31 Aralık 2008 Çarşamba

"anladım...herşey bitiyor..."


2009'da bodyshop'un moonflower veya ocean serilerini tekrar satmaya başlamasını olmadı stoklarda sakladıkları bu ürünleri reyonlarda benimle paylaşmalarını diliyorum.


Bu kadar yaşlandıktan sonra yeni parfüm bulmak istemiyorum.

"biz çoktan unuttuk dünya dediklerini"


Benim için 2008 albümü Sakin'in Hayat'ıdır.



Yeni yıl planlarınız için sizde bir ara dinleyin bu şarkıyı isterim.



bildiğin tüm küçük hayatlar

bugün yenildiler sen hiç bilmezken

boşver koşsun tüm harap insanlar,

zaman durur, güneş söner, yürekten gelirse...



birden susarsa bütün yenilgiler,

tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya.

bir defa doğmasa güneş



koş çabuk kahraman ikarus

senin günün, güzel yüzün kazanır istersen

saklı ya hayat hep mucizelerde

konar küçük bir öpücük balmumu kanadına



birden susarsa bütün yenilgiler,

tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya.

bir defa doğmasa güneş

"tutamıyorum zamanı"


hayata rağmen;


herşeye rağmen;


herkes mutlu umut dolu yıllar olsun,


mümkünse bu gece herkes için tri lay lay ve de lommm olsun.....

"yarına tum umitlerle..."


Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Dünle beraber gitti cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım


Mevlana

30 Aralık 2008 Salı

"bir sessiz ciglik gibi; kirmizi, masum, narin"


Hayat ironik birşey.

Yıllardır sıklıkla gittiğim Emirgan'da bir dizi çekilmeye başlıyor ve ben o an itibariyle elimi ayağımı çekiyorum oralardan, kısmet olmuyor bir türlü gidemiyorum. ( zaten dali'ye de gidemedik daha:( )

Ama tv.de Canım Ailem'i her izledikçe, hem emirgan nostaljisi yapıyor, hem diziye bayılıyor, Mertcan'a doğumgünü hediyesi 10 milyon tane araba almak istiyorum.

Uğur Yücel faktörü emirgan havasıyla birleşince ortaya süper birşey çıkıyor, bunun için Perihan Mağden ile ortak bir beğenide olduğumuz için üzülmüyorum bile.

"gün olup da geleceksen, usul usul gün yağarken"


yarın akşam itibariyle büyük ikramiyeyi kazanmama nedenim istatistik'e dayanıyorsa, bu ilim irfan bilim hadisesine inançla bağlanmamı kimse beklemesin benden.

"yaz bitti , kurtlar şehre indiler"


Ağır geçen kış şartlarında bir kez daha anladım ki, ben kış uykusuna yatırılması gereken bir bünyeyim.


Başla türlü ruhum ve bedenim bu ağır şartlara dayanabilemez...


Karınca ve ağustos böceği örneğini hatırlatıp, ağustos burcu olduğumun altını çizerek konuyu kapatırım.

28 Aralık 2008 Pazar

"yenisi gelmez, eline geçmez hele ki değeri hiç bilinmeyen"


yeni yıl geliyor diye herkeste bir istek, dilek hali almış başını gidiyor.


Ben geçmiş yıllardan aldığım ve kişisel tarihimin olgunluk evresine ( eşşek kadar olma diyelim biz buna) girmemden ötürü bu sene farklı bir yol izlemeyi planlıyorum.


Zaten herkes hayatında yapamadığı başaramadığını yeni yıl halleder diye habire yeni yıla misyon yüklüyor ve bu durumda yeni yılın daha kendi yokken kamburu çıkıyor. Bende de bu yeni seneden öle aman Allahımlık hayal ve beklentiler yok. Eee diyorum ki iki sıfır sıfır dokuz ile bir anlaşma yapsak, ben saçma sağ-pan birşeyler istemesem sadece desem ki benim için doğru olanı getirsin yeni yıl bana, sonrada yeni yıla güvensem ve başıma gelen herşey için başıma bu geldiyse, olması gerektiği içindir desem, kendimi pek güzel avutsam...


Aslında adil bir anlaşma gibi de, yeni yıla hangi şartlar halinde güvenilir onu bilemiyorum. Ben olsam bu kadar beklentiyle feleğim şaşmıştı, şimdi benim iki kuplelik dilek de bu kalablık da havaya uçarsa, dünyanın en saçma şeyine bile yarabbi şükür diyebilecek hale gelebilirim sanki.


bunun için yine iş başa düşüyor. size de önerim, koca bir yıla o kadar şey yükleyeceğinize hergüne orta derecede bir iyimserlik ve heyecan ile başlamanız, sonrasında pek tabiki azıcık siz, azıcık kader, azıcık da şans ile yürür gider bu oyun.

Sonrasında da tek yapılması gereken şükretmek olur inşallah.

27 Aralık 2008 Cumartesi

"ben yordum ruhumu biraz da sen yor,çünkü bence şimdi sende herkes gibisin"


"Peşinden git kalbinin”….
“ ….."Peşinden git kalbinin" derken ne kadar coşkuludur o sesler.
Ya kalbin hiçbir şeyin peşinden gitmek istemiyorsa, kalbin
bu koltukta, malak gibi durmak, beynin sulanıncaya
kadar televizyona bakmak istiyorsa... Bu da katılır mı
hesaba kalbin peşinden gidilmesi gerektiği coşarak
söylendiğinde?” Ece Temelkuran


ilk önce belirtmem
gereken nokta, kendi hissiyatıma göre,
aşk, sevgi( adı her neyse) denilen şey ,
sizin tüm prensiplerinizi çiğnemenize sebep olacak,
şu dünya da hiçbir şekilde
örtüşemediğiniz kişilere de pek ala hissedilebilecek duygulardır…
çünkü benim neznimde sevgi ve yahut aşk denilen
hissiyat için bir bakış ,
bir anda
gayet yeterlidir….ortak yaşanılan zamanlardaki mutluluk, beraber
bişeyleri
paylaşabilmek o ilişkinin vadesini ve katlanılırlığını uzatır …
içinde bilim (gerçeklik) olmayan şeylerin subjektifliğinden olsa gerek,
kimileri aynı tribününde yan yana karşı takıma küfrettiği, mağlubiyetlerde
kendisi gibi
manasız surata sahip olanları severken, kimileri de karşı takımın galibiyete en çok
sevinenini, kendi sevincinin onun hüznü olacağını bilerek, beraberliklerde mutlu
olmak adına sever…..

bu kadar derine inmişken sorumuzu soralım; gece yatağınıza yattığınızda
( bazıları sabah karşı yatıyor olabilir tabii)
kalbinizin, mantığınızın ve vicdanınızın .....
hangisinin peşinden gitmeyi tercih ederdiniz?( duruma göre değerlendirme yok
genelde sadece birini barındırmak şansınız olucak)
vazgeçmek mümkün olsaydı hangisini arka planda bırakıp,
diğer ikisiyle yola çıkardınız?

Mümkünse mantık abidesi değerli klan yorumcuları bunlar aynı şeyler
değil ki,
birinin yerine diğerini tercih edelim mazeretini sunmasınlar bana….
tercih denilen şey her daim dünyadaki izdüşümü eş değeler olmaz efendim….

Bu gecede şarkı tavsiyesini başkalarına bırakıp, ü. Yaşar’ın
mısraları ile satırlarıma
son veriyorum ki, sayfamın ne kadar edebi ağırlıklı olduğunu herkeşler anlasın:P

Çaresiz olmak bişey değil
Çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana…


Ustat'da yayınlanma tarihi:31 Ağustos 2005, o kadar zaman geçmiş ki yazıyı benim yazdığımı bile hatırlamıyorum:)

"sen olur musun o mucize, bana biraz yaşama sevinci verir misin?"




"hicbir şey sebepsiz olmaz, tekrarı olmayan bişey zaten olmamıştır...


olabilen bişey olmuşsa, ona mucize olarak bakılmamalıdır...


bu yüzden mucize diye bişey yoktur..."


Bir latin atasözü...


bana göre ise; mucize diye birşey var, imkansız diye birşey yoktur. Herkes de kendi mucizesini yaratmaya muktedir kılınmış kişi ve şahıslardır

"güneş de doğuyor, gülerek umutsuz yarınlarıma"


“çünkü eskimeninde getirdiği güsel şeyler var, biz onlara “yaşanmışlık diyoruz”


Tuna Kiremitçi- (A.Ş.K neyin kısaltması kitabından)

"maybe this christmas..."



2008'i de çöpe atmak üzereyken 2005 sonunda ustat'a yazdığım yeni yıl görevleri içeriğinde bir yazıyı hatırlatmakta fayda görüyorum.


O zaman bu satıları Nur Çintay'ın bir yazısından kopyalamıştım, kendisi de “huzur bulmanın ve ruhunuuz doyurmanın 100 yolu” kitabından alıntılamıştı yanılmıyorsam. Bir önceki seferde maddelerin altına ilgili kişileri de not etmiştim, bu sefer daha bağımsız takılıp herkesin kendine göre maddeler seçmesini öneriyorum.


Korktuğunuz şeyleri yapın...

Bilme ihtiyacınızı azaltın ...

Sahip olduğunuz şeylere olan bağınızdan kurtulun...

Sabırlı olun...

Başkılarını yargılamaktan vazgeçin...


Hayatınızdaki problemleri bir armağan olarak görün... ( bunu başarırsam herşey süpersonik olur sanki)

Tek başınıza olmaktan keyif almayı öğrenin ...


Deliler gibi yazın ...


Sizi desteklemeyen ilişkileri gözden geçirin...


İhtiyaç duyarsınız yardım isteyin ...


Başkalarının size neler öğretebileceğini öğrenmeye çalışın...

Şükran duyun...


Sadelik yaratın , yoksunluk değil...


Yaratcılığınızla bağ kurun... ( ee bende yok ki bundan)


Çocukluk inançlarınızı gözden geçirin... ( veya çocukluk hayallerinizi hatırlayın)


Hayır demenin bedelini inceleyin ...

Çok sevin... ( ama lütfen doğru insanları)

Hayatınızın sorumlulugunu üstlenin ( kendi kiramı ve kredi kartımı ödüyorum bu yetmez mi acaba?)

Hayatınızı basitleştirin...( kompleks bir yan yok benimkinde zaten:))


"sakızdan çıkan bir şiir olmuş büyüklük umudumuz.." "


murphy kanunları no 39:

Yeni yıl için burçlar adına destan döşenirken,yıllardır yengeç burcunu görüp de yarın bu gazeteyi alıyım bir göz atalım bakalım ne gelecekmiş başıma demiş olmama rağmen, aslan burcunu anlatan günlerde o gazeteye bir türlü ulaşamıyorum.

Ondan plansız programsız ortalama yaşıyoruz yeni yılları...

herşey güzel olur herhalde diye avutuyoruz işte kendimizi....

""kendime anlatıyorum, ama laf dinlemiyorum!""



Ayça Şen ve Astronot çok yakında müzik marketlerde...


ve aynı sürede, müzik listelerimde, mp3'ümde blogumda ...


merakla ve pek bir heyecanla bekliyoruz....

25 Aralık 2008 Perşembe

"Kaderine boyun eğip dünle küstün mü sen? "



Nostaljiye devam. Bu satırlarda radikal cumartesi alma sebeplerimden biri Işık Menderes'ten. Metafizik, felsefe falan filana dair bir kitap okuyabildiysem kendisi sayesindedir. Şimdi nerelerde ne yapıyor bilmiyorum ama uzun uzun altını çizdiğim satırları olmuştur Işık Hanım'ın. Ara ara böle hatırlatmalara devam edeceğim inşallah.


"olgunlaşmakta olanlar, egolarını zaptederek düşüncelerine, dolayısıyla da sözlerine ve hareketlerine dikkat etmeyi seçerler...


ruhaniyet onlar için şekilcilikten uzak, kaygısız ve kuralsız bir içşel arayıştır.


Tanrı’nın yarattıklarına hakaret etmenin ruhu yaralıyacağını bildiğinden, ne yargılar, ne de dedikodu yaparlar…

Verdikleri her sözü tutup, yalan söylemedikleri gibi, eleştirildiklerinde kendilerini savunma acizliğine de düşmezler…hata yaptıklarında, sorumluluğu kimseyi sorgulayamayarak , suçlamayarak üstlenirler”

"yoksa yalnız mısın sen yine?"






Çok eskiden beri bildiğim bir southpark repliğini hatırlamaya çalışıyorum. Aslında ustat'a yazmışımdır kesin diye inancım vardı ama daha bulamadım. Bugünkü şansızlığımda bulmam da mümkün olmazdı zira. Ama ararken ruhuma her zaman iyi gelen bir insanın satırlarına denk geldim; nostaljik olsun diye de tekrar kopyalamak istedim.


Satıların sahibine dair tarifimden ustat'dan alınma, yazı 2005 Temmuz'una ait olsa da hislerim baki. ( Ek bilgi: hayatımda bir Ayça Şen ile birde Meral Okay ile arkadaş olasım var)


....


"başarıyı bir tek kendinden menkul ve bir tek sana bağlı ve mutlak zannedersen akıl sağlığını koruyamazsın...

"başarı bana çok etli butlu, fırfırlı bir laf geliyor...ha işini iyi yap tamam.insanların kalbini kırmadan, onların hayatlarıyla ilgili kurmak istediklerini bozmadan, umutlarını kırmadan işini yap...kimsenin ayağını basmadan düzgün bir sıra içinde durmasını bilerek....gerisi lafı güzaf... yok öyle basarılar, başarısızlıklar.. .
bunu başarı zannedenlere saygı gösteriyorum, ama inanmıyorum...


kendi hayatına müdrik olmayan gariban ölümlüleriz biz...


başarılı olabilmek için önce bunu becermek lazım...
geleceği biliyor muyuz? bilmiyoruz. sevdiklerimizin canının yanmasını engelliyebiliyor muyuz? engelleyemiyoruz.
dünyada acı çeken insanlar için bişey yapabiliyor muyuz? bir an bile olsa onlara ışık verebiliyor muyuz? veremiyoruz ..
ee ben ne anladım bu işten.. başarı dediğin akıl ve ruh sağlığıdır..
iyi insan olarak yaşabilmek, adil olabilmek vicdanını sağlam tutabilmek..."

an itibariyle hayata öyle bir küstüm ki bunun tasviri olmaz sayın okur.

azıcık çalışkan olayım, evden iş alemine bağlanayım excelle kardeş olayım istedim; ama/fakat ve lakin fırsat diye sandığım uzaktan bağlanmanın azizliğine acaip şekilde uğradım, boyumun ölçüsünü 1 karış olarak aldım.


En büyük aptallık tabiki de benim. Adamlar okuyalım diye kocaman kocaman uyarıları gözümüze sokmaya çalışmışlar, ama işte kader/kısmet/saflık/ salaklık.


Herkesin hayatında böyle bir dosya kaybetme hadisesi olmuştur, çok daha bir kötü zamanda olabilirdi sadede buna şükrediyorum ama yinede iyimserliğimi daha yüksek bir doza çıkartmamam bunun içindir ki hayata küsmek suretiyle uykulara dalıyorum.


kamuoyuna not: notu okumamak benim salaklığım ama bunun dışındakiler kaderin daha çok da teknolojinin bir cilvesi, yani bu alemlerde maksimum ihtiyatlıyımdır, başıma bu geldiyse kader utansın demek istiyorum.

"öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam"


bugün güneş doğmayacak


bugün sen çok öleceksin


biraz düşlerine eğil


orda birşey bulacaksın


bugün unut mavileri


çiçeğe su verme unut


biraz daha sen olursun,

kalbindeki rengi büyüt


ah aman aman küçüğüm


bu yol sana gidiyor


senin küçük baharında unuttuğun birşeyler var


gelir geçer sokaklardan


sokaklara girer çıkar


her aşk kendini yaşar


çaldığın kapı kapanır sonunda


içinde bir sen bulursun


büyümüş anlamış yorgun


mavi pencerende güntelaşlı rengarenk kuşlar


kanatlarında bir alevdüşlerine konar kalkar

24 Aralık 2008 Çarşamba

"dert bende derman sende"


az önce sözlükde denk geldiğim bir başlığın mevcut tüm entrylerini kopyalıyorum müsadenizle, başlığı tiny axe açıp bknz verdiği için diğer entryler ve yazarcıları aşağıdadır.

Hepsinin ellerine sağlık çok güldüm şu öğle vakti, hepsi de çok doğru tespit bence.


" 3 Kuruşluk İnsana 5 Kuruşluk Değer Vermek"


2- 3 kurusluk insana 5 kurusluk deger verirsen hayatının en iyi "satış/ pazarlama" dersini alırsın/ omeraktash

3- 2 kuruşu çöpe atmaktır./
iki ara bi dere

4- 3 kuruşluk insana 5 kuruşluk değer verirsen kalan 2 kuruşla da seni harcar. /
heather

5- konuyla ilgili şahsımın uydurduğu bir söz: patatese elma gibisin dersen kendini ananas sanır.
eventhough

6- 5 kuruşun tamamını çöpe atmaktır. denizable

23 Aralık 2008 Salı

"başlamak istersen, yeni bir hayata;gölgeni yedek bırak arkanda"


hayatımızda bir vj bülent gerçeği var;


özel tv.ler kuruldu, vj.ler girdi ufak ufak hayatımıza,bir yanda ömer karacan ve number 1, bir yanda serdem coşkun ve kral tv vardı.


bir sonraki şarkılar mersindeki halamıza armağan edildi, bülençim o zamanda incecik olan kaşları ve pamuk ses tonuyla sunumlar yaptı, yıllar geçti, kral tv erol köse, yeşim salkım evrelerini atlattı, sahipsiz kaldı, yeni sahip buldu vj bülent yerinden kımıldamadı.


Bu arada bir klibide oldu nur topu gibi ama vj.likteki başarısını nedense müzik alemlerinde gösteremedi. Belki şarkısöyleyici olsaydı,vj.lik kariyerine de nokta koymayı başarabilirdi diyorum bir umut:)


Adamın ne zararı var sorusuna verecek cevabım yok, sadece yazı konusu olsun diye psikolojik asabiyet yapıyorum:)


ps. Psikoloji okusaydım; kral tv.de alttan geçen izleyici msj.larını mercek altına yatırırdım, eğer bunun insan aklına uygun bir açıklaması bulunabilse, toplum yararına gerçekten faydalı bir çalışma olacağını düşünüyorum, bilim dünyasının gözlerinden öpüyorum.

"Çoktan değişti her şey"


ruhumun çokda uzakda olmayan bir yerlerinde bir alman yatıyor, bunun için bazen ihtimas alanım pek geniş olmayabiliyor. Örnek vermek gerekirse;


Açık telefon sesi;


Sakız çiğneme adabını bilmeden sakız çiğneyenler;


İşi olduğunda bile her türlü aradan faydalanan çalışanlar,


rutin olarak geç kalanlar,


düzenli iş yapamayanlar,


Görüldüğü üzere manyaklıklarım genelde iş alemi çerçevesinde. Yani aslında bizzatihi kendiminde manyaklıkları var ama bu yazının konusu sebebiyle o alaan girmiyoruz. Mesela başından beride taktığım bir hadise, ofis masası durumları.


Ben fazlasıyla sabit bir insanım yani öyle danışman modelinde birgün o masada birgün bu masada olamam. Ama bu mevcut masamı sahiplenme gereksinimi uyandırmaz bende, bilakis minumum düzeyde benlik katarım. Junior patron bile olmadığım için özel odam yok ve özel oda sahipçileri bu konu dışında; ama böyle çocuğun fotosu dışında anneler günü hediyesini, birzamanların sevgilisi şimdiki kocanın fi tarihinde gönderdiği kurumuş çicekleri, abuk subuk oyuncakları falan iş alemine taşıyan insanları pek anlayamıyorum.


Bir kere kesinlikle bir gerçek var ki; iş hayatı hayatımızın çok büyük bir bölümü ve kendimizden birşey katmak da çok doğal bir istek ama bunun çokda hassas bir çizgisi var. Takımımızın forması, atkısı ıvırı zıvırı bilumum biz olan öğeleri masamıza doldurmak karakterimizi yansıtıyorsa da, benim tercihim az ve öz obje ile bende burda oturuyorum diyebilmek.


Kendi odam olduğunda özel oda sahibi olma kriterlerini de ele alacağım ama o güne kadar değişmeyecek bir fikrim var ki; en güzel ofisin evinizdeki ofis olduğu.


Nasıl desem;


evdeki huzur zenginlik budur:)

"bu kadar erken susma, biraz bekle"


Hayat bugün size bir süpriz yapsa; cinden dönme bir falcı çıkartsa karşınıza ve hayatınızla ilgili bir soru sor bende anlatayım dese; ne olurdu sorunuz???



Nerde yaşayacağım?



5 sene sonra nerde olacağım?


Kiminle evleneceğim?



Kaç coçuğum olacak?



Kaç yaşında öleceğim?



Nerde çalışacağım?



ve daha niceleri.....



Şuan hayatınızda bilseydim dediğiniz ne var sayın okur?Yoksa merak edilecek bir kuple bile yok mu hayatınızda?



Siz şimdi soruyu sorun, cevabı birgün gelir sizi mutlaka bulur...


Umarım cevabı gönlünüze göre olur...


....


"maybe tomorrow"



bir melek, bir sehir,bir dunya var mi?


bir insan ,bir guzel,hala ask var mi?

21 Aralık 2008 Pazar

"Yıllar geçmeyi sever, insan aramayı"


bu gece uzun olacak besbelli biliyorum.

Koskoca 21 Aralık gelmiş, nasıl uzun olmaz ki bu kış gecesi?

Ama merak etmeyin; geceler uzamaktan bitap düşmüş, daha fazla çalmayalım gündüzün vaktinden diyerek pes etmişler... Bundan sonra rol çalma sırası gündüzde... Ufak ufak parselleyecek gecenin yerlerini...

Eğer hızlı olursa bu süreç sabahları sokak ışığı değil, güneş eşlik eder evden çıkar bana ki, bununda ruhumdaki pozitif etkisini tasavvur bile edemiyorum:)

"imkansizim sana emanet umitlerim"


ne kadar akıllı olursanız olun, hayır demeyi bilmiyorsanız iş hayatında başarılı olma şansınız yok.


Gerçi akıllı olmak iş hayatında başarının garantisi midir o da tartışılır....

imza: bir dost

20 Aralık 2008 Cumartesi

"dünden sonra, yarından önce"


mansur forutan neden bu kadar zamandır yazmıyor?


Gazeteyi mi bıraktı, yeni keşiflere mi yelken açtı merak ediyorum.


Medya alemleri neden bunu sorgulamıyor bunu da merak ediyorum.


Benim yazılarımı okusaydı şıp diye cevap yazardı, malumafatrusÇUM yine yeni heyecanlardayım ,doğaya karıştım teknolojiden kaçtım falan diye ama yok işte biçare bekliyoruz çıkar kokusu diye...

18 Aralık 2008 Perşembe

"ne zaman pes eder bu kalp, belki o zaman biter bu aşk"


2008 bitmeden yılın şarkılarına yeni yeni şarkılar ekleniyor. Bugün aniden denk geldim Şevval Sam'ın Güldünya Şarkılarında söylediği Kİbritçi Kız'a. Ne kadar sadeyse şarkı, şevval sam'ın sesi de öylesine su gibi ...


"İmkansızı umutsuzca yinede beklemek gibi" kısmına ise diyecek lafım yok.


Hayatta herşey senin istediğin gibi olmuyor türevinden bu lafı da derinlere göndermeden dinlemek gerekiyor ki, aksi takdirde şevval sam katalizör'ü de varken bu şarkı başka türlü etkiler yapabilir...


nereye kadar sadaka

nereye kadar bu dilencilik

ben kimim, neyim nereye bu yolculuk

derin bir üzüntü bu, geçmeyecek gibi

yaraya tuz basmak, nefessiz kalmak,

ağrıya yatmak gibi

derin bir üzüntü bu, ölüm çaresizliği gibi

imkânsızı umutsuzca bilerek beklemek gibi

ben kibritçi kız, sabaha kadar üşüyorumson kibritimi de yakıp sevdana veda ediyorum

sen buz gibi donuk gözlerle yine bakıyorsun

her zamanki gibi kazanan sen oluyorsun

ne zaman pes eder bu kalp, belki o zaman biter bu aşk

ne kadar sürerse o son nefes, o kadar can çekişir bu aşk

17 Aralık 2008 Çarşamba

"zannettim ki gun gelir avunur insan"


Yaşamında, en çok yakınlaşma isteği duyacağın kişiler senden uzaklaşma gereksinimini en çok duyan kişiler olacaktır.

Oruç Arıoba


peki ama neden???

spacesahipçisi-

"çok değil, inan az kaldi, az"



Yeni yılın gelme heyecanı yılbaşında ne yapsak yahu sorgulamasının gölgesinde kalmıyor mu sizcede???


Yoksa ne yapacağım 31 Aralık gecesi diye düşünen tek fani ben miyim?

"soyle neden bu vazgecis?, ne oldu umitlerine?"


kişisel tarihim fevkalade tekerrürden ibaret.

Bu sabah ( alacakaranlık vaktinde) değerli iş yerime geldiğimde, kapıların haliyeti ruhumda yaptığı çağrışım ile farkettim ki iki işimde de aslında çok benzer şeyler yaşamışım. Yani bazı benzerlikler bira zufak tabii, eski işimde istanbul sınırı dışına hiç çıkmamıştım, ama şimdi alan kodum 262 olan yerlerden sesleniyorum, ama orda da bir inşaat süreci geçti ve kapılar teknoloji şirketi havasını yansıtması adına kocaman ve gri olmuştu.

Şimdi teknoloji sektöründen ve istanbuldan çok uzak da bu kapının manası nedir onu sorguluyorum:)

16 Aralık 2008 Salı

"unuttum bildiğimi doğarken, umudum ölmeden hatırlamak "

Hayatımın manasını yine Pİyale Madra sayesinde idrak ettim. Sağolsın varolsun...

"gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu yaşamak

Kendi kendine mırıldanmalar;

hayat standartlarım iyileşiyor mu kötüleşiyor mu bilmiyorum ama bana bişeyhler oluyor...

Beynimi uyuşturup, sabahın körü karanlığında yola çıkıyor olmamı sorgulamam gerek, yoksa valla gittiğimiz yer kötü değil. Yani içi değil, ama dışı kötü:)

Benim içim ne durumda, tatil dönüşü sebebiyle daha idrak edemedim. Kati kararımı cuma gününe vermeyi planlıyorum:)

14 Aralık 2008 Pazar

"benimle oynama söyledim sana"


Programın daha başı olsa da disco kralı sayesinde farkettim ve itiraf etmek istiyorum;


Ben 90'larda yaşamayalım...


Barbaros Hayrettin bile sempatik geliyor burdan bakınca,


Burak Kut'a ise hiç laf ettirmem 2 numaralı platonik aşkım ( 1 numaralı için bknz. Suat Suna)


İzel- Çelik- Ercan 'lı dönmelisin, özledim klipleri, o at yele saçlar falan çok genç işi...


Abone Yonja Evcimik ve hadi yine iyisin Tayfun varki, o zamanda bu zamanda sevmezdim kendilerini..


Zerrin Özer de hala çok gereksiz bir insandır benim için...


Aşkın Nur Yengi o zamanki kazuletliğini bu yıllara kadar korudu...


En büyük devrim Sertap Erener'de...


Hakan Peker yaşlanmayı sanırım bilmiyor,
Ee tabi birde köylü güzeli var:)


Oya-Bora ve Ara beni kesinlikle bir fenomen,


Ee birde bu kız beni görmeli, bana kazak örmeli ile M. Sandal var...
Yar Bana Varmadı klibiyle Özlem Tekin ve Cem Yılmaz var...

Yaşandı Bitti Saygısızca, öyleyse zıpla var,

Asıl bide kliplerde oynayan o zamanın çirkini şimdinin güzel mankenleri, oyuncuları var...
20 yıldır güneş gözlüğü takan Ayna grubu var,


Emel'in klibinde oynayan Oktay Kaynarca var
Senin gibi beni kimse sevmedi diyen acaip naif bir Aylin Aslım var,
Erkekliğin kitabını yazan Alişan var,

Ah canım vah canım Ahmet var,
Macera dolu amerika ve Rafet El Roman var,
Kara melek ve en başarılı haliyle Sanem Çelik var,
Aydan Şener dizi ve fimleri var,
"İyi kızlar cennete, kötü kızlar heryere, çıtır kızlar nereye, nereye de giderler? "sorunsalı var...

Barbaros'un sevgilim sevgilim nasılsın, burnun kapıya kısılsın şarkısını ise halen ara sıra söylerim yazıma da bu değerli eser ile son vermek isterim.


sevgilim sevgilim nasılsın

soğuk iç sesin kısılsın

köpüklü banyo yaparken

birden sular kesilsin


sevgilim sevgilim nasılsın

burnun kapıya kısılsın

diskoda hop hop oynarken

kot pantolonun yırtılsın....
ohhh ohh olsunn

13 Aralık 2008 Cumartesi

"başka yer başka zaman"


Uzay Heparı albümü sebep oldu, Müslüm Gürses'in Mucize ve Buluşma albümü aklıma düştü. Blogda dile getirdim mi bilmem ama space'imde çok yazdım, Murathan Mungan'a ilişkin özel bir hissiyatım var. En çok ve aslında bütün olarak düşündüğümde sevdiğim tek kitabı Yüksek Topuklar'dır. Ama öyle böyle değil, çok çok sevdiğim bir kitaptır kendisi. Bu kitap sebebiyle de sonraki Murathan Mungan eserlerini hep merak ederim. Müslüm Gürses için yapılan bu albümü de aynı sebeple merak ettim, işten bir arkadaşım cd.yi aldığında şarkıları hemen bilgisayarıma yükledim ve tahlillerimi yaptım.

Bundan öncesinde Müslüm Gürses şarkıları hakkında  pek fikriyatım yoktu aslında hala eski albümlerine ilişkin fikriyatım yok. Ama bence bu albüm, söz yazan kişilerin isimleri şarkıların orjinalleri ve Müslüm Gürses coverları ile acaip birşeydi. Pek değeri bilinmedi sanırsam, ya da ben idrak edemedim. O zamanda söyledim acaip şarkılar beğendim içinden, uzun süredir dinlemiyordum, bu hatırlama sayesinde tekrar dinlemeye başladım. Bu satırları okuyan çoğu kişinin şarkıları hiç dinlemediğine dair bir hissiyatım olduğundan da copy paste usulü şarkılardan bir buket sunmak istiyorum size.

Döndür Yolumdan ve Nilüfer'den hangisini daha çok seviyorum bilmiyorum. Yani bazen Döndür Yolumdan daha baskın, bazen Nilüfer.

Döndür Yolumdan'ın sözlerini kim yazdı emin değilim ama sanki Özgür Pamukçu diye atabilirim....

çok mu zor bu kadar mı zor başlamak bir aşka kollarında
kavuşmak dudaklarında
teninde biraz kor kaldıysa
tutkularıma
ne biçim bir aşk bu
bakıyorum gözlerine görüyorsun
tutuyorum ellerini
tutuyorsun

sen dene kaldı o zaman geriye
döndür
sapmayacak sandığım yolumdan beni döndür
söndür
içimde yanan bu kör inadı aşkınla söndür
hadi beni döndür yolumdan döndür

Şarkının bence en can alıcı kısmı " sapmayacak sandığım yolumdan beni döndür" mısraları. Yani insan ne kadar atıp tutsa da her doğru birgün yanlış olabilirmiş, tüm şaşılmaz denilen insanlar şaşabilirmiş gibi geliyor bana bu şarkıyı dinledikçe....

Nilüfer'in sözleri Murathan Mungan ve Sunay Özgür'e ait ki, MM bir kez daha ben bu işi bilirim diyor zaten. Sözler kesinlikle olağanüstü. Bunca zaman MM şarkılarını sadece Yeni Türkü söyledi diye hayıflanıyorsunuz hatta. ( başka bir kanıt için bknz. Söz Vermiş Şarkılar)

zamanin eli degdi bize
çoktan degisti her sey
ayni degiliz ikimiz de
zaaflarina bir gece
hatalarina bir nilufer
sevgisizligine bir kalp verdim
artik geri ver, geri veremezsin aldiklarini
artik geri ver, geri verilmez hicbir yanilgi
yokluğuma emanet et sen de benden kalanlari
her seyi al bana beni geri ver, bir sansim olsun
başka yer baska zaman
sensiz ömrüm olsun
her seyi al bir sansim olsun
başka yer baska zaman
sensiz ömrüm olsun
her seyi al...
sensiz ömrüm olsun...

Neyse efendim...Zaten tatil bitmiş, iş için her gün şehirlerarası yolculuk yapacağım, 1 haftada tüm herşeyi sildiğimden de hayat gerçeği ile yüzleşeceğim, bu dertlere bu şarkılar gider, ben de " baba büyüksün" modelinde yarım jilet kıvamına gelerek kendimi uyuştururum...Sizin bu kadar derdiniz yoksa daha hafif etkilerle dinlersiniz şarkıları ki, asıl doğrusu da bu olacaktır zaten.

"zamanın eli değdi bize"


Dün Murat Bardakçı'nın Osmanlı Hanedanı'nın son kuşağı ile yapıtığı süper bir belgesel izledim.

