12 Ocak 2009 Pazartesi

"senin için ne zor hayat, kanadını bırak, baksana lüküs hayat"


Uçuk gibi bir ortak paydada tekrar buluşmuşkan, bu yazıyı da yayınlamak istedim. Gönlüm yaptığı herşeyde başarılı olmasından yana... Birde albümü alabilsem pek şahane olacak ama bu haftaya onuda hallederim inşallah. Hatta konseri olsun ona bile giderim, tüm sigara dumanına rağmen...






ATEŞTEN GÖMLEK- AYÇA ŞEN









Demin de belirttiğim gibi, belirtmiş miydim, aslında bişey belirtmiştim ama ne belirttiğimi hatırlamıyorum.




Eğer hesaplamalarımda hata yoksa, siz bu satırları okurken bizim albümün tanıtım partisi bitmiş olacak dün gece. Bi nevi ilk konser.




Fazla hazırlanamadığımız için film olmuş da olabiliriz. Umarım olmamışızdır diye, geleceğe de bir dua çakalım buradan.




Bu albüm zımbırtısı ayağına o kadar çok yoruldum ki, çok çalışmanın asla bana göre bir şey olmadığını bir kez daha anladım.




İki gün fazla koşturdum diye dudaklarımda koca koca uçuklar çıktı, yorgunlutan gözlerimi kapaya aça çipil çipil oldular ve şu anda bir de bunların üstüne karnım aç.




Dışarıdan çağırttığımız İnegöl köfteler gelene kadar sizlere köfte arası şan şöhret meselesinden bahsedelim.




Aslında fırsat olsaydı nohut pilavcı açardım ama kapital olmadığı için sanat sektörüne girdik. Albümden gelecek paralarla (Duyduğuma göre para gelmezmiş ama umuttur) bir nohut pilav tezgâhı açmayı düşünüyorum.




Maslak civarlarında işyerlerinin önüne tezgâhı açıp akşama kadar arabadaki pilavları satmayı planlıyorum. Pilavları başlarda anneme yaptırırım.Bir arkadaşım söyledi, günde 200 milyon lira kazanılıyormuş. Şu anda hesaplayamıyorum ama hayatını idare edebilecek kadar getirisi olur zaar.


Fakat tam bu gelecek planlarını yaparken bir grup çok sevdiğim arkadaşım her birlikte emeklilik yaşından önce Foça’ya yerleşme planları yapmaya başladılar. Beni de davet ettiler ama hiçbirinin çocuğu yok, birden bire “Aaaa, ama sen gelemezsin, Memo’nun okulu vaaarjj” dediler.Birkaç haftadır albüm röportajları, grup provaları derken yorgunluktan dudağımda koca koca uçuklar çıkarmış bünyem Foça lafını duyunca birdenbire aşırı rahatladı ve kemiklerimin ısındığını hissettim.Bu sanat ortamları, mehle mehle gezerek albüm tanıtımı yapmak, bu işlerden o kadar soğuttu ki beni, içimdeki ses “Yaa, bırrak yaa, git Foça’ya, ver Memo’yu da mahalle okuluna, bak keyfine, kaç kere geliyorsun dünyaya abi yeaa” diye tutturdu.Yaz mevsimleri iyi hoş ama kışın gelen o sessizlik, deniz kenarlarının melankolisi, insanı hüzün hastası yapar. Bomboş ve yağmurlu sahil, az sonra evleri basacak olan hayaletlerin işleyeceği faili meçhul cinayetleri hatırlatır ya da en renkli konuk Azrail’miş gibi bir his yaratır.(Bir köfte arası...)Nerde kalmıştık, hah, aslında kan şekerim yükselince yeniden sahne ortamını sevmeye başladım galiba.




Bu arada, vücut dilimin odun gibi olduğunu gören plak şeysi, beni Beyhan Murphy’ye götürdüler elimden tutup: Şu kıza iki janti bakış, iki el kol hareketi felan diye.Beyhan Murphy, Devlet Opera ve Balesi’nin başındaki insan.Senelerdir artizlere hareket ve koreografi de yapmış müstesna biri. Daha telefondaki ilk konuşmamızın ilk kelimesinde “Sende tanınma korkusu var, özgürlüğünü kaybetmekten korkman çok doğal ama sen aradan çekilirsen korkun kalmayacak” dedi.İlk kelimeden böyle bir psikolojik tespit, bir nevi özel alanı tehdit gibi bir his bıraksa da, “Evet abi yea” demekten kendimi alamadım.Sonra aklıma hani bankada filan çalışıp daha doğrusu sabah sekiz-akşam altı çalışan çocuklu kadınları düşündüm. Onlardan çok arkadaşım var; çoğu işlerine yükselme hırsı ve çalışma aşkıyla başlamıştı. Şu anda çoğu evde oturup hobi yapmanın güzelliğine uyanmış durumda. Emekli olma istek ve emeklilik sonrası hayalleri bizim köye ulaştı. Bense, emeklilik çağımda kalkıp ne işlere bulaştım yalebbi! Durun hele, şu maymun iştahım bir-iki lokma işin keyfine varsın, zaten yorgunluk filan derken, yakında Foça mahalle mektebinde boş sınıf kovalamaya başlarız.

Hiç yorum yok: