23 Ekim 2008 Perşembe

"we only got 4 minutes to save the world"


Simdi efendim aslında yazmak istediğim iki birbirinden farkı konu şeysi var. Birinden başlıyacağım diğerinin de sonunu getirebilirsem, buyrun size şimdiden bir çorba.

Öncelikle Pazar gününden mevzu bahis açmak istiyorum hiç gerek yokkene... Efendim benim neznimde istanbulun bazı semtleri 40 yıl uğramasam mutlu olurum türündendir ki, mecidiyeköyde bunların en başında gelir mesela. Aslında mecidiyeköy sanırım birçok istanbullu için aynı hissiyatı oluşturan biryerdir. Tabii kaderin karşısında hissiyat falan kalmıyor ve bu fenerbahçe taraftarı galasatasaray- fenerbahçe maçının olduğu gün mecidiyeköyde galatasaraylıların arasına düşmek zorunda kalabiliyorsunuz. Mecidiyeköy e mi yanıyım, insan kalabalığına mı, o insan kalabalığının galatasaraylı olmasına mı bilemedim. Ama kesinlikle taraftar ayrımı olmaksızın söylüyorum; derbi maçına gitmek gerçekten psikolojik bir vaka. Yani ben o ara sokaklarda yürürken, gerçekten fenerbahçeli olmaktan ötürü korktum, ama işin daha da komik yanı fenerbahçelilerin yanından geçerkende korktum. O yüzden aklı başında olan insanların, böle mühim gün vakit zamanlarında maçla ilgisi yokkene o sokaklara girmemelerini şiddetle tavsiye ederim. Zaten test edip onayladığım için söylüyorum; stadın sesi hem bizim mahalleden hemdeeeeee yıldız parkından bile duyulacak güçte, bunada maşallah diyoruz... Bu kadar gerilimin sonucunda bari kazansak da şampiyon olsak hissiyatınız daha da baskınlaşırken, ne oluyor, püfff diye sönüyorsunuz, ezeli rekabette tarih tekerrür ediyor; gariban olan güçlü olanı yenerek (örn: UEFA şampiyonluğu sonrasında Johsonlu galibiyetimiz) boğazımıza düğümü oturtuyor. Valla Mansurcum da bu maç o maç diye yazdı, bizimde içimizde az biraz korku vardı gerçek oldu, ondan şaşırdım yıkıldım diyemem ama yinede haftaya Sivasspor taraftarı olacağımı belirtmeliyimJ

Birinci konumuzu böle derin bir hüzünle nihayete erdirdikten sonra; daha iç açıcı ikinci konumuza geçmekte sakınca görmüyorum. Şimdi efendim daha önce söyledim mi bilmiyorum ama ben justin timberlake’i gerçekten ama gerçekten pek beğenirim. Böle onun klipleri çıkınca saçma salak bakakalırım mesela... Hiçbirzaman madonna hayranı olmadım, bilakis yaş/ kas oranı yüzünden de fazlasıyla gıcığımdır kendisine. Ama popüler kültür insanıyım ondan her güzel şarkıya atlarım, severim falan filan. Misal 4 minutes şarkısı içinde aynı şey oldu benim için, durup durup tick tock tick tock yapabiliyorum. Haftasonuda bolca tv izleme fırsatım oldu, number 1 da sağolsun madonna weekend olduğundan bu klibi habire yayınlandı bende aynı ağzı açıklıkla klibi izleyip durdum. Şimdi ben özümde kazulet bir insan olduğumdan fiziksel atletiklere karşın hayran olma hastalığım var, bundan da mütevellit o danslar falan ne güselll diye izliyorum, justin.e bakıyorum, saçlarını azıcık kestirse acaip süper olur diyorum falan, ama asıl hadise ordaki madOAnna şeklinde söze dökülemeyen vurguda. O ne güzel bir madOAnnaa deyişidir öle yahu, şarkıya başka bişey katmasa bile bu söz için kendisine şahsım nezninde hayranlıklarımı sunuyor, ismimdeki ğ .den ötürü vurguda sorun yaşayacağımızdan benim ismimide söylese birkere böle hayalini kurmadan satırlarımı noktalıyorum.


Malumunuz tick tack time is waiting....

Üstat'da yayınlanma tarihi: 29 Nisan 2008

Fotografın alındığı siteyi ayrıca belirtmek istedim: http://gaytimes.files.wordpress.com/2008/08/justin-timberlake1.jpg

Hiç yorum yok: