19 Mart 2009 Perşembe

"bil ki unutulur her şey, yazmayınca kağıda"


Gönlümün bir yanı, Uğur Apartmanında olsa da, İstanbul'da yaşayacak isem hayatımı Anadoluhisarında sürdürmek isterim.

İnsan hafızası herkesin bildiği üzere, geçmişe dair sadece güzel olanı hatırlamayı seçiyor. Misal ben dün işten dönerken birden Beylerbeyinde buldum kendimi. SOnra kıvırcık ile Anadoluhisarına eski bri dosta koştuk. Gerçi o eski dost artık bildiğimiz dost değildi ama yine de fevkalade bir nostalji yaşadık, hemde bunu hiç söze dökmeden

Nasıl desem sanki üzerinden 10 yıl geçmiş, hayatlarımız acaip bir şekilde değişmiş gibi hissetiriyor o eski günler. Tabii hafıza güzel olanı hatırla dediğinden, ben hemen bahar mevsimini hatırlıyorum. Hop diye erguvanlar bitiveriyor hafızasal manzaramda. Sonra "çocuktuk ve şen şakraktık" be diye tuhaf bir yaşlılık hissi kıpraşıyor böğrümde, aynı zamanda "buralarda yaşarsam dertlerimi yarı yarıya indirebilir miyim" diye de matematik hesapları ile cebelleşiyorum.

Bu sorgulamaların şaşkınlığında risottosunu sevdiğim bir yerde tagliattelle seçiyorum. Orda yediğim ilk risotto, ilk o restorana gidişimiz, yılbaşında Kenan'ı izleyecez diye rezervasyon yaptırmadan oraya gidişimiz ama boynu bükük ayrılarak, 31 aralık yemeğini burger king'de yiyişimiz falan süper bir kronolojik sıra ile geçiyor aklımın köşelerinden.

Sonra birgün geçiyor, abin ( ki bilirsiniz biriciktir kendisi)bir yaş daha yaşlanıyor. EE aranızda 1 yaş dilimi kadar fark olduğundan, sen şimdi kaç oldun ki sorusunun cevabında yaşlılığınızı da buluyorsunuz. Tuhaf olan, geçen zaman boşa gitmemiş gibi bir hissiyat dalgası kanınızı kaynatıyor, bu sefer depresyona girmiyor, sadece çalışan ve yaşlı bir bünye gibi yaprak dökümü karşısında uyukluyorsunuz...

Ki bunun literatürdeki karşılığı içi geçmişlik de olabilir, olgunluk da... nerden baktığınıza göre cevabı değişecektir.

2 yorum:

Nuray dedi ki...

:((((((( bööööööö

Fery... dedi ki...

ozledim...