3 Aralık 2008 Çarşamba

"hiç yorma anladım ben seni"


AYÇA ŞEN / 02/12/2008



ÇIKIŞI OLMAYAN YAZI


Bu yazıyı giriş bölümü olmadan yazmaya karar verdim. Her şey zıddıyla var olur diyorlar; demek ki, aynı zamanda çıkışı da olmayan bir yazı olacak. Buna mukabil, hepinizi tarihe mal ediyorum değerli okur.


Bayram tatili için çoluk tombalak Ankara’ya gitmeyi planladım büyük bir özgüvenle. Yataklı trenle şekil yapayım, ilk kez bir karara imza atayım dedim, ama hınca hınç doluymuş, hayatta aldığım ilk karar da tedbirli insanların tatil hırsları yüzünden suya düştü.Olsun, ama en azından denedim. Kendime kararlar dünyasından bir karar seçtim, elimde patladı ama bilet gişesine kadar bir işi götürdüm. :)


İlk kez. Oğlumun çizgi filmlerinden birinde uçtuğuna inanan bir oyuncağa bir diğer oyuncak ‘Bu uçmak değil, bu, şaşaalı bir düşüş’ demişti. Neye nasıl baktığınla ilgili garip bir şekil hayat. Buna da boyut diyorlar sanırım. Dolayısıyla aldığım ilk kararı sonuçlandırmanın hiç önemi yoktu; aşk, şevk ve gayret dolu bir düşüş, hissis, odun gibi bir yükselişten 40 kez daha iyidir. ‘Hareketsiz yolculuk’ diye bir şarkı vardı 90’larda, mevzu seyahat değildi, gişeye varmaktı. Hakikaten enerji önemli. Bütün dünyayı birbirine düşüren, insanlığın varoluş sebebi enerji.


Hayat efor sarf etmeni istiyor. Netice alsan da, almasan da. Sen eforunu sarfet, gayretini, elinden geleni yap, gerisini boşver. Yani yapmadıkların için de- pişmanlık ve vicdan azabı duyma. İçten içe suçluluk duygusu duymak, bireyleri de, toplumları da mahvediyor. ( NE YAZIK Kİ) Bu gayret meselesine öyle çok kafayı takmıştım ki bir dönem (en ufak detaya kadar,) kiralık ev ararken her köşeye bakmış, her emlakçıya gitmiş, taban tepe tepe hal olmuştum.


Bundan 10 sene kadar önce ev sahibi bir yandan evden çık diye bastırıyor, bir yandan ne yaparsam yapayım uygun evi bulamıyordum. Tam umutsuzluğa kapılıp yine zırlamaya başlayacaktım ki, birden bire içimi çok derin bir ferahlık kapladı. Bu rahatlıkla kaslarım gevşedi, garip bir genişlik bütün ruhumu sardı.Oturdum koltuğa, biraz da meydan okur gibi, “N’oluyo ya, bu ne yeistir; ben elimden geleni yaptım. Şehirdeki bütün evleri gezdim, ya pahalılar, ya küçükler, ya rutubetliler ama elimden geleni yaptım. Artık sıra sende” dedim. Artık o dediğime ister ‘Allah/Tanı’ deyin, ister Buda ya da evrensel sistem deyin. Birkaç saat geçmeden arkadaşım bir akrabasının tam da benim istediğim gibi evini kiraya vermek istediğini söyledi. Hayat boş oturmanı istemiyor. Enerji açığa çıkarmanı istiyor.Elinden geleni yap, kendine acıma, suçluluk duyma. Hayatın istediği enerji komisyonunu ona ver, her tür işine koşuyor.Uğraşmak, gayret etmek, yılmamak, uzun vadede bir de özsaygı kazandırıyor. Çok özsaygı konçertosu biri olduğumdan değil ama eminim işe yarıyordur.Evet, yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, giriş bölümü olmayan yazının çıkış bölümü de zor olur. Şimdi sessizce dağılalım ve birbirimize bir söz verelim: Bu tip boşluğa düştüğümüz, içimizin kuruduğu dönemlerimizi sonradan birbirimizin yüzüne vurmayalım.Buna rağmen ısrar ediyorum: Gayreti elden bırakmamak önemli hadise.Bir sonraki yazımızı cinlere karışarak yazmayı planlıyorum. Çünkü ben elimden geleni yaptım.



Gündem utansın.

Hiç yorum yok: