31 Mart 2009 Salı

"doğrusu yok düşün taşın, eğrisi yok fikrin başın"


Demokrasi, eskiden -biz oy vermeyi sınıf başkanı seçmekten ibaret sayarken- güzel ve faydalı bir şeydi. Sonra biz büyüdük ve kirlendi dünya ya da başka bir şey oldu ve demokrasi nazara geldi.Yani benim gönlümden birileri geçiyorsa ama o insanlar hiç hükümet çevresinden geçemiyorsa “ha monarşi olmuş ha demokrasi” diye isyan etmez mi insan? Yani bugün etmez yarın etmez bir sonraki seçimde illaki eder gibi geliyor bana. Ben direk ederim misal.

Bereket bu seçimde üçte iki oranında tutturdum lotoyu :) Gerçi muhtar adayımız tek olduğundan kendisinin seçilmişliğinde pek katkıda bulunmuş gibi olmadım ama olsun, çoğulcu demokrasinin bir kuplesi oldum ben de işte.

Bir de oy kullanmak fevkalade sosyal bir faaliyet bilmem siz de fark ettiniz mi? Bir kere acayip gözlem yapıyor ve mahallenizi tanıyorsunuz, komşularınızla aynı sıraya giriyor, “kime verdi ki şimdi bu oyunu acaba “ şeklinde tahminler üretiyor ve en önemlisi ilkokul çocuğu gibi heyecanlanıyorsunuz.

Biz Pazar günü buna ek olarak, seçim yerimizi belirleyenlere iyi niyetlerimizi ilettik. Bir yokuş düşünün, o yokuşun tam ortasında bizim ev; benim adımlarımla sayarsanız 10, Bilgi’nin adımları ile sayarsanız 8 adımlık mesafede (yokuşun sonunda) oy kullanabileceğimiz nadide bir okul var. Kaldıki 2 kere oy kullandık pek de bahtiyar olduk, ve aynı yerde kullanacağımızdan o kadar eminiz ki, okulun kapısına gelene kadar seçmen kağıdığımıza bile bakmıyoruz. Ama işte hayat süprizleri sevdiğinden, bize başka okul yolları gözüküyor ve biz azimli seçmen olarak upuzun yollara ( 8 Bilgi adımı ile kıyaslayınca) vuruyoruz kendimizi.

Okula varınca ne görelim, tüm sokağı aynı okula layık görmüş Yüksek Seçim Kurulu. Sırayı beklerken bu hadisedeki rasyonnelliği sorgulasam da bir cevap bulamıyorum.

Oy verirken de, bu oy sayımında geçersiz oy hadisesinin ne kadar subjektif olabileceğini düşünüyorum ve tüm kol gücümle eveti iyice belirginleştiriyorum. Aynı anda dijital oy hadisesine girsek paraya para demeyiz diye de süper planlarımı beynime not ediyorum.

Ve sonra akşam oluyor. Kanallardaki herkesler pek heyecanlı. Herkes bir ima silsilesi altında hadiseyi paylaşmaya çalışıyor. Bu adamlara Oscar sonuçlarını verseniz, nasıl bir karın ağrısı çekerler siz düşünün artık.

Sonra işte sonuçlar ve umutlar yarışıyor. Herkes “acaba mı? “ diyor, saatler geçiyor, “belki bu sefer deniyor” ama işte umut yine sandıkta kalıyor . Ve biz “fark yeriz kesin” korkusu ile sahayaçıkıp 1-0 mağlup olmaya sevinen Anadolu takımı gibi “
Galiptir bu yolda mağlup diyerek” mutlu bir şekilde önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

Eğer önümüzdeki maçta da son dakika golü yersek, ben en azından ilkokullarda “demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi’dir yalanına bir son verilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’na dilekçe vereceğim. Sözlük’te barbie “
çoğunluğun azınlığa diktatörlüğü...” demiş demokrasi için.

Daha da öte bir tanım aramayalım, minik beyinleri de kandırmayalım diyorum.


edited by fery...

Hiç yorum yok: