23 Aralık 2008 Salı

"Çoktan değişti her şey"


ruhumun çokda uzakda olmayan bir yerlerinde bir alman yatıyor, bunun için bazen ihtimas alanım pek geniş olmayabiliyor. Örnek vermek gerekirse;


Açık telefon sesi;


Sakız çiğneme adabını bilmeden sakız çiğneyenler;


İşi olduğunda bile her türlü aradan faydalanan çalışanlar,


rutin olarak geç kalanlar,


düzenli iş yapamayanlar,


Görüldüğü üzere manyaklıklarım genelde iş alemi çerçevesinde. Yani aslında bizzatihi kendiminde manyaklıkları var ama bu yazının konusu sebebiyle o alaan girmiyoruz. Mesela başından beride taktığım bir hadise, ofis masası durumları.


Ben fazlasıyla sabit bir insanım yani öyle danışman modelinde birgün o masada birgün bu masada olamam. Ama bu mevcut masamı sahiplenme gereksinimi uyandırmaz bende, bilakis minumum düzeyde benlik katarım. Junior patron bile olmadığım için özel odam yok ve özel oda sahipçileri bu konu dışında; ama böyle çocuğun fotosu dışında anneler günü hediyesini, birzamanların sevgilisi şimdiki kocanın fi tarihinde gönderdiği kurumuş çicekleri, abuk subuk oyuncakları falan iş alemine taşıyan insanları pek anlayamıyorum.


Bir kere kesinlikle bir gerçek var ki; iş hayatı hayatımızın çok büyük bir bölümü ve kendimizden birşey katmak da çok doğal bir istek ama bunun çokda hassas bir çizgisi var. Takımımızın forması, atkısı ıvırı zıvırı bilumum biz olan öğeleri masamıza doldurmak karakterimizi yansıtıyorsa da, benim tercihim az ve öz obje ile bende burda oturuyorum diyebilmek.


Kendi odam olduğunda özel oda sahibi olma kriterlerini de ele alacağım ama o güne kadar değişmeyecek bir fikrim var ki; en güzel ofisin evinizdeki ofis olduğu.


Nasıl desem;


evdeki huzur zenginlik budur:)

4 yorum:

farawaysoclose dedi ki...

kafayı işe çok takınca çıldırıyor insan, boş ver biraz, biliyorum zor ama "salla gitsin"!
en temel kural - sen mi kurtaracaksın şirketi/memleketi?
aklına mukayet ol, sağlığına dikkat et, en mühimi bunlar :) ve tabi dediğin gibi huzur..

Adsız dedi ki...

bence işyerini en güzel yapacak şey kinder süpriz yumurtadan çıkan süper oyuncaklardır.. bir iki ıvır zıvır da konabilir masaya ama ben şahsen koyup duruyorum, sonra bir an geliyor, laagggnn bu ne kalabalık, yetti laaggnnn diyip hepsini cekmeceye tıkıyorum. sonra bosluktan sıkılınca tekrar piyasaya sürüyorum.. karakterimi yansıtacak pekbir şey var mı masamda bilmiyorum..
KUSBURNU

farawaysoclose dedi ki...

bugün fark ettim, artık çoktan 30unu geçmiş ve hala "küçük kız çocuğu sesi" taklidi yapan kadınları bir kaşık suda boğmak istiyorum!!

Fery... dedi ki...

ne kadar uzak bir konu, bi masa sahibi olmak ve onu kişiselleştirmek :) nasıl bir şey bu, benim bir kalemliğim bilem yok :) danışmanlık da böyle bir şey işte cancağazım...