Ama bir kere izlemek yetmez diye düşünüyorum, ancak birkaç kez izlersem tasavur edebilirim o insanların yaşadıklarını.

Yani dönem şartları, yeni bir ülke, savaş zamanı falan bir yana, bence gerçekten büyük bir ayıp var ortada. Ulusalcı, milliyetçi falan filan etiketlerine gerek olmaksızın gözle görülen bir gerçek.

Koca bir imparatorluğun torunları vatansız olarak yaşamaya mahkum edilmişler, İstanbul'dan bir avuç toprak beklemişler, birgün yasaklar kalkar da geri döneriz hayalleri ile yaşamış, ölürsem mezarım nereye gömülür diye düşünerek ömürlerini sonlandırmışlar.

Siyahi tarih bilgim pek yoktur ama yinede en kötüsünü varsayalım ki Vahdettin cumhuriyetin kurulmasına büyük bir engeldi, sürgüne gitmesi gerekirdi. Peki onun çocuklarına torunlarına Tc pasaportu vermenin sonucu ne olabilirdi ki?

Çekilen sefalete hiç girmiyorum zaten. Bu ambargoların bir devlet politikası olmamasını diliyorum sadece.


Ben kendim izlerken utandım, sizde izlediyseniz (izlerseniz) ne düşündünüz acaba diye topu okurcuya atıyorum.

"çok mu zor, bu kadar mı zor?"


vizyon, misyon, strateji ve yenetenek bir insan evladı için çok önemli birşey sayın okur...

Bende hiçbiri yok bu yüzden de eksikliklerini pek iyi bilirim.

Hala blog camiasına acemi olduğumdan, bayram boşluğu sebebiyle bloguma azıcık şekil yapayım istedim. Şablonu sabit tutup bari renkleri ile oynayım dedim ama bunu bile beceremedim yahu. Yani bende kontrast, zıt kontrast falan olayları yok denecek kadar az...Bunun içindir ki en sevdiğim renkler siyah ve beyazdır, kafadan uyum yaratılır...Space'den de gelen hissiyatla bir kımıl kımıl renk olsun ama aynı zamanda cool da olsun istedim ama olmadı hiçbirşeyler....Sadece pempe kısmı içime sindi, sonra uyumu sorgulamadım, ben yaptım olduya getirdim...

Yukarıdaki fotoğraf da bir Burhan Doğançay resmi. Kendisini tanıyanlar bilmeyenler için ek bilgi; uzun süredir seçtiğim yazı fotoları da genelde kendisine aittir. Kendisini bir kitap ayıracı sayesinde keşfettim ve pek de beğendim ama istediğim fotosunu seçemedim bloguma, ayarlar tutmadı en uygun şekilli ile idare edeyim istedim, ama çalışıp çabalayıp bu halleri de becereğime inanıyorum.

Sonuçta dünyadaki tek yeteneksiz ben olamam değil mi? Bunun için azıcık daha test yapmak da fayda görüyorum.

Yani kısacası alıcınızın ayarları ile oynamayın sayın okur, blog sahibesi resim dersini tekrardan aldığı için geçici bir süre rahatsızlık verip sonra en doğruyu muhakkak ki bulacaktır...
( yani inşallah)
ps. Bu yazımızın fotosu Burhan Doğançay'a değil, Zerrin Tekindor'a aittir, karışıklık olmasın:)

12 Aralık 2008 Cuma

"sapmayacak sandığım yolumdan beni döndür"


Bütün tatil boyunca Yemekteyiz izledim. Bundan dolayı gurur duymuyorum, hatta bugün girdiğim bir mağazada insanların bu program hakkında konuşmalarına tanık olunca onlarla böyle bir ortak noktada buluştuğum için kendimden hafiften utanç da duydum, asıl önemli olan babam ki, kendisi izlediğim bu saçmasapan şeylerden ötürü fevkalade üzülmekte.

Psikoanaliz yapmaya gerek yok, bundan önceki bbg versiyonu herşey gibi, içinde entrika olan her türlü programa ölüp bitiyoruz. Yani bu programın karşısında house yayınlasalar, the guardian yayınlasalar tercihim inanın bana Yemekteyiz olmazdı( lütfen inanın bana sayın okur)
Neyse efendim, izlediğim ilk seri bu değil, daha önceki yarışmalara ilişkin de fikriyatım mevcut. Ama son bölüm sayesinde yazmadan durumazdım... Buyrun tüm şekilciğim ile yemekteyiz halleri;

Nil; Yüce Rabbim, bir gün kızım olur falan o yüzden büyük konuşmak da istemem ama hemcinsim olarak bu kadar utandığım bir model gerçekten az bulunur. Tüm program boyunca Ümit'e yazıp, sonrasında 3 puan vererek gerçekten kendini çok iyi ifade etti. O dudaklar, çatallı ses ve o "şaka mı" diyişi ve 2 günlük tanıdığı insanlara, "canım", "bitanem", "aşkım" türünden hitap edişi ile beni benden aldı... Evlerden ırak diyor, kendisine temelli elveda diyoruz.

Şeyda; Bildiğimiz kokoş teyze. Belliki kocası zengin, kendisi boş.. Millet yemek yapmak ile uğraşırken, o da kuaförde uzun vakitler ayırıp her programa şıkır şıkır gitti . Bu kadar süslüyken, kendi yemek gününde markete giderken neden o kadar süssüzdü, bunu anlayamadım. Kahve dünyasını da gizli sponsor aldığına dair şüphelerim mevcut. "Bana servis deme" tavrı, garson tutması ruhundaki aristokrat Şeyda'nın, puan verirken 7 puanı ev hanımlığına verdiğinden, herkese 3 puan vermesi ise ruhundaki ev kadını Şeyda'yı yansıtıyor diye düşünüyorum.

