4 Ocak 2009 Pazar

"aşkta kazanmak dedikleri, kaybetmektir birçok şeyi"


Simdi sayın okur, aslında şu an size sayın değilde nankör kedi kıvamında okur demek istiyorum. Sizden bir nankörlük görmekten değil bu sadece nankör kedi kalıbını seviyorum ama adap, usul , yordamdan ötürü sayın okur diye devam ediyorum. İşte insan hayatıda böyle birşey...

İnsanın yapmak istedikleri, yapamıyacakları arasında geçirdiği adaptasyon, ne derler, keşke deseymişim, keşke yapsaymışım pişmanlıkları etc.

Pek felsefik oldu birden giriş istemim dışında, aslında konumuzun felsefeye dair bir noktası tamamen biyolijiksel bir hadisede kişisel bir anektodumu anlatmak ihtiyacındayım.

Şimdi ben denizin diş hekimcisi macerası pek eskilere dayanır. Ergen çocuklar kafalarından bağlı teller takmadan önce, ben bu tel mevzusu ile camiaya merhaba dedim. Ama benim ki damaklıydı, sürekli takıyordum, artık benden bir parça gibi olduğu için çıkarınca konuşmam sapıtıyordu, tamamen çıktı benim konuşmam yoldan çıktı falan filan....Bahsettiğim dönemde ilkokul 3- anadolu lisesi 1 yılları. Her hafta istinasız diş hekimci gönül teyzeme gidiyorum, hatta diş hekimcisi olmak istiyorum falan filan. Diş oyma/ çekme merkezinin altında da bir pastane var, ben dişime ne yaparlarsa yapsınlar alıyorum kurabiyemi, simitimi, geçiyorum eve, yiyorum sonrada tıkır tıkır... Yani oburluk ve diş hadisesine o kadar rutin bir moda oturtumuş hallerdeyim. Birde hafif ispiyon gibi olucak ama hiç de korkmuyorum abimin aksine. Ondan diş hadisesine sempatik bir yaklaşımımda var, kanka havalarında.... Zaten yaş yirmi küsür olunca o günlerde nostaljik bir hal alıyor, ve insanoğlunun genelde yaptığı gibi olumsuz yanı birden ortadan kalkıp pozitif yönüyle hatırlanıyor herşey.

Neyse yaşın yirmiküsü olmasına müteakip benimde 20’lik dişlerim kendini bir güzel gösterdi... Bende uzun süreden sonra bu sefer başka bir diş hekimcisi ile yola devam ettim. 20’liklerimde bir güzel çekildi, dedim ne kolaymış bu iş böyle...Sonra sizde bilir misiniz bilmem, insanoğlunun kendi kendine nazar değdirmesi gibi bir hadisesi var; bende aynen öle yaptığımdan olsa gerek, son diş tam anlamıyla efsane oldu benim için.

Ben hali hazırda zaten acaip sabırsız bir şahısım ki ağzıma ne yaptıklarını bilmeksizin orda öle yatmaktan da acaip rahatsız olurum... Dolgu , kanal falan onların süresi yok diyebiliriz ama diş benim için 2 dakikada çekilen bişey( tecrübemle sabit). . Ve ben bu 2 dakikada bitmesini beklediğim operasyon için tam 2 saat şimdi bitecek umudu ile bekledim. Tabii bu bekleyiş epeyce sancılı ve kanlı oldu. Ve iki saatin bitimine 3 dakika kala ben ağlamaya başlayınca ( evet evet bunuda yapmadım demem) dişimde nasıl oldu bilmem çıktı gitti. Şimdi ödlek bir hissiyatım olsada korkumdan dolayı ağlamadım, eğer bu satırlarımdan çok etkilenir , noldu malumafatrus diye sorarsanız ağlama sebebimide bilahere anlatır, özelin özeline böylelikle inmemiş oluruz. Ama tabii dertim böylede bitmedi. Günlerden Perşembe ve ben kanımdaki antibiyotık , ağrı kesici oranlarına bakmaksızın sürünüyorum....tam bir “geçmiyor günler, dinmiyor acılar haliii “anlıyacağınız...

Peki ilkokul sıralarına geri dönmemiz için sorarım size; bu yazının ana fikri nedir?

Hoppidi hop hoppp


Üstat'da yayınlanma tarihi: 24 Ocak 2008

2 yorum:

Fery... dedi ki...

Neden ağlamıştın?

malumafatrus dedi ki...

ben dilini bile fırçalayamayan bir insanım, acaip midem bulanır. 2 saat boyunca, dilime konan kanlı sargı bezlerinden ötürü midem bulandığı ve kusmak için hiç uygun bir zaman olmadığından, ee bide çıkmayacak sanırım bu diş diye düşünmeye başladığımdan ağlamaya başladım. BU sayede de dişim çekilebildi.