saçmalıyorum ki, susmayı tercih ediyorum. Misal günlerden bir gün şirketimizin üst ve üst yöneticilerinden birinin aniden gelen “nasıl gidiyor” sorusuna “iyi sizden” demişliğim var. Sizden nedir yahu? Siz nasılsınız dersin veya iyi çok teşekkürler der susarsın ama işte o anda ağzımdan böle saçmalıklar dökülüyor. Bu konudaki beceriksizliğim nasıl gelişir hiçbir fikrim yok ama böyle giderse daha çok pot kırarım gibi geliyor bana.

* Meltem Cumbul’un Yavuz Turgul’dan Kıvanç Tatlıtuğ’a geçen gönül yelpazesinden sonra Azra Akın’ın yeni aşkı gönül ilişkilerinin üçüncü göz ile değerlendirilemeyeceğini ispatladı. Şekilcilik bir yana Mehmet Eren’e bir süredir Pazar kahvaltılarında denk gelip acaip de gıcık oluyordum, şimdi ikisine birden denk gelirsem haliyeti ruhlarını da yazarım tüm dedikoduculuğumla.

* Mehmet Ali Erbil ve Fenerbahçeliliğini askıya alması ise erkeklerin menopozsal (= antropoz) halleri başlığı altında incelenebilir sanıırm.

* Obama’nın seyahatine ilişkin de birçok şey yazasım vardı ama sahibi belirsiz “ABD’de doğdu Türkiyeli oldu helal olsun sana Barack Obama” sözleri ile derdimi anlatabilirim herhalde. Yazının sahibine hakkını teslim edemiyorum ama beni fırsattan istifade bu çakma tezahürattan beni bir an evvel haberdar eden pek değerli führerschein’a da teşekkürlerimi sunarım.

Edited by fery.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

peki feri benim de yorumlarimi editlermi acep sorunsaliyla karsi karsiyayim..
sevmem ben oyle editlenmeyi :)
kural tanimam yazarim baglaclara dikkat etmem, ayri "de" leri herzamanki sicak butunlestiriciligimle biyerlere yapistirasim vardir..

simdi sevgili blog/space sahipcisi.. o kahvaltida koca masada tek basina oturan domuzcuk'un Azra ilen olmasina uzuldum.. ama bu dunyanin civisi cikti zaten .. meltem kivanclaysan azra da o elemanla olabilir gayet (magazin yanim powered by blog/space sahipcisi)

ben barrack obama 'ya sarilip aglamak istiyorum. cok yorum yapildi yorum yapmak midemi bulandirir bu konuda bana yakismaz..bir dahaki gelisinde bende kalacak ama onu simdiden soylim..

kahvalti mekani olarak , ben ilginctir ki pek yesil sermaye oba 'da yaptim kahvaltimi.. benim bohem kahvalti anlayisimla uyusmasada cok cok antipatik olmadim.. acaba turkiye gibi bende mi degisiyorum :)

reader, bir cok oscar'li film/ oyuncusu oscar almis filmde oldugu gibi cokta gerekli bir film degildi

sevgiler
fuhrershein

powered by the ass
edit by haci ali ( edebiyat hocamdi kendisi, aglar adam bu kadar imla bu kadar anlam bozuklugunda)

malumafatrus dedi ki...

meltem, kıvanç ve azra??? Bu insanlardan hangisini yolda görsen tanırsın merak ediyorum:) Olsa olsa Kıvanç Tatlıtuğ olur ki, o da yakınlarında biryerde gezerken herkes dönüp dönüp ona bakacağından olabilir:P