Sahra: Yaşlı bir hanımcağız. Yapamayan konuşur derler örneği... Nil'in nefret ettiği kadar nefret etmedim kendisinden, hatta yazacak pekbirşey de bulamadım kendisine ilişkin. Ama o kadar kıl masada nasıl biraraya geldi gerçekten bende anlamadım.

Naim; Uzmanlık alanlarımın biri ;bir erkeğin gay olup olmadığı hakkında 2 dk.da fikir beyan etmemdir...Doğruluğum tartışılır ama illaki bir fikir oluştururum kendime. Naim bu kadar sorgulamaya, yetiye gerek duyulmayacak kadar halini vaktini belli ediyor zaten. Mutfaktaki hamaratlığı, gösteriş merakı, en iyi ben olmalıyım hırsı, benden daha güzel olan kaşları, bişey demek istemiyorum ama... şeklinde başladığı dedikoduları ve yanmış arpa şehriyeleri kıtır kıtır yerkenki mimikleri, bazı karakteristik özellikler konusunda bilgi edinmemize yardımcı oldu, 2. birinciliği ile de kendisi epey zengin oldu.

Ümit; Bence programın en politik adamı. Aklı başında olan, hırsları da olmadığı için durumu gayet idare eden pasif agresif abi...Mantı konusunda çok haklı, bukadar büyütülecek bir olay yok. Ben 15 yaşımdayken yapardım ki, iki hamuru kapatmanın pek de yetenek gerektirmediğini düşünüyorum. Nil'in tüm yazışlarına rağmen fazla cıvıtmadı ki bu sebeple aferini hakediyor. Ama ben dostum diye konuşan erkeklerden de nefret ettiğim için acaip kıl kaptım abiye, o yüzden de hakkı yense de çok üzülmedim kendisine...

Program izlenildikçe herkes taktiği çözüyor ve programa katılan herkes bir şekilde kendisini anlık da olsa hayatımıza sokuyor. Daha nice şeydalarımız, naillerimiz olur, bize de yazacak konu olur ama 2 aydan fazla bu programın cazibesini koruyacağını düşünmüyorum. Yinede böylesine beleş bir produksiyon her şekliyle bedava rating demektir ki, show tv. programı sabah akşam yayınlayarak da sineğin yağını çıkartıyor zaten.

Bu yazıdan çıkartılamayacak sorular, sonuçlar;

1- Alışveriş tutarını yapım şirketi mi karşılıyor? Karşılamıyorsa tamamen beleş prodüksiyon:)
2- Program öncesi röportajlar evde yapıldığına göre, konukların geldiği zaman tam olarak kaç? Yani 6'da geliyorlar ama o arada ev sahibi yemeğe ilişkin birşey yapamıyor mu?
3- Sİzde anneniz programa katılsa ne yapardı acaba diye düşündünüz mü hiç?
4- Ben programa katılsam ne yemek yaparım diye düşündüm ama daha net bir listem yok, tatlım ev yapımı muhallebi olabilir ama:)
5- Mantı sosu, domates sosu veya kırmızı biber'li olmak üzere ikiye ayrılır ki biz ailecek kırmızı biberi destekleriz.

"dilek tutmadan kaydı bütün yıldızlar"


Uzay Heparı SONSUZA


Albümdeki şarkıların bir kısmını youtube'dan dinledim, merak ettiğim iki şarkı vardı; dinledim kararımı verdim. Tribute albümlerini hep seveceğimi yine idrak ettim. Albümü alma hayalerimi İstanbul'a ertelesem de, yazmak için o kadar beklemek istemedim. Çünkü bence, Kadınım'ın Yüksek Sadakat'li versiyonu pek şahane olmuş ve birileri bunu söylemeden ben demiştim diyebilecek bir naim dilmener ruhum mevcut.


Yani bu şarkı zaten süper, ama Yüksek Sadakat'te çok iyi bence...Sonuç çifte kavrulmuş lokum. Bir fırsatını bulun şarkıyı dinleyin diyemem, albümü almanızı çok isterim. Ayşe Özyılmazel'in şarkı söylediği albümmüş önyargısını bir anlık gözardı edin ve eğer 90'lı yılların kaliteli Türkçe popunu seviyorsanız bence bu albümü alın.

ps. İlla youtube'dan bir şarkı dinlemek isterseniz de, kendisinin ilk ve tek filmi( ben öyle hatırlıyor olabilirim) Gece Melek ve Bizim Çocuklar'ın soundrack'ini dinleyebilirsiniz...

11 Aralık 2008 Perşembe

"her kederin vardir tesellisi"


Abesle İştigal Haller;



* Ayşe Özyılmazel'in Uzay Heparı için yapılan albümde şarkı söylemesi...


* Tadelle'nin pazara giriş fiyatının 1.25 olması. ( Kardeşim 1 tanesi yetmiyor ki bana)

* Bayram tatilinin sona ermesi...

* İclal Aydın'ın bende karaçarşafllıyım şeklindeki beyinsizce yazısı...

* mehmet ali erbil'in her türlü saçma sapan yorumu...

* Arızalı klavye'min blog yazarken sorunsuz olmasına rağmen, msn, google talk camialarında sapıtması...

* D.Şener ikinci çocuğuna hamileyken, hala ilişkilerin başlangıcı hakkında soru soran şuursuz magazin alemi ( 8 sene geçmiş beee)...
* Bayramdaki her muhabbetin mutlaka ekonomik kriz ile bağdaşması...
* Gani Müjde'nin tv.de ne tutacak çok iyi bilirim iddiası...( Derman'ın tutmayacağını bir ben mi farkettim o zaman)

falan filan....

liste devam edecek.....